Fetva Meclisi
Soru
Hocam, biliyorsunuz bayram ziyaretlerinde genelde tali konular konuşuluyor. Biz bu anları nasıl değerlendirebiliriz? İnsanlara neyi aşılayabiliriz. Nasıl cümlelerle kurbanı en iyi ifade edebiliriz?
Cevap
Benzer fetvalar
Kelimenin tam anlamı ile bir fitne zamanında yaşıyoruz. Kadın için de erkek için de zaman fitne zamanıdır. İmanımızı ve iffetimizi korumak asıl cihadımız olmuştur. Ne yazık ki asıl vazifemizi unutmuş gibi bir hayat yaşamaktayız. Bu nedenle İstanbul veya başka bir şehirde ya da köyde yaşayan mü'min insan bu hassasiyeti koruyarak yaşamak zorunda olduğunu bilecektir. Bunun için: Gereksiz yere gezmeyi, çarşı pazarda dolaşmayı risk almak olarak göreceğiz ama Allah’ın nimetlerinden kendimizi mahrum etmemizin de gereği yoktur. Kıyafetimizi ve diğer bize görev olarak düşen tedbirleri alacağız. Mesela kadın, sadece tesettürlü olmayı yeterli bulmayacak, aynı zamanda ilgi çekici olmamayı da önemseyecek. Her türlü tedbiri aldıktan sonra dışarı çıkacağız. Kendimize göre alacağımız tedbirler muhakkak vardır: Sokakta sakız çiğnemeyebiliriz. Dış alanda dondurma yalama rehaveti göstermeyebiliriz. Fotoğraf çekme bahanesi ile gevşemeyebiliriz. Kahkaha ile gülmekten vazgeçebiliriz. Arkadaşlarımızla el şakası yapmayabiliriz. Bindiğimiz vasıtalara dikkat edebiliriz… Yaşadığımız ülkede yasal haklarımızı ve yasal zorunlulukları iyi bilecek ve basiretli mü'min olacağız. Eti yenmeyen kuşlardan olmamız gerekiyor. Tek kalmamaya, bir mü'min arkadaş çevresi ile bulunmaya dikkat edeceğiz. Tek kalmanın şeytana yem olmaya daha yakın durduğunu bileceğiz. İbadetlerimizi ihmal etmeyeceğiz. Planlamalarımız mesela namaza göre olacak. Günlük Kur'an tilaveti ve zikir gibi takviyeleri alacağız. Bu bizim, bir nevi antibiyotik kullanmamız gibidir. Her şeye rağmen Rabbimizin açtığı tevbe ve istiğfar kapısından geri kalmayacağız.
Bu bakış tarzı yanlıştır. Bayram dediğin ninenin yanında çikolata yeme günü ise elbette sen ağlamalısın. Bayramı balon şişirmek olarak gören çocuk da ağlamalıdır. Gerçek şudur: İnsanların şekerlerle, tebrik mesajları ile hissettikleri bayram, hayatımızdaki günlerden sadece biridir. Takvimlerin yazdığı günde gelir, o gün bitince de çeker gider. Bizim bakışımızda ise hayatımızın bütünü ne ise bayramımız da odur. Yıl bizim için nasıl geçip gidiyorsa bayram adı verilen gün de öyle geçip gidecektir. Bütün bir yılı iyi geçirebilen için bir bayram günü iyi olmasa ne olur ya da bütün yılı kötü olan bayramda balon şişirse ne olacak? Çocuklar bayrama sadece o günü görerek bakabilirler, büyükler ise bayramın öncesini ve sonrasını görmek zorundadırlar. Neden bayram ediyoruz ve sonrasında ne olacak sorularının cevap bulmadığı bir bayramı neden beklesin aklı başında bir insan? Evet, neden beklesin? Bayram, balon şişirme ya da balon gibi şişme zamanı olmamalıdır. Bugün dış görünüşü ile garip bir bayram yaşıyoruz. İnsanlar bir araya gelemiyor, bir araya gelsek birbirimizin ölümüne neden olabiliriz diye endişe ediyorlar. Ne garip bir görüntü değil mi, birbirimize mutluluk vermek için bir araya gelirsek birbirimize zarar verebiliriz diye endişe ediyoruz, hayret doğrusu! Yakın yıllarda böyle bir bayram günü görmedi insanlar. Dileriz, böylesi de bir daha olmasın. Daha garibi ve taşınması zor olanı da gelebilir Allah göstermesin. Şunu anlamamız gerekiyor: Sadece bayram günleri ile hayatı değerlendirenler için tasavvuru bile çetin olur böyle bayramlar. Hayatı bütünü ile ‘sonunda bayram etmek için bir fırsat’ olarak görebilenler ise takılıp kalmazlar bu sıkıntılı günlere. Hayat, sonunda bayram etmek için şu anda elimizdedir. Becerip onu değerlendirdiğimizde hastalıklar, yokluklar, ayrılıklar, çileler, ıstıraplar, dertler… Her ne bunaltırsa bunaltsın bizi o bunaltan şey, sonunda bayram etmek için yaşadığımız bu hayatın içinde küçük bir nokta kadar bile görünmeyecektir gözümüze. Yeter ki sonunda bayram olsun. Sonsuz cennetler olsun. Fanilikten ebediliğe geçiş günümüz bayram olsun da gerisi esef etmeye bile değmez Allah’ın izni ile. Değerli kardeşim, böyle bak hayata, bayrama ve sıkıntıya. Bunu becerebildiğin zaman yaşadığın her gün senin bayramının arifesi gibi olur sana. Bunu beceremediğinde ise görüyorsun bayram bile dert olabiliyor. Acıdan bile lezzet almakla tatlıdan bile hasta olmak böyle bir şeydir senin anlayacağın. Hayata bizim beklentilerimizle bakmak yerine hayatı yaratanın bakmamızı istediği gibi bakmanın sonucu böyle yansır günümüze. Bayram edeceğimiz günümüze bizi yaklaştıran işlerimizin çok olmasına dualar ederim. Allah’a emanet ol.
Elbette bir mü'min olarak, insan olarak kardeşlerimizin başına gelen felaketten sonra üzüleceğiz. Etten kemikten yaratılmış zavallı insanlarız biz. Gerekiyorsa uykumuzdan ve gıdamızdan keseceğiz ve onlar için bir şeyler yapacağız. Fakat ölenle ölmek, boğulanla boğulmak da doğru değildir. Bu hayat devam edecek/etmelidir. Düğün derneğe ara veririz, keyifli oturumlar yapmayız ama hayat devam etmeli. Etmeli ki o kardeşlerimizin acılarına ortak olabilelim, devletin yaraları sarmasına yardım edecek desteklerde bulunalım. Yoksa depremzedelerin sayısı deprem devam etmediği hâlde artmaya devam eder. Bu nedenle şu hususlara dikkat edelim deriz: Deprem uzmanı olmamıza gerek yoktur. Herkesle her an aynı konuları gün boyu konuşup içimizdeki burukluğu derinleştirmemiz yanlıştır. Aynı konuları tekrar tekrar gündem yapmamalıyız. Bu günlerde haber bültenleri biraz da zorunluluktan sadece depremden ve depremzedeleri alakadar eden konulardan oluşuyor. Sürekli haber takip etmek sürekli yarayı kaşımaktır. Bunalan haber izlemeyi azaltmalıdır. Susadıkça tuzlu su içer gibi aynı yaraları gözümüzün içine soka soka anlatan haberleri izlememeliyiz. Şöyle bir soru sorabiliriz: Ben fazla haber izlemesem ne olur? Mesela depremzedelerin mağduriyeti mi artar? Elbette hiçbir fark olmaz. Biz fark etmesek de izlediklerimiz, dinlediklerimiz rüyalarımıza girecek kadar içimize siniyor. Buna bir sınırlama getirmeliyiz. Böyle zamanlarda nafile namaz kılmanın ve sesli Kur'an okumanın çok rahatlatıcı yönü vardır. Denemenizi tavsiye ederim. İşimiz ne ise o işimize yoğunluk getirelim. Mesela iki saat fazla çalışalım. Aile içinde bu gerginliğin birbirimize sataşma nedeni olmaması için bütün bireyler olarak oturup bir “susma, karşı tepki vermeme” sözleşmesi yapalım. Birbirimizi üç ay idare edeceğiz diyelim. Çocuklarımızın yaramazlıklarına biraz daha sabırlı olalım. Duanın rahatlatıcı yönünü asla görmezden gelemeyiz. Dua, acil kurtarıcı yönüyle dilimizde olmalıdır. Ve şu gerçeği artık anlayalım: Dünya budur, böyledir. Hiçbir depreme yakalanmayan da bir gün kendi depremi ile toprağa girecektir, yok bir çaresi. En iyisi ahiretimizi hazırlamak, ahiretimiz için hazırlanmaktır.
Selamünaleyküm Allah'a ve ahiret gününe iman etmiş olan her mümin Suriye'deki durumun, İslam'ın ve insanlığın aleyhine olduğunu ve git gide de durumun daha da ağırlaştığını anlar, bilir. Buna göre de hiç bir mümin, oradaki durumu sıradan bir olay, 'beni ilgilendirmez bir durum' olarak göremez. Ahirete iman ile böyle düşük bir anlayış kesinlikle aynı kalpte birleşemez. Suriye için bir şeyler yapmak imanımızın gereğidir. Yapılacak şeyin ne olacağına karar vermek ise en az o yapılacak iş kadar önemli olmalıdır. Bugün, bizim şehirlerimizden oralara cihat maksadı ile gidenlerin binlerce kere daha fazlası oradan buralara gelmiş durumdadır. Oradaki gençlerin buraya gelenlerinin yerine buradan oraya gidenlerin bulunması, oturulup müzakere edilmesi gereken bir durum olmalıdır. Özellikle tekit ederek söylüyorum: Suriye'deki durum tam anlamı ile bir cihat durumudur. Cihat ise mümin insanın kulluğu ile alakalıdır, asla savsaklanamaz! Bunu bir kenarda bekleterek şu tespitleri yapmak isterim: 1- Suriye'de büyük bir cihat ortamı vardır. Küfür dişlerini göstermiş, Müslüman insanın kanı akmıştır. Durum cihat açısından nettir. 2- Suriye'de maalesef diş gösteren küfürle beraber bir iç fitne de kök salmıştır. Müslümanlar arasındaki Şiilik fitnesi orada bir yayılma ve kökleşme dönemine girmiştir. Suriye öncesine göre bugün Şiilik, daha düşmanca bir yayılma ve imha hamlesi içindedir. Suriye, önümüzdeki yakın dönemde unutulması zor Şiilik facialarına sahne olmuştur. Oraya gidenler için bu ayrıntı, gitmenin önemi ve riski bakımından önemlidir. 3- Bir başka sorun da şudur: Suriye'de Müslümanlar arasındaki gruplaşmalar kök salmış ve özellikle Selefîlikle tesmiye edilenler ile diğer gruplar arasında, birbirlerinin kanı pahasına da olsa derin sürtüşmeler süregelmiştir. Bunun doğurduğu sonuçlardan biri olarak da ne yazık ki, 'fiili cihadı sadece Selefi akımın yapabileceği, onlar yapınca da ölçüsüz cihat yapar ve zarar verirler' şeklindeki algı da derinden derine inandırılmaya başlanmıştır. Gidecek kardeşlerimizin böyle bir saplantıya alet olmaları, yapmayı murat ettikleri cihada ters düşeceklerini bilmeleri gerekecektir. 4- Suriye'de bugün, savaşacak insandan çok desteği işe yarayacak insana ihtiyaç vardır. Bilhassa siyasi kimliği olanların desteği daha da önemli durmaktadır. Bizi ziyarete gelenlerle yaptığımız istişarelerde, bunu açıkça beyan ettiklerine şahit olduk. Netice olarak şu noktaya gelmek isteriz: Gençlerimizin Türkiye'den oraya cihat etmek için gitmelerinin FARZ-I AYN diyebileceğimiz bir düzeyde olmadığını düşünüyoruz. Yerinde ve işe yarar bir iş yapmak için gidilebilir belki ama bu, bütün FARZ-I AYN olmayan ibadetler hükmündedir. Mesela ebeveyn izni olmadan gidilmesini caiz görmüyoruz. Burada yapmaları gerekenlerle orada yapabilecekleri arasında makul bir denge olması ise ayrı bir zarurettir. Gençlerin heyecanla iş yapıp en azından daha faziletli olandan mahrum olmamalarını tavsiye ediyoruz. Heyecanla aklı, akılla realiteyi birleştirmemiz gerekir. Bu da ciddi bir istişare ile mümkündür. Selamünaleyküm. Nureddin YILDIZ facebook.com/nureddinyildiz twitter.com/nurettinyildiz İnstagram.com/nureddinyildiz
Bütün zamanlarda ve bütün mekânlarda MÜMİN OLARAK YAŞAYIP ÖLMEK erkek ve kadın her insanın birinci görevidir. Yaşadığımız hayatı ne kadar mümince yaşadığımızı sürekli test etmeye mecburuz. Bu mümince kelimesinin hakkını vermeden yapacağımız işlerin Allah katında bir değeri olmayacaktır. Bu barajdan sonra erkekler ve kadınlara göre, evlilere bekârlara göre, anne olanlara olmayanlara göre, zenginlere fakirlere göre diye bir tasnif yapabiliriz. Neyi ne kadar yapabileceğimizi biz takdir edebiliriz. Allah Teâlâ da zaten bilmektedir. Kabiliyetlerimiz, önümüzdeki fırsatlar, engeller toplanıp bir ortalama bulunarak neler yapabileceğimizi belirleriz. Mümin hanım kardeşlerimiz için şöyle bir planlamayı teklif edebilirim: 1- Bu zaman, herkesin öncelikle kendi imanını ve iffetini koruma zamanıdır. O kadar ki, her mümin erkek ve kadın, “ben de gidersem din gider” demelidir. Gerçekten de durum bu ince çizgiye kadar yanaşmıştır. Allah yardımcımız olsun. Önce imanımız ve iffetimiz, kendimiz. Önce bu. 2- İkinci olarak da kabiliyetlerimizi, fırsatları, yaşadığımız ortamı, aile yapımızı, siyasi konumu ve benzeri özel şartları tespit edip ne yapabileceğimizi belirleriz. Bu belirleme de, biz ve en yakınımızdan itibaren çevremize, şehrimize, ülkemize ve dünyaya doğru olmalıdır. İhmal edilmiş çocukların annelerinin hangi annenin çocuğuna hayrı dokunur acaba? Çocuklarımız, eşlerimiz, akrabalarımız, mahallemiz ve dünyamız... Sıralamaya dikkat edilmelidir. 3- Biz kuluz, kul da acizdir. Takatımız bir "hiç" niteliğindedir. Allah yardım ederse, bereket verirse bir şeyler yapabiliriz. Onun yardımını hak etmek diye bir derdimiz olmalıdır. İhlaslı, Şeriat'a uygun, istişareli işler yapmak gerekiyor. Mum gibi ışık verirken erimeden, güneş gibi enerji yitirmeden aydınlatmak gerekiyor. Kuluz, sabırdan ve duadan başka bir silahımız da yoktur. Hüküm Allah’ındır, bereket onun elindedir. 4- Kadın fitnesinin en hassas boyutu tam anlamı ile bir KADIN EKSİKLİĞİ olarak yansımıştır günümüze. Ortada bir kadın eksikliği vardır ne yazık ki! Buradaki eksiklik, kimilerine göre okumuş kadın, siyasetteki kadın, memur kadın, ticarette ve sanayide istihdam edilen kadındır ama ben onu kastetmiyorum. ANNE KADIN eksikliği vardır. Anaokulları yerine kendileri okullaşmış anneler eksiktir. Bu sözlerden kadınlarımız inciniyorlar ama sabrı tükenmiş, çocuğundan çok arkadaşlarının ne diyeceğine endişelenen anneler, anneliği eksik bırakan kadınlardır. Anne eksikliğinin git gide artacağı da açıktır. Gelecek kuşaklar tam anlamı ile ANNE KADIN eksikliği yaşayacaklardır. Çarşılarda ve farklı arenalarda heba edilen anneler, insanlığın kaybıdır aslında. Aynı zamanda EŞ KADIN da kayıplar arasındadır. Erkekle boş yarışına girmiş kadın, kendini kaybettiği gibi erkeği de uçurumlara itmiştir. Kadın, iki asırdır hakkını ararken avucuna konan hakların yerine şahsiyetini vermiştir. Kadın, çalışan, çalıştırılan, sömürülen olmuştur. Son zamanlarda kadının sırf "siyasete oy kazandırması" uğruna her dediğinin yapılması, en azından bir ilahiyat fakültesine gönderilmesi ve memurluğa tatlandırılması gelecekteki riski kaldırmıyor. Bu hakikati dile getirenler linç ediliyor olabilirler. Yarından daha yakın bir zamanda herkes gerçeği görecektir ama zamanı geçmiş gerçeklerin bir anlamı olmayacaktır. Bu nedenle mümin kadınların en önemli işlerinden biri, kadını mecrasına oturtmak olmalıdır. Allah yardımcımız olsun.
Mü'min olduğuna inandığımız sürece vermemizde sakınca yoktur, vermeliyiz de. Hatta mü'min olmayanlara bile verebiliriz. 'En iyisini' tercih sürecimizi oluşturalım yeter.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Kurban, Allah'a yakın olmak yani kulluğumuzu bilip, kulluğun hakkı ne ise onu yapmak demektir. Çocuklarımıza bu fani dünyanın aslını anlatarak, İbrahim aleyhisselamı örnek vererek, bilhassa İsmail aleyhisselamın kurban edilme meselesini zikrederek ve kurban kesecek isek bizzat çocuklarımızın kurban işleri ile alakadar olmasını sağlayarak bunu yapabiliriz. Şunu da biliniz ki, sadece kurban bayramı günlerine daraltıldığında bu eğitim yetersiz olabilir. Bütün hayatı aynı heyecanla yaşamak ve heyecanımızı hayatın her alanına yaymak gerekiyor. YAZIK OLDU İSMAİL'E isimli videoyu izlemenizi tavsiye ederiz. Allah yardımcımız olsun.
İsraf etmemek, harama bulaştırmamak şartı ile kurban etinden her şey yapabilirsiniz.
Ortaklardan birin ET YEMEK için hisse almasında sorun olur. İbadetlerden birini niyet ettikçe sorun yoktur. Şükür kurbanı da ibadettir.
Kızlarımız okusun, okumalıdırlar da. Yalnız kızlarımız diplomaya, kapitalizme, şöhrete kurban gitmesinler. İkinci sınıf işlerde bulunmasınlar. İtirazımız, bir neslin kapitalizme kurban edilmesinedir.
Kadının mahremsiz umre yapması konusunda Şafii müçtehitlerinin içtihadı da 'tam bir serbestlik' şeklinde değildir. Daha çok farz bir ibadet olan hac ve onun gibi bir umre için söylenmiştir bu sözler. Cihat niteliğindeki bir iş için de söz konusu olabilir bu ruhsat. Özellikle tavsiyemiz bu şekilde umre yapılmamasıdır.
Var olan bir nikahta sorun yoksa gereksiz bir iş olur. İkinci bir nikah yaptırmak zamanla sizi vesveseye düşürür. Asla tavsiye etmeyiz. Ortada tereddüt gerektirecek bir eksiklik şüpheniz varsa onu da bir ilim adamına danışarak yenilemeyi gerektirecek düzeyde olup olmadığını öğrenin.