Fetva Meclisi
Soru
Hocam beyin ölümü gerçekleşmiş bir hasta tıbbi olarak ölü sayılmaktadır. Dini açıdan da ölü sayılır mı? Beyin ölümü gerçeklemiş bir insanın kalbinin aileden rıza alınarak başkasına nakledilmesi caiz midir? Eğer değilse bir kalp hastasının kalp nakli için sıraya girmesi caiz olur mu?
Cevap
Benzer fetvalar
Dini kaynaklarımızda ölüm, ıstılah olarak ruhun bedenden ayrılması şeklinde tarif edilmekle birlikte bu ayrılışın zamanı ve şekli tanımlanmamıştır. Bu itibarla ölümün hangi şartlarda ve ne zaman gerçekleştiğinin belirlenmesi, yani ölümü tanımlamak tıbbın alanına girmektedir. Günümüzde birtakım tartışmalar olsa da hem tıp hem de hukuk çevrelerinde genel kanaat, beyin ölümünün “ölüm” olduğu yönündedir. Nitekim Organ ve Doku Nakli Hizmetleri Yönetmeliğinde organları alınacak kişinin beyin ölümünün gerçekleşmiş olması gerektiği ifade edilmiş ve “Beyin ölümü, klinik bir tanıdır ve bütün beyin fonksiyonlarının tam ve geri dönüşümsüz olarak kaybıdır.” şeklinde tanımlanmıştır. Bu doğrultuda Din İşleri Yüksek Kurulu konuyla ilgili mütalaasında; “Yaşam destek ünitesine bağlı bir kişi; beynin kesin olarak bütün fonksiyonlarını yitirdiğine ve bu durumdan geri dönüşün artık imkansız olduğuna uzman tabiplerce karar verilmesi şartıyla yaşam destek ünitesinden çıkarılabilir” diyerek beyin ölümünü ölüm olarak değerlendirmiştir (Din İşleri Yüksek Kurulu, 14.12.2006 tarihli mütalaası). Nitekim Mecmau’l-Fıkhi’l-İslâmî başta olmak üzere İslam dünyasının önemli fetva kurulları da beyin ölümünü “ölüm” olarak kabul etmiştir (Karârâtu ve Tavsiyâtu Mecmei’l-Fıkhi’l-İslâmî, BAE, 2011, Karar no: 17 (5/3), s. 114-115)
İnsanın bir bedeni bir de ruhu vardır. Ölümle beraber bedende değişiklik olur ama ruh kalır. Ölümle değişen sadece bedendir. Ruh ebedi kalmaktadır. Bu yüzden bir mezardaki ölüye selam verildiğinde selamı aldığı kabul edilmektedir. Ölümün bizim için beden olarak en ağır yarası sekarat hâlidir. Ancak tadanın bilebileceği ve onun da kimseye çektiğini anlayamayacağı yaklaşık olarak bir on dakikalık zaman dilimi, insanın hayattaki o son on dakikası ölümün en ağır yönüdür. Öldükten sonrası ise ruhun yaşadığı acılar veya nimetlerle doludur. Sekarat hâlinin en zor bölümü, İblis’in o anda iman çalmak için gelmesi durumudur. Bu sebeple akıllı bir mü'min “son nefes endişesini” asla kaybetmez. Onun için gayret eder, dua eder. O anda meleklerin görüldüğü Kur'an ile sabittir. Bu an, insanın tıbben yüzde yüz ölmüş olduğu andır. Hayat devam ediyor kabul edilebilecek bir durum için ölüm denemez. Bitkisel hayat dense de ona biz yine hayatta deriz. Tıbbın bu konudaki kararlarını fıkıh ilmi de benimser. Yani önce kalp mi ölür, beyin mi ölür; bu önemli değildir. Kişinin hayatı bitti ise veya dini ifade ile ruhu çıktı ise öldü kabul ederiz. Müslüman, ölümün felsefesi ile değil ondan sonrası ile ilgilenmelidir. Ölüm sonrasındaki berzah âlemi (kıyamete kadarki kabirde geçecek olan zaman) her müminin derdi ve gayret konusu olmalıdır. Allah Teâlâ’dan bize o günümüzde rahmet etmesini dileriz.
Selamünaleyküm. Genel kural, anne karnındaki canlıya müdahalenin yasak olması şeklindedir. Çocuk, özürlü olsa da olmasa da kural budur. İkinci bir kural ise şudur: Doğacak bir canlı, yaşayana zarar verecekse, yaşayanı kurtarmayı tercih ederiz. Bu noktadaki kararı da uzmanı olan verir. Tıbben geldiğiniz noktada, ikincinin hayatını kurtarmak birincinin kaldırılmasına bağlı ise doktorlar müdahale edebilir. Yalnız buradaki karar, tıbben muteber kurallar dahilinde olmalıdır.Geçmiş olsun, Allah size de yavrularınıza da afiyetler versin.
Selamünaleyküm. Organ nakli hususunda, muasır fukahanın yapmış olduğu toplantılardan çıkan sonuçları şu şekilde özetlememiz mümkündür: 1- İnsanın kendi bünyesinden bir parçayı başka bir yere nakletmek caizdir. Bu tedavinin, daha ağır bir zarar oluşturmama şartı vardır. Meselâ, koldaki bir arızayı gidermek için ayağından nakil yaparken ayağın felç olmasına neden olma gibi bir durum olmamalıdır. 2- Bir insandan başka bir insana nakil yaparken yenilenen parçalar nakledilebilir. Kan yenilenen bir parça olduğu için nakli caizdir. Verenin bağış yapma ehliyetine haiz olması gerekir. 3- Yaşayan bir insandan organ almak, o organın alınması ile verene eksiklik getirecek bir alma ise bu haramdır. Yedeği bulunan bir organ ise birinin alınması hususunda fakihler arasında farklı görüşler vardır. 4- Ölümü gerçekleşmiş bir insandan diriye nakil yapmak ise varislerin izni veya ölmeden önce kişinin bunu vasiyet etmesi ile mümkündür. 5- Bütün bu işlemlerin hiç birinde ticari bir işlem bulunmamalıdır. İnsan üzerinden ticaret haramdır. Sadece tıbben gereken masraflar karşılanabilir, insan organına değer takdir edilemez.
Selamünaleyküm. Duygusallıkla bakıldığında işi 'koyun yüzmek' şeklinde görebilirsiniz. İşe bir de bir insanın hayatının kurtulması gözüyle bakın, kendinizi öyle bir durumda hissedin. Bu meseleler zaten ittifak edilmiş meseleler değildir. Cevapta da hissetmişsinizdir, görüşler arasında bir tercihe işaret edilmektedir. Ortada icma edilmiş bir durum yoktur. Allah, bizi kullarına muhtaç olmadan bu âlemden alsın diye dua edelim.
Bu alan fıkıhla ilgili değildir. Tamamen uzman bir doktorun karar vereceği alandır. Fakih bu konuda sadece şunu söyleyebilir: Böyle bir karar ağır zaruret altında verilmelidir. Zaten uzman da bu kararı hasta için daha iyisi mümkün olmadığında vermektedir. Buna göre de fıkıh açısından bugün yapılan tıbbi uygulamalarda bir sakınca yoktur.
bağış konusundaki diğer fetvalar
Parayı göndermemekle hata etmiş olmazsınız. Bir mecburiyet oluşmamıştır.
Fıkıh kurallarına göre bir vakfı vakfedenin vakfa getirdiği şart, koyduğu kural kanun gibidir. O şarta sadık kalınmalıdır. Eğer vakfeden sadece Kur'an hafızları kullanacak dedi ise köy adına da olsa başka işler için kullanılamaz. Vakfeden esnek bir şart getirdi ise hayırlı her iş için kullanılabilir.
Bir insan mirasçıların mirası nasıl paylaşacaklarına etki edemeyeceği gibi mirasçılardan birine de vasiyet veremez.
Bu mesele kadim kitaplarımızda direkt geçmeyen bir meseledir, yeni gelişen tıp imkânları ile yapılabilmektedir. Muasır fakihlerin bir bölümü böbrek naklini caiz görmüşlerdir ama özellikle bazı şartların gerçekleşmesini de şart koşmuşlardır. Böbrek kaybı yaşayan için bütün tıbbi alternatifler bitmiş ve nakil son çare olarak kalmış olmalıdır. Bu nakille elde edilecek yarar muhtemel zararlardan fazla olmalıdır. Nakille beraber iyileşme ihtimali uzmanlarca yüksek görülmelidir. Böbrek verecek olan için bir tehlike söz konusu olmamalıdır. Böbrek, mükellef (akıllı ve baliğ) birisinin olmalıdır. Baskı ile alınmamalı, hür iradesi ile vermelidir. Böbrek nakli asla böbreği alınana ücret verilme şeklinde olmamalıdır. Ölüm veya kaza nedeniyle birisinden nakil yapılacağı zaman ölümü kesinleşmiş olmalı, ondan sonra böbrek alınmalıdır. Ölenden nakil yapılacaksa kendisinin ölmeden önce resmi bir bağış yapması ya da varislerinin bağış yapmaları şarttır.
Vakıfların hizmetlerinin reklamının yapılması sizin açınızdan bir iştir ve helaldir. Samimi bir çalışma yaparak ücretinizi de alabilirsiniz, umarız bundan sevap da kazanırsınız. Vakıfların böyle bir reklam yaptırırken: a. Asla yalan ve aldatma olmayan bir reklam yapmaları, b. Gerçek olmayan projeleri sunmamaları, c. Ayıracakları fonun zekât ve şartlı bağışlardan olmaması, d. Şeffaf ve kayıtlı bir harcama yapmaları onların dikkat etmesi gereken inceliklerdir. Siz, bu şartlarda bir sapma ve yanlış görüyorsanız öyle bir işi almamanız takvaya yakın olmanızı sağlar.
İnsanların birbirlerine yardımcı olmalarını emreden ve buna sevap vaat eden bir dinimiz vardır. İnsanın yardıma muhtaç olduğu her şey yardım edene sevap vaat edilen konudur biiznillah. Bir ünite kanın bir kasa dolusu para yardımından çok daha değerli ve acil olduğu bir zamanda kan bağışı sadakadır, insanlıktır, sevaptır Allah’ın izni ile. Kan verilen kişinin dini de önemli değildir, insan olması ona yardım edilmesi için yeterlidir.