Fetva Meclisi
Soru
Hocam sizi benim karşıma Allah çıkardı. Sormuş olduğum soruya vermiş olduğunuz bir iki cümlelik cevaplar bile beni üzerinde uzun uzun düşündürdü ve içime çok sindi. Az ve öz diye buna denir galiba. Benim yine bir sorum olacak "İffetine itimat ettiğiniz birine evlenmeyi teklif etmenizde de bir sakınca olmaz." demişsiniz ama böyle bir kişi karşımıza çıkmıyorsa aramak için özel bir çabaya mı girmeliyiz(bayan olarak) yoksa sabır ve dua sebeplerine sarılmaya devam mı etmeliyiz? Bu sorunuzun cevabı benim için çok önemli hocam içinde bulunduğum iç sıkıntısından çıkmak adına. Eğer özel bir çabaya girmek gerekirse bu çabanın mahiyeti ne olmalıdır?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm.Kızım, bir kere o kişi imam olduğu için siz onunla evlenseniz bu şekilde, onun adını lekelersiniz. Babasından rızasız evlenmiş bir kızın eşi olmak onu taciz edecektir. Bir de bu açıdan bakın olaya. Sorunlu biriyle evlenmeniz gerekmez. Eğer onunla haram bir yakınlığınız olduğu için meselâ el ele tuttuğunuz için bu kadar ilgi duyuyorsanız o takdirde hemen evlenin ki, haramla sizi ezmesin. Bilin ki baba duası sizi ömür boyu bırakmaz!
Selamünaleyküm. Bu, açık bir haddi aşmaktır. Söyleyebileceğimiz bir söz yoktur. Umarım anlattıklarınız aktarmada abartılmış sözlerdir.
Selamünaleyküm. Kesinlikle kendinizi 'evde kalmış' görmeyin. 'Olgunlaşmaya daha yakın' biri olarak görün. Yaşınız bitmişliği gösteren bir yaş değildir. Bir kere evleneceğiniz kişide arayacağınız vasıfları azaltın. On şartınız varsa bunları yavaş yavaş azaltarak pazarlığa girin. Böylece kendi yolunuzu tıkamış olmazsızın. Bir de çevrenizi değiştirin. Bir vakıf, dernek faaliyetine katılın. Yeni bir çevre edinin. Bulunduğunuz çevre sizin için ölü çevre olmuş olabilir. Özellikle de yatmadan önceleri kendinize boş vakit bırakmayın; tam yorgun olarak yatağa girin. Gün içinde de işler üretin kendiniz için. Namaz ve zikir dışında bir on dakikanız kalmasın boş olarak. Zaten dua da ediyorsunuz. Sabredin, aradığınızdan güzeline nail olun.
Selamünaleyküm. Hiç kimseye, asla bunları zikretmeyin. Sizinle beraber bunlar da ölsün gitsin. Siz de unutun. Tevbenizi koruyun. Sorulduğunda da bunlara cevap vermeyin.
Evlenecek erkek/kadın birinin eş adayının geçmişini inceleme hakkı vardır. Bu incelemede iki ölçüye dikkat edilmelidir: a. Kendi seviyesinin çok üstünde hayali bir eş adayı arayışını getiren inceleme anlamı düşük bir iş olur. b. Allah Teâlâ’nın örttüklerini açmak ve teşhir etmek mü'mince bir iş değildir. Bunun ötesinde bir inceleme yapılmalı elbette ama bu inceleme mesela bekâret sorgulaması düzeyine gelmemelidir. Neden? Bu sorgulama o kadar uç bir noktayı karıştırmaktır ki, öyle bir sıkıntı ihtimali bulunan kapıda zaten mü'minin işi olmamalıdır. Mü'minler olarak birbirimizi bilecek bir konumda bulunmaya mecburuz. Kim nasıldır acaba sorunu yüzeysel olarak tahmin edebiliriz. Ve özellikle evlilikler bir referans üzerinden yapılmaktadır genelde. O referansların niteliği de bizim için önemli olmaktadır. Bir genç kıza ‘bekâretin var mı?’ sorusu yöneltildikten sonra cevap ne olursa olsun sorunlu ilişkiler dönemi de başlatılmış olabilir. Evet, bir afet dönemine girdik. Erkeği ile kızı ile iffetin itibarsızlaştırıldığı dönemde yaşıyoruz. Bu doğrudur ama mü'minler olarak birbirimize bu kadar ağır ve hakir bir soruyu sormayı yıpratıcı buluyorum. Bu uç noktanın haricindeki sorgulamalar yapılabilir. Öyle veya böyle gerçek bir tevbenin gücünü unutmayacağız elbette!
Selamünaleyküm. Evlilik, Allah'ın koyduğu ve insan fıtratının gerektirdiği bir kanundur. Anne veya baba olmak bu kanunun önünde olmaya hak sahibi kılmaz. Evlenmenin sizin için farz olduğunu gördüğünüzde annenize itaat etmeniz gerekmez. Onu da kırmadan evlenin. Kendinizle alakalı sürecin ne durumda olduğunu en iyi siz belirleyebilirsiniz. Şu kadarını bilin ki, ateşin etrafında dönüyorsunuz. Nefsinize güvenmeyin, şeytana dikkat edin.
ashab konusundaki diğer fetvalar
Selamünaleyküm. Böyle bir uygulamanın ashab zamanında varlığını bilmiyoruz. Hoşumuza gitmesi bir işi ibadet yapmaz.
Böyle bir hadis çok yaygın olarak kullanılmaktadır. Ama SAHİH hadisler arasında böyle bir hadis yoktur. Zayıf denebilecek rivayetleri de çok azdır. Bu nedenle, ashabın faziletini beyan bakımından kullanılabilir bir söz olmakla beraber dini bir belge olarak kullanılamaz.
Bir yolda araç süren trafiğin bütün ihtimallerine hazır olmalıdır. Biz iman imtihanına talip olduk. Her türlü imtihana hazır olmak zornudayız. İmtihanların en ağırlarından biri mü'minin kendisi gibi din kardeşleri tarafından taciz edilmesidir. Bu gayet ağır biri mtihandır. Ashabı kiram üzerinden edebini bozanlar bu ümmetin laneti ile sabahlayacaklardır. Size tavsiyem katiyetle onlarla tartışmayın, onun yerine kendinizi yetiştirin. Daha iyisini yaparsınız. Bizim HADİSLERLE DİRİLİŞ derslerimiz arasından ashabı kiramla ilgili dersleri izleyebilirsiniz.
Evet, ashabı kiram (Allah onlardan razı olsun) melekler değildiler, bizim gibi insandılar. Hata etmiş olabilirler, ettiler de. Buna rağmen biz onları bizim gibi görmüyoruz. Zaten onların değeri, o hatalı durumlara rağmen kulluk merdivenlerini başarı ile tırmanmalarıdır. Sizin belirttiğiniz durum ise bambaşka bir durumdur. Bin yıl önceki BATINİYE hareketini şeytan yeniden canlandırdı, dinimizi içinden kemirmek istiyor. Bilim kılığı ile ashabı dillerine dolayanlar sadece İblis’in işini kolaylaştırmak istiyorlar. Çare yok, Allah imanını koruyan kulları ile bir konferansta eriyip giden cılız imanlı kullarını görecek, melekler buna şahit olacak! Hiçbir çaresi yoktur bunun. Bu bir imtihandır. O aklı kıtlar böyle konuşup gidecekler. Din biiznillah olduğu gibi kalacak. İmanını birilerine göre şekillendirmekte sakınca görmeyenler de nedametleri ile baş başa kalacaklar. Zaman dik durma ve binlerce dalgaya karşı yıkılmama zamanıdır. Sabret, diren ve erime.
HAVARİ yardım eden demektir. İsa aleyhisselamın iman edip ona yardım eden ashabına verilen bir isimdir. Peygamberlerine yardım edip onun yanında kalarak üstün meziyetlere sahip oldular. Onlar için bizim peygamberimizin sahabilerine benziyor denebileceği gibi sahabiler için de havariler denebilir. Yalnız ahsab her durumda onlardan daha faziletlidir.
Değerli kardeşim, bu belirttiğiniz özelliğe ÎSAR denir. Îsar, insanın başkasını kendisine tercih etmesidir, ben yemeyeyim o yesin gibi düşünmektir. Bu da Allah’ın en çok razı olduğu amellerden biridir. Allah onlardan razı olsun ashabın ensarı bu işi, Kur'an’ımızın beğenisi ile en üstün derecede yaptılar. Bu bir mü'min karakteridir. Yalnız şu bilinmelidir: Îsar/mü'min kardeşini kendine tercih etme işi ibadetlerde olmaz. Bu, dünyevi ihtiyaçlar, lezzetlerde olur. Şöyle örneklendirebiliriz: Mü'min bir insan, tek kişinin yiyebileceği kadar az olan bir yemeği “kardeşim doysun” diyerek diğer mü'min kardeşine verirse bu bir îsar/başkasını kendine tercih etme işidir, Allah’ın en çok razı olduğu nafile amellerden biridir. Aynı kişi mesela camide ön safta daha çok sevap kazanılıyor diye mü'min kardeşine oturduğu ön saftaki yeri vermesi böyle bir fazilet değildir. Ön safta sevap kazanmak bir manada kulun Allah ile olan ibadet bağlantısıdır. O bağlantıya bir başkası tercih edilemez. Zira bu durumda verirken kişi, kendisinden bir şey vermiş olmuyor, verdiği Allah’ın kulu üzerindeki ibadet hakkıdır. Allah’ın hakkından vererek fazilet işlenmiş olmaz. Bu çizgide diyebiliriz ki, ibadetlerde “kardeşim yapsın” mantığı olmaz. Aksine ibadetlerde yarış ve öne geçme vardır. Bunun en güzel örneği Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin camide ön safta namaz kılma hâlini izah eden hadisidir. “Ön saftaki kazancı bilse idiniz orada namaz kılabilmek için kura çekmek zorunda kalırdınız…”