Fetva Meclisi
Soru
Kadir gecesi nasıl değerlendirilmeli?
Cevap
Benzer fetvalar
Rabbimizden, Ramazan ayının bereketini sağanak sağanak üzerimize yağdırmasını niyaz ederiz. Evet, aradığımız gece, Ramazan içinde saklı Kadir gecesidir ve bunun için Allah Teâlâ Ramazan gecelerini ihya etmeyi Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin örnekliğinde göstermiştir. O gecede affedilmiş olmak bu dünyadaki her şeyden değerlidir. Arzuladığımız da budur. Nitekim Ramazan'ın tam bir imanla hakkıyla geçirilmesi sonucunda geçmişimizin temizleneceğine dair sahih hadisler vardır. Müjde af olma müjdesidir. Yine Kadir gecesini bir kişinin bilmesi durumunda yapması gerekeni soran hanımı Aişe annemize Peygamber efendimiz, Allah'tan affedilmeyi istemesini tavsiye etmiştir. Kıldığımız teravih namazları, tilavet ettiğimiz sure ve ayetler, yaptığımız iyilikler, hep bu af olmaya vesile olması için fırsat amelleridir. Son on gün özelindeki İtikâf ibadeti de buna yöneliktir. Gecenin ihyası ise her şeyden önce farz ibadetlerin yerine getirilmesi ile olur. Yatsı ve sabah namazlarını vaktinde cemaatle kılmış biri genel hatlarıyla gecesini ihya etmiştir. Hanımlar ise kendi başlarına kıldıklarında aynı sevabı yakalamış olurlar. Öte yandan böylesine mübarek geceleri şeytanın çalmak için uğraşacağı da unutulmamalıdır. Farzlar kadar değerli bir başka konu da günaha, özellikle de kul hakkına girmemektir. Mesela; insanın ailesi ile tartışmalı ve kavgalı geçirdiği geceler büyük bir kayıptır. Belki de teravihleri kaptırdığı, gönül kırdığı için kul hakkından dolayı vebal taşıdığı geceler olabilir. Özetle söyleyecek olursak geceleri uykusuz kalıp sabaha kadar namaz kalmak değildir bizden beklenen. Tam bir kul olma bilinciyle hataya düşmeden, önce asıl görevlerimizi ahlakımızla, hakkıyla yerine getirip sonra da üzerine, gücümüz yettiğince affedilmeyi hak edecek işler yapmaktır. Bundan sonrası için Kadir gecesini değerlendirmek isteyenler için şöyle bir yol haritası çizebiliriz: Her geceyi Kadir olma ihtimali ile değerlendirin. Sizi günaha sürükleyecek ortamlardan kaçının. İkinci bir insana karşı yanlış yaparak kul hakkına girmemek için özen gösterin. Tartışmayın, dilinizi tutun, yumuşak olun, affedin, görmezden gelin, dua edin. Özellikle de anne baba, eş, kardeş ve evlada karşı çok daha sabırlı ve merhametli olun. Gecenizi ve gündüzünüzü heba edecek faydasız, lüzumsuz işlerden uzak durun. Sosyal medyanızı geceleri kapatın. Vaktinizi boşa harcamayın. Akşam ve yatsı namazınızı geciktirmeden kılın. Sonrasında kendinizi dinç hissediyorsanız yavaş ve rahatça gücünüz yettiği kadar teravih namazı kılın ve yoğun bir şekilde dua edin. Yorgunsanız dinlenmeye geçin. En az dört saat uyuyun, sonra kalkıp az da olsa gece namazı kılmaya gayret edin. Namaz kılamazsanız bile sadece dua ve istiğfar için kalkın. Okuyabilirseniz Kur'an okuyun. Ezber ya da yüzüne okuyabilirsiniz. Bunu imsak vaktine yakın bir zaman dilimi içinde de yapabilirsiniz. Hastalık ya da ev hali, insan her zaman aynı durumda olamayabilir. Böyle hallerde niyetinizle Allah'ın size sevap yazdığını bilin ve üzülmeyin, strese girmeyin. Gece uykusunu ihmal etmeyin. Üstelik gündüz yoğun meşgaleniz varsa, çocuklarınızla ilgileniyorsanız dinlemeniz ibadet gibidir. Sevap sadece namaz ve tilavetle kazanılmaz. Evlatlarınıza olan görevleriniz, ailenizin geçimini sağlamak için verdiğiniz helal rızık mücadelesi de ibadettir. Gündüz bunları sağlıklı bir şekilde yerine getirmek için gece uykunuz şart olabilir. Farz olan ibadetleri yerine getirip haramlardan kaçtığınız sürece uykuda olmanız size zarar vermez. Kadir gecesine de zarar vermez. Fırsatınız varsa gündüzün öğle vakti öncesi ya da sonrasında da kaylule dediğimiz kısa uykudan faydalanabilirsiniz. Allah'tan hepimiz için afiyet ve aile huzuru niyaz ederiz. Ümmetimiz için ıslah, kendimiz için de arınma vesilesi olsun Ramazanımız.
Kadir Gecesi Kur’ân’da belirtildiğine göre, içerisinde bu gecenin bulunmadığı bin aydan daha hayırlıdır. Kur’ân, Ramazan ayında (el-Bakara, 2/185) ve bu gecede indirilmiştir. (el-Kadr, 97/1) Kadir gecesinin Ramazan ayında olduğu kesindir. Ancak hangi güne tekabül ettiği konusunda farklı rivâyetler vardır. Zirr b. Hubeyş anlatıyor: “Ubey b. Ka’b’a (r.a.); İbn Mes’ud’un (r.a.), ‘Senenin bütün gecelerini ihya eden kimse Kadir Gecesine tesadüf edebilir’ sözünü hatırlattığımda, bana şu cevabı verdi: ‘Kendisinden başka ilah olmayan Yüce Allah’a yemin olsun ki, Kadir Gecesi Ramazan ayındadır. Kadir Gecesi; Resûlullah’ın (s.a.s.) bize namaz kılmamızı emir buyurduğu gecedir. O da Ramazan’ın 27. gününün gecesidir. O gecenin alameti, o gecenin sabahında güneşin beyaz ve ışınlan gözü almayacak şekilde doğmasıdır.’” (Müslim, Salâtü’l-müsâfirîn, 179 [762]) Abdullah b. Ömer’den gelen bir rivâyette Hz. Peygamber (s.a.s.), “Kadir gecesini aramak isteyen 27. gecede arasın.” (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 2/27 [4808]) buyurmuş, böylece 27. geceyi ibadet ve zikirle uyanık olarak geçirmemizi tavsiye etmiştir. Kadir gecesinin Ramazan ayının 27. gecesinde olduğu (Müslim, Salâtü’l-müsâfirîn, 179-180 [762]) genel kabul görmüş olmakla birlikte, Ramazan’ın son on gününün tek gecelerinde (Buhârî, Fazlu leyleti’l-kadr, 3 [2017] Müslim, Sıyâm, 207 [1165]) veya son yedi gecesinde aranması ile ilgili farklı rivâyetler de vardır. (Buhârî, Fazlu leyleti’l-kadr, 2 [2015-2016]; Müslim, Sıyâm, 205-206 [1165]) Dolayısıyla Ramazan’ın son gecelerini Kadir gecesiymiş gibi değerlendirmek tavsiye edilir.
Kadir gecesi dışında, ‘gece’ olarak ihya edilmesi, kat’i naslarla sabit ve sarih bir gecenin olmadığı doğrudur. Dilimizde kandil geceleri olarak bilinen geceler, dolaylı yollarla toplanmış delillerle yaşatılmaktadır. Bu hususta şu notları tutabiliriz: 1- Kadir gecesi açık ve sabit delillerle ihya edilmesi istenen bir gecedir. Ancak, kadir gecesinin ihyası bizim abarttığımız şekilde değildir. Gecelerin nasıl ihya edileceği konusunda bir abartı olduğunu söyleyebiliriz. Bu abartı aslında, yirmi yedinci gece diretmesinde de vardır. 2- Diğer gecelerin de Kadir gecesi gibi ihya edilmesi konusundaki teşvik, çok eskilere dayanmaktadır. Ama ilk üç nesilden ciddi bir bilgi akımı yoktur. Şu kadar ki, dış görünüş itibarı ile bu gecelerin canlı tutulmasında dini motifler açısından yarar vardır. ‘Bari bir kaç gecesi gafletten kurtarma’ düşüncesi, o geceler üzerinde yoğunlaşan vaizler ve davetçilerin temel düşüncesidir. Bir de, faziletler ve nafileler konusunda zayıf hadislerle de amel etme ruhsatı bunu teşvik etmektedir. Son zamanlarda: ‘Bırakın insanlar bir iki gece kötülükten uzak kalsın.’ tarzındaki tezler öne sürülmektedir. Öbür taraftan da, bid’atin nesinde hayır olacak ki’ diyenlerin de kendilerine göre kuvvetli tutanakları vardır. 3- Mesela, mirac gecesinin ihya edilmesine dair bir delil açık olarak yoktur. Buna rağmen mirac gecesi neredeyse Kadir gecesi gibi algılanabilmektedir. Ama Kudüs davası, Mescid-i Aksa orada durmakta ve hiçbir mirac gecesi onu geri getirememektedir. Bir çelişki içinde olduğumuz aşikârdir. 4- Bu ve benzeri konular, tartışılmasında Müslümanların hayrı olmayan konulardır. İki taraf da birbirini asırlardan beri ikna edememiştir. Sadece Müslümanlar arasında gereksiz kin ve uzaklaşma sebebi olmaktadır. İyi niyetle yapıldığına inandığımıza göre birbirimize müdahale etmemeliyiz. Herkes, doğru bildiğini diğer mü’min kardeşini rencide etmeden yaşamalıdır. Allah’tan sebat üzere bizi tutmasını niyaz ederiz.
Kadir gecesi, Allah Teâlâ’nın Ramazan ayındaki sırrıdır. Son on günde olacağına dair işaretler vardır ama net bilgi yoktur. Sadece bir geceyi Kadir Gecesi diye bilip diğer geceleri ekran başında geçirdikten sonra Kadir Gecesi de karanlıklarda kaybolup gitti demektir. Maazallah.
Siz kadir gecesini Ramazan ayının yirmi yedinci gecesi olarak belirlediğiniz için bu tereddüde düşüyorsunuz. Kadir Gecesi Ramazan ayında bir gecedir ama yirmi yedi diye bir kesinlik yoktur. Bir geceye sıkıştırılmış bir umut olarak görmenin sonucudur bu durum. Aksine Ramazan ayını bütünü ile ihya edebilenler için böyle bir ıskalama tereddüdü oluşmaz. Asıl olan da budur. Siz Ramazan ayını bütünü ile alın. Kadir Geceniz kesin olsun.
Selamünaleyküm. 1- Yüzde yüz mübarek gece diyebileceğimiz tek gece KADİR GECESİDİR. 2- Kadir gecesi için bile muayyen bir ibadet yoktur. 3- Şu gecenin ibadeti diye ortaya konan ibadetlerin dayanağı yoktur. 4- Asıl olan Müslüman'ın bu tür fırsatları, hayatının bütün için bir değişim sebebi yapmaktır. O değişim yerine, belli bir zaman dilimini belli bir ibadetle geçirmeyi yeterli bulmak bid'attir. Anlatılan budur.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
-Ona iman ederek: Allah’tan indiğine, indiği gibi hiçbir müdahale görmeden kaldığına tek bir kelimesi hatta harfinin dahi değişmemiş olduğuna, içinde ne varsa kayıtsız ve şartsız teslim olunacağına iman etmek, bu iman ile amel etmek. -Ona hak ettiği saygı ve ilgiyi göstererek: Çünkü o, Rabbimizin sözüdür. Ona saygı Rabbimize saygıdır. İbni Abbas radıyallahu anhuma diyor ki: ‘Kim Allah’ı sevme iddiasını test etmek istiyorsa kendisini Kur’an’la ölçsün; eğer içinde Kur’an sevgisi varsa o, Allah’ı sevmektedir. Zira Kur’an Allah’ın sözüdür.’ -Hayatlarını ona adayanlara, adı onunla anılanlara farklı ilgi göstererek: O Allah’tan Cebrail’e , ondan peygamber aleyhisselama, ondan da ağızdan ağza devam eden bir halka zinciri ile taşınıyor. Onu öğrenmek o halkaya katılmaktır. İlki Peygamber aleyhisselam, sonrası Cebrail ve Allah olan bir zincire katılmaktır. Onu okumayı da kendine has tecvid, talim gibi inceliklerini gözeterek yapmak esastır. Onu okurken bir kitap gibi okumaktan çok, Rabbimiz ile konuşur gibi, O’nu dinler gibi okumak; mahzun ama umut dolu bir yürekle doya doya okumak, okurken coşmak imanın gücünü gösterir. Zaman zaman okumak yerine istikrarlı bir programla okumak, okumayı günlük bir vird haline getirmek en güzelidir. -Ne dediğini anlamaya, anlaşılan üzerinde düşünmeye çalışarak: Okuduğu her ayeti konusu ne olursa olsun kendisi ile ilgili görüp, onda hayatına uyarlayacağı şeyler aramak, okumanın sayısal çokluğu ile değil etkisi ile ilgilenmek esastır. -Yürüyen Kur’an olarak: Asıl olan da budur. Ne diyorsa ona göre yaşamak, onu hayatın ilk ve yegane kural koruyucusu görmek, onunla ahlaklanmak, dostunu dost düşmanını düşman bilmek, ver dediğini vermek al dediğini almak… Yürüyen Kur’an olmak.
Bir insana orucun farz olması için, - Müslüman olması, - Akıllı olması, - Ergenlik çağına gelmiş olması şarttır. Bu şartları taşımayanların oruç tutması farz olmaz. Ancak oruç tutarlarsa, tuttukları oruç ibadettir.
Ramazan oruç ayıdır. Farz olan oruç Ramazandadır. Dinimizin geçerli saydığı bir özür olmadıkça oruç, Ramazan ayından sonraya ertelenemez. Ertelemenin caiz olması için şu özürlerden birinin bulunması gerekir. Bu özürler genel çizgilerdir. Her Müslümanın kendisine mahsus durumu, ilim ehline danışarak karar vermesi gerekir. -Hastalık: Bir hasta, oruç tuttuğu takdirde hastalığının artmasından veya uzamasından korkarsa oruç tutmayabilir. Hastalığın durumu, geçmiş tecrübelerden bilinebileceği gibi, uzman bir doktorun tavsiyesiyle de öğrenilebilir. Hastalığı iyileşince tutmadığı oruçları kaza eder. İyileşmenin belli bir zamanda olması gerekmez. Yıllarca uzasa bile vebale girmesi söz konusu değildir. -Yolculuk: Ramazan ayında en az doksan kilometre mesafeye yolculuğa çıkan kimse oruç tutmayabilir. Gittiği yerde de on beş günden az kalacaksa ve kendisine ait bir yer değilse orada da oruç tutmayabilir. Yolculuk hâli bitince tutmadığı günleri kaza eder. Oruç tutmasında bir güçlük yoksa yolcunun oruç tutması daha hayırlıdır. Çünkü yolcunun oruç tutmaması sadece bir izindir. Sırf oruç tutmamak için yolculuğa çıkmak, oruç tutmamaya ruhsat oluştursa da iman zayıflığına delalet edeceği için tevessül edilmesi yanlış bir hareket olur. -Tehdit Edilmek: Orucu bozmak için ölümle veya vücuduna bir zarar verilmekle tehdit edilen kimse, orucunu bozabilir. Bu tehdidin inandırıcılığı önemlidir. Bozduğu orucu sonra tutar. -Gebe ve Emzikli Olmak: Hamile veya emzikli olan bir kadın, oruç tuttuğu takdirde kendisine veya çocuğuna bir zarar geleceğinden korkarsa oruç tutmayabilir. Hamile veya emzikli kadının oruç tutup tutamayacağı ile ilgili kararı uzman bir doktorun tavsiyesi ile verebileceği gibi kendi kararını kendisi de verebilir. Sütünün kesildiğini tecrübe etmesi, ayakta duramayacak hâle gelmesi, ciddi baş ağrısı, baş dönmesi gibi nedenlerle karar verip, oruç bırakabilir. Böyle bir kadının oruç tutmamasının hiçbir günahı yoktur. Hamileliğinin ileri günlerde olması da şart değildir. Hamilelik ve emziklilik hâli sona erince tutmadığı günleri kaza eder. -Şiddetli açlık ve susuzluk: Oruçlu bir kimse, açlık veya susuzluk sebebiyle aklının bozulmasından veya vücuduna ciddi bir zarar geleceğinden korkarsa orucunu bozabilir. Bu konuda bilhassa yaz aylarında susuz kalmanın doğuracağı tehlikeli sonuç dikkate alınır. Ancak, susamakla, susuzluktan bayılmak gibi bir durum arasında önemli farklar olduğu bilinmelidir. Sonra uygun bir zamanda tutmadığı oruçları kaza eder. -Yaşlılık ve Düşkünlük: Vücudu günden güne düşen ve oruca dayanamayan iyice ihtiyarlamış olan kimseler oruç tutmayabilir. Böyleleri için belirli bir yaş oranı yoktur. Önemli olan vücudun ayakta duramayacak hâle gelmesidir. Bunlar sonradan da orucu kaza edemeyecekleri için tutamadıkları her günün orucu yerine fidye verirler. Bu özürlerden biri nedeniyle oruç tutamayan mü’minin Ramazan gününde yemesi ve içmesi günah değildir. Ancak Ramazanın azametini dikkate alarak, yemeyi ve içmeyi aleni yapmamak gerekmektedir.
Orucun sahih olması için niyet etmek şarttır. Niyetsiz oruç makbul değildir. Ramazan orucuna, akşamdan itibaren kuşluk vaktine kadar niyet edilebilir. Şöyle ki: Normal olarak oruca, sahur yemeğini yedikten sonra niyet edilir. Ancak sahurda uyanamayıp yeme içme zamanının bittiği imsak vaktinden sonra kalkan bir kimse, güneş doğmuş olsa bile kuşluk vaktine kadar o günün orucuna niyet edebilir. Yeter ki imsak vaktinden sonra orucu bozacak bir şey yapmasın. Niyet oruçta da diğer ibadetlerde de esasen kalp ile olur. Yani geceleyin, yarın oruç tutacağını kalbinden geçiren kimse niyet etmiş demektir. Oruç tutmak düşüncesi ile sahur yemeğine kalkan kimsenin bu düşüncesi uygulamalı bir niyettir. Oruca kalp ile niyet etmek yeterlidir. Ancak kalp ile yapılan bu niyeti dil ile söylemek müstehap görülmüştür.
Kur’an, levh-i mahfuzda kayıtlı olup, Allah Teala’nın Cebrail vasıtası ile Peygamber aleyhisselam efendimize vahyettiği kitaptır. Mushaf ise, o kitabın kağıda yazılıp ciltlenmiş şeklidir.
Oruç tutmaya gücü yetmeyen düşkün ve yaşlı kimseler ile iyileşme ümidi olmayan hastalar, Ramazan ayının her günü için bir fidye verirler. Fidyenin tutarı aynen fitre kadardır. Fidye vereceği yıl, verilen fitre ölçü alınarak verilir. Fidye, fitre verilebilen fakirlere verilmelidir. Herhangi bir hayır gibi kullanılmamalıdır.