Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Bir evi belli bir süre için peşin parayla kiralayıp da, süresi dolmadan evden çıkan kişi, oturmadığı günlerin kirasını geri alabilir mi?
Cevap
Benzer fetvalar
Evinize bir zarar verdi ise onun iki günlük kısmı kesip gerisini iade etmeniz daha uygun düşer.
Paranın kâğıt üzerinden alınıp verilmesinin her bir işlemi fıkıh açısından bir tereddüt olarak görülebilir. Bir ticaret konusunun, aynı anda iki akdi içermesi caizlik sınırlarını zorlar. Bu nedenle sözünü ettiğiniz birinci şık için gönül rahatlığı ile evet demek mümkün değildir. İkinci bölüm ise Hanefi fukahası arasında caiz görülen bir ticaret çeşididir. Ama prensibi tekrar hatırlatmak istiyorum: Bir akit iki tür anlaşmayı ihtiva ettiğinde ya da para bir dosyadan öbür dosyaya geçirilerek sürdürülen ticaretle kazanıldığında tereddüt gitmez. Allah'a emanet olunuz.
Kiralanan bir araziden kuraklık, dolu, sel baskını, çekirge istilası gibi bir afet sebebiyle ürün alınamazsa Şâfiî mezhebine göre kira feshedilemeyeceği gibi ücretten indirim de yapılmaz. (Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 3/484) Hanefî mezhebinde ise suyun kesilmesi nedeniyle sulanan araziden veya değirmenden faydalanılamaması örneklerinde olduğu gibi kiralanan maldan ürün alınmasına engel tabiî bir afet olması durumunda kiracı ücret ödemez. Çünkü yararlanma imkânı olmamıştır. (Merğînânî, el-Hidâye, 3/247) Arazi ekildikten sonra ekini çekirge yerse veya başka bir afet arız olursa; afet anına kadarki sürenin kirası ödenir. Afet anından sonra ise eğer araziyi tekrar ekerek başka bir ürün alma imkânı bulunursa kalan sürenin kirası da ödenir. Tekrar ekilip ürün alma imkânı bulunmazsa kalan sürenin kirası ödenmez. (İbn Âbidîn, el-Ukûdü’d-dürriyye, 2/120)
Kira akdi her iki taraf için de bağlayıcı olduğundan, yapıldıktan sonra taraflardan biri, geçerli bir mazereti veya diğerinin rızası olmadan tek taraflı olarak akdi feshedemez. Akdi feshedebilmek için kiracının iflas etmesi, başka bir şehre tayin edilmesi, işi bırakması iş değişikliği yapması veya kiralanan şeyin kiralama maksadına hizmet edemez hâle gelmesi gibi geçerli bir mazeretinin bulunması (bk. Merğînânî, el-Hidâye, 3/247-248) ya da her iki tarafın da rıza ve onayı gereklidir. Şu kadar var ki, mazeret belirgin olmaz ya da tartışmaya götürebilecek bir nitelik arz ederse o takdirde akit, ancak mahkeme kararı ile feshedilir. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 2/62) Bu durumda, mahkeme kararından sonra söz konusu akdi fesheden taraf, mâlî bakımdan yükümlü olmaz.
Aleykümselam. Kiraya veren ve kiralayan arasındaki ittifaka bağlı olarak peşin verilen ya da sonunda verilen, bunun da aylık, yıllık ya da başka bir zaman periyoduna bağlanmasında sakınca yoktur. Başka bir mahzur yoksa -mesela gecikme durumunda faiz takdiri gibi- iki tarafın yaptığı anlaşma muteberdir.
Ne olursa olsun, bir daha asla faize yaklaşmayın. "Bir hata yapıldı ama ikinci kez tekrarlamayın; Allah affedicidir." Bunu evlatlarınıza da miras olarak bırakın. Onlara deyin ki: "Biz düştük, siz düşmeyin!" Tevbenizi sadece dille değil, hayatla da pekiştirin. Maddi imkân bulduğunuz anda borcunuzu erkenden kapatmaya çalışın. Ödeyeceğiniz aylık taksitleri arttırarak faiz yükünü azaltabilirsiniz. Helal kazançla, faize alternatif yolları insanlara anlatın. Tecrübenizle başka kardeşlerinize ışık olun. Kardeşim, Rabbimiz Tevvâb’tır, Gafûr’dur, Halîm’dir. Bir hataya düşüp, içten pişman olan kullarını affedeceğini bizzat kendisi söylüyor: “Ey kendilerine zulmetmiş olan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Allah bütün günahları affeder. Şüphesiz ki O, çok bağışlayandır, çok merhametlidir.” (Zümer Sûresi, 53. âyet)
TİCARÎ HAYAT konusundaki diğer fetvalar
Hanefîlere göre; herhangi bir kusuru olmadığı ve mal sahibinin ileri sürdüğü şartlara aykırı davranmadığı müddetçe, kiracının kiraladığı malda meydana gelecek zararı tazmin etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebeple mal sahibinin kiracıdan rehin manasına gelebilecek bir şeyi depozit adı altında rehin olarak alması caiz değildir. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 2/53-54; Mecelle, md. 710) Mâlikîlere göre ise kira sözleşmesinde rehin almak caizdir. (İbn Rüşd, Bidâyetü'l-müctehid, 2/273) Günümüzde menkul veya gayrimenkul malların kiralanmasının büyük bir sektör hâline gelmesi, konunun suistimale açık olması ve güven duygusunun zedelenmesi gibi sebeplerden dolayı Mâlikî mezhebinin görüşü istikametinde mal sahibinin depozit alması caiz görülmüştür.
Altın, mislî mallardandır. Dolayısıyla altının, cumhuriyet altını gibi tane ile alınıp satılanlarının sayı ile; 22 ayar bilezik gibi tartı ile alınıp satılanlarının ise tartı ile borç (karz) verilmesi caizdir. Fakat geri ödenirken ne eksik ne fazla, alınanın tam olarak mislî verilmelidir. Bunun yanında tarafların kabul etmesi hâlinde, alınan altın borcu, para olarak da ödenebilir. (bk. Serahsî, el-Mebsût, 14/2-3; İbn Kudâme, el-Muğnî, 4/37-38; İbn Rüşd, Bidâyetü'l-müctehid, 3/215)
Taraflar, kira sözleşmesinde yer alan şartlara uymak zorundadırlar. Buna göre kiraya veren kişi; malını kiraya verirken hangi amaçla kullanılacağını belirlemiş ve üçüncü şahıslara kiraya vermemesini şart koşmuşsa kiracının bu şarta uyması gerekir. Ancak kira sözleşmesinde ev, dükkân, depo, nakil aracı gibi taşınır veya taşınmaz malın hangi amaçla kullanılacağı açık bir şekilde belirtilmemişse, kira akdi geçerli olur ve o beldenin örfü esas alınır. Şayet örf, kiracının bunu başka birisine kiraya vermesine ve dilediği gibi kullanmasına imkân tanıyorsa; kiracı, kiraladığı malı bir başkasına kiraya verebileceği gibi herhangi bir ek ücret ödemeden dilediği gibi kullanmasına da izin verebilir. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 2/51-52) Günümüzde malın sadece kiracı tarafından kullanılması şeklinde bir örf oluşmuştur. Kiralanan malın başkasına devri için mal sahibinden izin alınması gerekir.
Kişilerin, ihtiyaçlarını karşılamak için faizsiz olarak kısa vadeli borç (karz) alıp bunu düzenli vadelerde ödemek üzere “yardımlaşma sandığı” kurmaları caizdir. Bu sandığa üye olanların, ihtiyaç hâlinde biriken primlerinin birkaç katına kadar borç (karz) almaları ve bunu belirlenen vade içerisinde geri ödemelerinde sakınca yoktur. Ancak ödemede bulunurken, alınan borç (karz) karşılığında önceden ileri sürülen her türlü fazlalık veya getiri sağlayan menfaat, faiz olacağı için caiz olmaz. (Kâsânî, Bedâ’i, 7/395)