Fetva Meclisi
Soru
Bir mü’minin Atatürk'e bakış açısı nasıl olmalıdır?
Cevap
Benzer fetvalar
Mü'min olarak yaşamak, küfrün tuzaklarına düşmemek olduğu kadar nefsin ve şeytanın hilelerine de takılmamaktır. Bir de en az onlar kadar önemli bir imtihan da çevre bataklığında boğulmamaktır. Çünkü çevremizi yok saymaya gücümüz yetmez. Zaten mümkün de değildir. İnsanların hepsinin iyi olduğu bir toplum düşünülemez. Toplum ne olursa olsun, mü'min olarak şahsiyetimizi korumak ve Allah'ın istediği tarzda yaşamak hedefimiz olmalıdır. Elbette tam istenen gibi olmayacaktır. Ama bizim hedefimiz en iyisine doğru koşmaktır. Durduk yerde sorun üretmeye de gerek yoktur. Kâfir kâfirliğini yapacak biz de imanımızın gereğini. Kendimizi müdafaa etmek zorunda kalmadıkça da sorun üreten olmayacağız. Zaten bizim samimi yaşantımız, Allah'ın yardımının bizimle olmasını sağlayacak, kalpler bizim lehimize yumuşayacaktır.
Peygamberler de bununla karşılaştı. İnsanların bir veya iki nasihatle akıllanacaklarını nasıl düşünürüz? Bu bir. İkincisi de şudur: Bizim vazifemiz hak bildiğimizi izah etmektir, kalpler Allah’ın elindedir. Kimsenin hidayetinden sorumlu değiliz biz, vazifemizi yaparız gerisini de dinin sahibine bırakırız. Öyle her tepkinin önünde eriyecek olsak varlığımızı tüketiriz bilmeden. Bu açıdan tekrar düşünmeye çalışın.
Bize doğrudan yararı bulunmayan tartışmalara girmemiz makul değildir. Aklımızı, vakit ve enerjimizi dikkatli kullanmalıyız. Sözünü ettiğiniz isimlerin her birinin artıları muhakkak vardır. Ama Ümmet nazarında sorunlara da neden olmuşlardır ki onlar hakkında kesin konuşanlar bulunmaktadır. Ben, kâfir kelimesini ulu orta kullananların rahat bir iş yapmadıklarını düşünüyorum. Yanlışları konuşulmalı ama hüküm Allah'a bırakılmalıdır. En iyisi kendi akıbetimizle ilgilenmektir.
Biz insanlar olarak Allah'a iman ederiz veya birileri etmez. Allah’a iman ettiğimize göre imanımızı da Allah kabul eder veya etmez. Bizim gibi bir insanın imanımızı kabul etme ya da reddetme hakkı yoktur. Âlimlerin “iman şöyle olur, şunu yapan imana aykırı düşmüş olur” gibi beyanları bize yol göstermiş olur. Başkalarının imanları ile oynamak, yok kabul etmek ateşle oynamaktır. Allah Teâlâ hepimize akıl fikir versin. Kâfirler dururken mümin olduğunu söyleyenlerle uğraşmak akıl işi değildir diye düşünürüz. Herkesin önceliği kendi imanı olmalıdır. İmanın içini salih amellerle doldurmak da ikincil hedefi olmalıdır. İmanla yaşayıp ölmek Allah'a iman etmiş bütün nesillerin en büyük emelidir. Başkalarını dinden atmak, imanlarını şöyle veya böyle yok kabul etmek Müslümanca değildir, akıllıca da değildir. Eğer iman hususunda bildiğimiz hakikatlere ters bir durum görürsek onu söyleriz, ikaz ederiz ama şahıslar üzerinden kimseyi “sen şöylesin” şeklinde mahkeme kararı gibi kararlarla itham etmeyiz, edemeyiz.
Selamünaleyküm. Bu soruların ve endişelerin tamamı doğru olan bir noktadan hareketle söylenmektedir. Doğru bir noktadan hareketle söylenmesi uygulamada da doğru olmayı gerektirmiyor. Dinimiz, boğulup gitmemizi emretmiyor. Çare üretmek zorundayız. Mesela bugünkü camileri devlet değil Müslüman halk inşa etmektedir. Eğer camiler dırar mescidi ise bu çok tabii olarak o camileri inşa edenlerin de münafık olmalarını gerektirir. Çünkü dırar mescidini münafıklar inşa etmişti. İmanı ilgilendiren konularda bu kadar aşırı tepki, kendi kendini yemek gibi bir şeydir. Daha mutedil olmak gerekir.
Selamünaleyküm. Kabiliyeti olan bir Mü'min, kabiliyetini nerede kullanıp dinine hizmet edebiliyorsa orada bulunmalıdır.