Fetva Meclisi
Soru
Hocam aşure duası okuyan o sene ölmez, ölecek olana okumak nasip olmaz deniliyor. Bunun İslam'da geçerliliği var mıdır?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Allah'tan afiyet ve iyilik dilemek esastır. Ölüm için ise, hayırlı olan o ise ölüm dilenebilir. İyilik peşinde olmak, bir an daha fazla yaşayıp hasenatı artırmak gaye olmalıdır.
Duaya kaldığınız yerden devam ediniz. Baştan almanıza gerek yoktur.
Bu konuda farklı görüşler var ve şu görüş kesindir diyemeyeceğimiz bilgilerdir onlar.
Bizim mesleğimiz dinimizdir. Dinimizden daha değerli bir şeyimiz olamaz. Olağanüstü denebilecek bir iki istisna belki geçici bir açma ruhsatı oluşturabilir, sıradan meslekler için böyle bir ruhsat yoktur. Dinimizden alıp dünyamıza verecek tek bir hüküm yoktur. Dünyamız dinimize feda edilmelidir.
Dinin temel unsurlarını bilmemek özür sayılamaz. Mesela meleklerin varlığını bilmemek diye bir özür olamaz. Bu çizginin dışındaki bilgileri mesela meleklerin isimlerini bilmemek bir özür olabilir. Ve genel olarak şunu söyleyebiliriz: Bilmemek zamana, mekâna ve kişiye göre değişebilir bir durumdur ama temel kural yukarıda söylenendir.
Bu durumu oradaki heyetten münasip bir dille rica ederek tolere edip edemeyeceklerini öğrenin. Size farklı bir gün veremeyeceklerse ibadet için olmayan bir okuyuş gibi okuyabileceğinizi umarız. Zira aynı durumdaki kadının dua niyeti ile âyet okuması caiz görülmüştür.
aşure konusundaki diğer fetvalar
Sahih sünnette böyle bir dua emrine rastlamadım. Duanın muhtevası güzel ve hoşa gider olsa da onu Peygamber aleyhisselam emretmiş gibi değerlendiremeyiz. Güzel bir dua, iyi bir iş olabilir ama “şu vakitte, şu netice için” şeklinde bir çizgi çizildiğinde aslının sünnette olmasını isteriz. Sünnette olmayan bir şeyi ise ibadet gibi kullanmak olmaz. Buna kaynak aramak da yokları saymak gibi bir şey olur.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin on muharremi bağladığı konu, Firavun’un boğulması konusudur. Bunun haricindekilere kaynak aramak, asıl mecrayı değiştirmek olur. İlgilenmemek gerekir.
Aşura isimli çorbanın/tatlının özel dinî bir anlam yüklenerek kutsanması başka şey, bir mü'minin ehline ikramda bulunması başka şeydir. Aşure yerine gayet pahalı bir tatlı ikram edilse insanlar ona o gün aynı alakayı gösteriyorlar mı? Neden göstermiyorlar? Çünkü aşure tatlısı, tatlıdan çok din eksenli bir kavram olarak kullanılmaktadır. Reddettiğimiz de budur. Bu bir ilavedir dine, asla kabul edemeyiz bunu.
Selamünaleyküm. Peki Uhud için hangi tatlıyı tavsiye edersiniz? Bir tufanı tatlı ile hatırlama, bu ümmetin işi olabilir mi? Siz Nuh aleyhisselamın kavminin başına geleni anlamadınız zannederim. Tufan ve tatlı! Bir kere o tatlıdaki yiyeceklerin hangisi o gün vardı sizce; gemideki yiyecekler arasında ceviz mi, badem mi, fıstık mı, gül suyu mu? Ben sizin gibi düşünmüyorum güzel kardeşim. Elbette siz düşünebilirsiniz, anlaşılmayanı da anlatırsınız ama ben sizin kadar rahat olamam. Allah yardımcımız olsun, hatalarımızı, eksiklerimizi, eksik bıraktıklarımızı mağfiret buyursun. Dualar edin bize.
Selamünaleyküm. Nafile ibadetlerin bir sebeple bozulması durumunda iade edilmeleri vaciptir.
Ne düşündüğümü gayet açık söyledim: -Böyle bir ibadet yani yapılınca Allah'ın sevap yazdığı bir iş yoktur. Ne Kur'an'da ne Sünnet'te ne de Ebu Hanife'de yoktur. Sonradan uydurulan her şey gibi bu da bid'attir. Ama bid'at olan aşûre değil onun sevap maksatlı yenmesidir. -Eğer aşûre, Nuh aleyhisselamın hatırasına yeniliyorsa bunun adı çirkinliktir. Dokuz yüz elli senelik cihadı yapan o, tatlıyı yiyen biz ama her ikimiz de cennetteyiz. Ne güzel değil mi? Ne kolay cennet! Böyle yapa yapa bir şeyimiz kalmadı. Medine deyince zaten hurma akla geliyor. Mekke deyince de binalar... İstanbul deyince de fetih yok otel var, nerede bu dinin çetin yönleri, nerede Allah dostlarının hatıraları, kala kala onlardan bir tatlı kaldı bizim nasibimize... Bunları dedim, diyorum, diyerek öleceğim inşaallah. Allah'a emanet olun.