Fetva Meclisi
Soru
elamünaleyküm hocam. Benim sorum kınamak ile ilgili; Hocam, toplumumuzun durumu inanılmaz kötü. Resmen batı bataklığındayız, battık nefes alamıyoruz. TV programlarında bazen görüyoruz, ilgi çekmek için resmen çıplak dolaşan insanlar, yapmacık hareketler vs. Bilgisayarım ile TV aynı odada, annemler izliyor mesela. O programlarda o kızları o halde görünce dayanamıyorum laf ediyorum annem de kınama başına gelir diyor. Sokağa çıkıyorum camiye gidene kadar neler görüyoruz... Çok üzülüyorum hocam. Biz namaz kılıyoruz da oruç tutuyoruz da bu toplum için ne yapıyoruz? İnanın rahat uyuyamaz oldum. Ne yapmalı ve nasıl bakmalıyım bu kınama olayına? Birini kınamak kötü müdür? Yüzüne söylemiyorum.
Cevap
Benzer fetvalar
Evet, aklı olan herkesi hayretler içinde bırakacak, uykusunu kaçıracak ağır bir felaket yaşıyoruz. Allah'ın mülkünde aciz kullar olmanın en net tablosunu oluşturduk. Böyle büyük bir felakette kalbi olan herkes sıkıntı çeker. Hiçbir şey yokmuş gibi olmak mümkün değildir. Sabretmek nedir bunu da anlamış olacağız. Böyle bir durumda psikolojimizin ayakta duramayacak hale gelmemesi için şu hususlara önem vermeliyiz: a- Olayın nedeni, niçinleri gibi ayrıntılarına ve bilimsel boyutlu yorumlarına girmemeliyiz. Bilimsel yorumları ehline bırakmak doğru olandır. Gereksiz zihin meşguliyeti oluşturur, korkuyu artırabilir. b- Bölgede sayısını Allah'tan başkasının bilemeyeceği kadar insan kardeşimiz ya öldü, ya da ölümün kovaladığı zor anlar yaşıyor. Hastalık, soğuk, açlık ve çaresizlik içinde kıvranıyor. Elimizden ne geliyorsa profesyonel yollarla onlara ulaşmalıyız. Bir ekmek, bir bardak su bile olsa bir şeyler yapmaya çalışmalıyız. Bizim desteğimiz kimseyi kurtarmasa da bizi vicdan azabından kurtarır. c- Bu olay bize dünyanın niteliğini ve faniliğini iyice izah eden bir ders olmalıdır. “Dünya budur, böyledir” diyebilmeliyiz. Bir matem ortamı oluşturup kenara çekilmek şeklinde olmayan dersler çıkarmalıyız bu olaydan. Dünyanın dost ayırmadığını ama onu iyi kullananı seçtiğini anlamalıyız. Boş “keşkeler” yerine ciddi değerlendirmeler yapmalıyız. Siyaset başta olmak üzere özel menfaatlerimizi bu afetin ve sonuçlarının önüne geçirmemeliyiz. d- Şeytan, bizi içten çökertmek için bu musibeti kullanabilir. Ona alet olmamak için ne gerekiyorsa ihmal etmeyeceğiz. Günlük ibadetlerimizi aksatmamak en başta yapmamız gerekendir. Muhakkak bir zikir programımız olmalıdır. Günde yüz defa şu zikir, yüz defa bu zikir gibi bir plan yapmalıyız. Çokça Kur'an okumak bir çaredir. Özellikle de bu dönemde KEHF suresini sık sık sesli bir şekilde okumalıyız. e- Aile içi ilişkilerimiz, arkadaş çevremiz, akrabalarımız bir nevi ciğerlerimiz gibi etkilidir. Birbirimizi incitmemeye, zaten gergin olan ortamımızı biraz olsun muhabbetle kollamaya önem vermeliyiz. Bu dönemde bari birbirimize daha müsamahalı, görmezden gelmeye çalışır olmalıyız. f- Bu tür musibetler anında iki yoldan birinden gitmek kaderimizdir. Birincisi: Derdimizi konuşup bir kenarda mızmız ederek vakit geçiririz. Elimizden dünya da gider ahiret de. Bu açıkça felaket üstüne felaket olur. İkincisi ise başımıza gelen felaketten sonra her şeyden önce o felaketten maddi manevi ibretler çıkarırız. Elimizden gelen her türlü çareyi kullanırız. Yeni bir hayat ve yeni bir huzur arayışı içinde oluruz. Sonra da Rabbimize sığınır ve dualar ederiz. Bu da bizim dünyamızı huzur olarak kazanmamız ve ahirette ecir sahibi olmamız anlamına gelir. Bu ikinci yolu tercih etmemiz gerekiyor. Dinimiz bunu emreder, akıl da bunu gösterir. Allah yardımcımız olsun.
Selamünaleyküm. Evvela sizin bu konudaki sözleriniz evinizde sorun olabilir, kendi ellerinizle huzurunuzu kaçırabilirsiniz. Siz uzak durun derim size. O kişi için de söylenecek bir şey yok, herkes cennete girecek diye bir şart mı var. Zaten onların yeniden nikâhlanmaları ne kadar mümkündür onu da bilmeliyiz. Sizin yapacağınız, zorunlu bir durum olmadıkça ondan uzak durmanız, çocuklarınıza mesafeli bırakmanızdır. Allah sonumuzu hayretsin.
Selamünaleyküm Allah'a ve ahiret gününe iman etmiş olan her mümin Suriye'deki durumun, İslam'ın ve insanlığın aleyhine olduğunu ve git gide de durumun daha da ağırlaştığını anlar, bilir. Buna göre de hiç bir mümin, oradaki durumu sıradan bir olay, 'beni ilgilendirmez bir durum' olarak göremez. Ahirete iman ile böyle düşük bir anlayış kesinlikle aynı kalpte birleşemez. Suriye için bir şeyler yapmak imanımızın gereğidir. Yapılacak şeyin ne olacağına karar vermek ise en az o yapılacak iş kadar önemli olmalıdır. Bugün, bizim şehirlerimizden oralara cihat maksadı ile gidenlerin binlerce kere daha fazlası oradan buralara gelmiş durumdadır. Oradaki gençlerin buraya gelenlerinin yerine buradan oraya gidenlerin bulunması, oturulup müzakere edilmesi gereken bir durum olmalıdır. Özellikle tekit ederek söylüyorum: Suriye'deki durum tam anlamı ile bir cihat durumudur. Cihat ise mümin insanın kulluğu ile alakalıdır, asla savsaklanamaz! Bunu bir kenarda bekleterek şu tespitleri yapmak isterim: 1- Suriye'de büyük bir cihat ortamı vardır. Küfür dişlerini göstermiş, Müslüman insanın kanı akmıştır. Durum cihat açısından nettir. 2- Suriye'de maalesef diş gösteren küfürle beraber bir iç fitne de kök salmıştır. Müslümanlar arasındaki Şiilik fitnesi orada bir yayılma ve kökleşme dönemine girmiştir. Suriye öncesine göre bugün Şiilik, daha düşmanca bir yayılma ve imha hamlesi içindedir. Suriye, önümüzdeki yakın dönemde unutulması zor Şiilik facialarına sahne olmuştur. Oraya gidenler için bu ayrıntı, gitmenin önemi ve riski bakımından önemlidir. 3- Bir başka sorun da şudur: Suriye'de Müslümanlar arasındaki gruplaşmalar kök salmış ve özellikle Selefîlikle tesmiye edilenler ile diğer gruplar arasında, birbirlerinin kanı pahasına da olsa derin sürtüşmeler süregelmiştir. Bunun doğurduğu sonuçlardan biri olarak da ne yazık ki, 'fiili cihadı sadece Selefi akımın yapabileceği, onlar yapınca da ölçüsüz cihat yapar ve zarar verirler' şeklindeki algı da derinden derine inandırılmaya başlanmıştır. Gidecek kardeşlerimizin böyle bir saplantıya alet olmaları, yapmayı murat ettikleri cihada ters düşeceklerini bilmeleri gerekecektir. 4- Suriye'de bugün, savaşacak insandan çok desteği işe yarayacak insana ihtiyaç vardır. Bilhassa siyasi kimliği olanların desteği daha da önemli durmaktadır. Bizi ziyarete gelenlerle yaptığımız istişarelerde, bunu açıkça beyan ettiklerine şahit olduk. Netice olarak şu noktaya gelmek isteriz: Gençlerimizin Türkiye'den oraya cihat etmek için gitmelerinin FARZ-I AYN diyebileceğimiz bir düzeyde olmadığını düşünüyoruz. Yerinde ve işe yarar bir iş yapmak için gidilebilir belki ama bu, bütün FARZ-I AYN olmayan ibadetler hükmündedir. Mesela ebeveyn izni olmadan gidilmesini caiz görmüyoruz. Burada yapmaları gerekenlerle orada yapabilecekleri arasında makul bir denge olması ise ayrı bir zarurettir. Gençlerin heyecanla iş yapıp en azından daha faziletli olandan mahrum olmamalarını tavsiye ediyoruz. Heyecanla aklı, akılla realiteyi birleştirmemiz gerekir. Bu da ciddi bir istişare ile mümkündür. Selamünaleyküm. Nureddin YILDIZ facebook.com/nureddinyildiz twitter.com/nurettinyildiz İnstagram.com/nureddinyildiz
Selamünaleyküm. İnsan susayınca deniz suyu içer mi? İnsanların cazip ve şirin görmeleri için bir bayanın giyinmesi bunun gibi bir şeydir. Bir de dinimizi buna alet etmiş oluruz. Bunun yerine VAKARIMIZI KORUMA siyaseti izlememiz daha iyidir. Bu vakarımızı koruma siyaseti ise şöyle olmalıdır: - Yüzde yüz tesettür içinde olalım. - Tesettürümüz kendi başına bir ziynet olmasın. - Teşhir için kendimizi zorlamayalım. - İlgiye iltifat etmeyelim. - Artı bir ilgi sebebi çıkarmayalım. Gerisine Allah yardım edecektir. Kalpler Allah'ın elindedir; dilediğini yönlendirir, delideğini de köreltir. Siz ne yaparsanız yapın, kalbi kilitli olanı çekemezsiniz. Müezzinler daha güzel ezan okudu diye insanların namaz kılma oranı artıyor mu? Bunu da öyle kabil edin. Kendinizi kurtarın, onları da Allah kurtarsın. Dualar ederim size.
Selamünaleyküm. Güzel kardeşim, Şeytan sizi alkol ve benzeri haramlarla vurabileceği gibi temiz duygularınızla da vurabilir. Dikkat etmelisiniz. Güzelin peşinde olmak, helak olmak değildir. Daha teennili olmanız gerekir. Ne orada ne de Türkiye'de aradığınız yer yoktur. Siz, aradığınız yeri icat edeceksiniz biiznillah. Daha kapsamlı ve daha rahat düşünmeye çalışın. Sabırlı olun.
Kızım, itirazım var sana. İtirazımın gerekçelerini de sayayım: Elhamdülillah, imanın var. Allah’ı, Peygamber aleyhisselamı, onun ümmetini… biliyorsun. Hâlinin iyi olmadığını itiraf edecek bilincin var, hatanı itiraf ediyorsun. Daha güzelinde olman gerektiğini anlıyorsun. Kötüyü övmeyen, beğenmeyen bir anlayışın var. İbadetlerden tamamen kopmadın. Namaz gibi bir ibadeti yapabiliyorsun. Sabah namazı kılabilmiş bir mü'minsin. Allah’ın rahmetini ve mağfiretini hatandan daha büyük ve kurtarıcı görüyorsun… Bunlar basit şeyler mi sence? Bu yapabildiklerinin şükrünü yapman gerekmez mi? Hayır, bunlar çok değerli ama şeytan seni, içinde bulunduğun kaosta boğmak istiyor ve beceriyor. Ayağa kalkabileceğin hâlde kalmaman için seni nefessiz bırakıyor. Kendine gel. Mü'min olmanın azametini düşün. Beğendiğin ve imrendiğin mü'minlerin otomatik olarak iyilerden mi olduklarını zannediyorsun? Herkesin şeytanla öyle veya böyle bir boğuşması vardır. Ona teslim olanlar eriyip gidiyor, onunla ölesiye boğuşanlar sonunda kazanıyor. Gerçek budur. sen böyle düşünmekle kendi bataklığını derinleştiriyorsun. Silkin ve kurtul biiznillah.