Fetva Meclisi
Soru
Meslekçi arkadaşlarımızdan biri yoğun parfüm sürünen edebiyatçı bir arkadaşı Efendimizin kokuyla ilgili hadisini söyleyerek uyarmış. Hocam bazen uyarabiliyoruz fakat bazen sert tepkiden dolayı açıkçası uyaramıyoruz. Kıyafet, makyaj, kaş alma vb. işlemleri yapan arkadaşlar ki hükmü biliyorlar hatta aralarında ilahiyatçılardan da var, yine de uyarmak gerekir mi? Kendi kıyafetimiz, makyaj yapmamamız da fiili uyarıya geçer mi? Rabbim sizden razı olsun. İki tane evladım var, maili okuyunca onlara da dua ederseniz mutlu olurum
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Önce, bu işi yani ayakta kalma, imanı güçlü tutma işini, mü'min olmanın en büyük gereği olarak görmelisiniz. Ankara'da değil de Mekke'de bile yaşasanız bu imtihan sizi bulacaktı. Sizin özel sorununuz değildir bu. İmtihan olmak budur, peygamberler başta olmak üzere bütün mü'minler bu badireden geçmişlerdir. Bunu böyle bilmenizin size çok yararı olacaktır. İkinci olarak da aç bir çocuğun elindeki kekin hepsini ağzına sokmaya çalışması gibi bir tutum içine girip, bir haftada İslam'ın bütününü kuşatmaya kalkmayın; boğulursunuz. Adım adım ama geçmişin değerlendirmesini yaparak ilerlemelisiniz. Bu adım adımlığı, mesela tesettürde de uygulayabilirsiniz. Bir günde kapkara kıyafete girmek yerine bir sefirinde etek tipinizi, öbür seferinde baş örtüsünü derken bir yıla yayabilirsiniz tesettür durumunu düzeltmeyi. Diğer durumları da buna kıyas edin. Ara sıra evinizin dışına taşın. Bir mahreminizle beraber mesela İstanbul'da durumunu iyi gördüğünüz bir aileye açılın. Onların ne yaptıklarını izleyin. Eğer sizden iyi görrüseniz taklit edersiniz, sizden iyi değillerse hâlinize şükredersiniz, onlara tavsiyede bulunursunuz. Ne olursa olsun sakın umutsuz kalmayın, umut ve heyecan en çok muhtaç olduğunuz iki ihtiyacınızdır. Allah yardımcınız olsun.
Selamünaleyküm. Bir kere, kendinizi salmamaya kararlı olun. Bin kere yıkıldığımız yerde bin birinci kalkışa hazır olmalıyız. Bir fakülte ortamında, tam tesettür denebilecek kıyafetin zor olacağını kabul edebiliriz. Zor olanı elde edememekle onun için mücadele etmek arasında bulunmamız yeterlidir. Fakülteye devam ederken, mücadeleyi de bir fakülte gibi görün. En azami yapabileceğinizi yapmaya gayret edin. Allah yardımcınız olsun. Ayağınızı sabit, kalbinizi huzurlu kılsın.
Aleykümselam. Hayat böyle bir şeydir.Din de bu hayatta yaşanacak, hiç çaremiz yoktur. Siz, buna rağmen 'en iyi mü'min kadın' diye çağırılabileceğiniz bir güne doğru koşun. Şeytanın size, geçmişinizi karıştırtma tuzağına düşmeyin. O tuzağa düşerseniz, eski bataklıktan daha derin bir bataklığa saplar sizi bilesiniz.Evet, her şeye rağmen bir Meryemlik yarışına girebilirsiniz. Her şeye rağmen!Zaten cihat da budur. Bunun adına cihat demiyor muyuz? Umut bunun için değil mi?
Gayet hatalı bir tutum içindesiniz. Madem bir Müslüman olarak bakıyorsunuz bu hayata, size Peygamber aleyhisselam efendimiz: “Kıyamet koparken bile elindeki fidanı dik!” demedi mi? Bu saydıklarınız kıyametin başlama anından da mı beter? Belki de siz böyle düşündüğünüz için o işleri yapanlar cüret buluyorlar. Siz hayatınıza bakın. Siz Rabbinizi kaybetmemeye bakın. Siz kıyamet kopuyor olsa bile ve tek kalsanız dahi çocuklarınızı yetiştirmeye bakın. Yılmayın ve yıkılmayın. Şeytanı sevindirecek düşüncelerden uzak kalın. Bu sıkıntılar sizi daha fazla bastırırsa muhakkak bir psikologla görüşmelisiniz. Allah'a emanet olunuz.
Selamünaleyküm. Bir afet içinde kalmışsınız. Son nefese kadar umutla yaşamak zorundayız. Asla atmayın, kovmayın, umutsuz kalmayın. Dinden çıktığını söylemeyin, şeytana yardım etmeyin, bir milimlik kurtulma ihtimali varsa onu deneyin. Bir musibet içinde kalmışsınız, musibetinizi büyütmeyin. Dindarız diyorsunuz ama Avrupa'nın ortasında çocuk yetiştirilir mi onu düşünmemişsiniz. Sizin de hatanız olabilir. Sabırlı olun, gözünüzü yumun, acınızı içinize çekin. Çok dua edin.
Selamünaleyküm. Çok normaldir, iyidir de; neden merak ediyorsunuz, Rabbiniz var ve siz O'nun kulusunuz. Salın kendinizi O'na. Ondan sonra bastığınız toprak bile kurusun, endişelenmeyin. Kaç günlük dünya ki bu dünya? Yarın, cennetlerde bu sıkıntılarınızın sizi mutlu edeceğini bilin. Salın kendinizi Allah'ın rahmetine, gam etmeyin gerisini. Dertlere alışarak yaşayın. Dertlerden daha üstün olmayı bilin. Bakışınız böyle olsun rahat edersiniz. Yavrunuza sahip çıkın. Allah'a emanet olun. Allah kalbinize huzur, işinize bereket versin. Yavrularınız salihlerden olsun.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Selamünaleyküm. Cünüplük ve benzeri durumlarda içinde âyet bulunan kitaplara tutmamak kaidedir. Abdestte ise mesela fıkıh kitabına tutulabilir denmiştir. Bu zamanda deriden ayırt edilemeyecek kadar ince eldivenler vardır. Onları kullanarak kitapları okuyabilirsiniz.
Aleykümselam. Kendinize daha temiz bir iş arayışı içinde olun, mevcut işinize razı olmayın. Sabırlı olun ve büyük düşünün. Bunları da geçici sıkıntılar olarak görün. İbadetlerinizi ihmal etmeyin. Dua edin. Anne babanızın gönlünü yapın. Allah yardımcınız olsun.
Selamünaleyküm. Sürme veya benzeri bir ziynet, ‘bak bana’ ilavesi oluşturursa onun kendisi zaten sorun olur. Bunun ötesinde açık bulundurulması mubah olan yerdeki bakımın sakıncası yoktur.
Aleykümselam. Eşi vefat eden kardeşimiz, alabileceği kadar izin alsın. Zaruret noktasına gelince zaruret kurallarına göre hareket eder. Allah Teâlâ eşine rahmet etsin, ona sabırlar ihsan etsin.
Aleykümselam. Öyle veya böyle ezan duyulan bir yere dönmenizi muhakkak tavsiye ederim size. Hiç tereddüt etmeyin.
Aleykümselam. Peygamberlerden birinin adının sıradan bir insan gibi anılmasının abes olacağı her mü'minin bilebileceği bir meseledir. Muhakkak bir saygı ifadesi kullanılmalıdır ki, onların imanımızla alakalı bir isim olduklarını beyan etmiş olalım. Yalnız şunu da bilmeliyiz: Nasıl saygı göstereceğimizi biz belirlersek o saygı olmayabilir de. Ulemamızın izlediği yol ne ise biz de onu izlemeliyiz. HAZRET ifadesi, bu ümmetin ilk neslinin kullandığı bir ifade değildir. Bilhassa Arap olmayan halkların kültürleri içinde oturmuş bir kavramdır. Kelime olarak sakıncalı bir kelime değildir şüphesiz. Ne var ki, bu kelime SAYIN; MUHTEREM gibi anlamlar için kullanılırken bariz bir hataya neden olmaktadır. Allah Teâlâ, peygamberlerden biri, sahabelerden biri, meşayıhtan herhangi biri için kullanılırken bu isimlerin her birini eşit duruma getirmektedir. Bunu kabul etmemiz mümkün müdür? Yaygındır diye bir hatayı neden sürdürelim? Allah ve Mevlana kelimeleri için eşit anlam ifade eden bir kavram kullanılabilir mi? Siz de takdir edersiniz ki, ulemamızın edebine uygun olanı kullanmak daha makuldür. Allah için Teâlâ, Peygamber aleyhisselam efendimiz için aleyhisselam veya sallallahu aleyhi ve sellem, diğer peygamberler için aleyhisselam, sahabeden biri için radıyallahu anh, onlardan sonrakiler için de rahmetullahi aleyh kullanmak edebe en uygun olandır. Bunların hepsi için ismin başına bir HAZRET takmanın ne kadar kalbi rahat ettireceğini ise buyurun siz düşünün. Allah’a emanet olunuz.