İslami Delil
Aramaya dön
Fetva

Diyanet Fetva Kurulu

Soru

Boşanma davalarında dinen boşanma hangi aşamada gerçekleşir?

Cevap

Evliliğin sonlandırılması, kocanın şartlarına uygun boşama beyanında bulunmasıyla gerçekleşebileceği gibi boşanma davası açılması üzerine mahkemenin boşamaya hükmetmesiyle de gerçekleşebilir. (bk. Kâsânî, Bedâʾi‘, 2/326; Sâidî, Hâşiyetü’l-ʿadevî, 2/41, 93; Haraşî, el-Muhtasar Halil, 4/16; İbn Kudâme, el-Muğni, 7/563-564; Ebü’l-Ferec İbn Kudâme, eş-Şerḥu’l-kebîr, 8/55; Nevevî, el-Mecmûʿ, 17/333) Şayet koca, boşama beyanında bulunmuşsa beyan anından itibaren evlilik dinen sona erer ve iddet vb. hükümler işlemeye başlar. Ancak talak söz konusu olmadan mahkemede boşanma davası açılmışsa bu durumda evlilik, mahkemenin boşama kararının kesinleşmesiyle sona erer. Buna göre mahkemenin boşama kararına süresi içerisinde itiraz edilmemesi durumunda, itiraz süresinin dolmasıyla; itirazda bulunulması halinde ise hukukî süreçlerin tamamlanıp boşama kararının kesinleşmesiyle evlilik sona ermiş olur. Bu durumda boşanmaya dair iddet, nafaka vb. hükümler yargı kararının kesinleştiği tarihten itibaren başlar. Öte yandan boşanma davası açan eşin, dava sonuçlanmadan boşanma talebinden vazgeçmesi ve bunu mahkemeye bildirmesi durumunda dava düşer; eşlerin evlilik hayatı devam eder.
Orijinal kaynak

Benzer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

İslâm’a göre evlilik devam ettikçe ve boşama hâlinde iddet süresince erkek, eşinin nafakasını temin etmekle sorumludur. (el-Bakara, 2/233; en-Nisâ, 4/34; et-Talâk, 65/7; Buhârî, Nafakât, 1-3 [5351-5358]; Kâsânî, Bedâ’i, 4/15-16) Dinen boşama olmadan mahkemeye boşanma davası açılmış ve kadın da evi terk etmemişse mahkeme devam ettiği sürece eşler evli hükmünde olduğundan, dava süresince de kadının nafakasını temin etme yükümlülüğü kocasına aittir. Bu yükümlülük mahkeme boşadıktan sonra başlayan iddet süresi bitinceye kadar devam eder. Ancak dinen boşanma gerçekleşmişse süreç devam etse bile İslâm hukukuna göre kocanın eşine yönelik nafaka borcu iddetin bitimiyle sona erer.

Boşanma davası uzun süre sonuçlanmayan kadının aldığı nafaka helal midir?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Mahkeme yoluyla boşanan eşler, dinî hükümlere göre bir bâin talâkla boşanmış olurlar. Zira hâkimin boşaması bâin talâk kabul edilmektedir. (bk. Kâsânî, Bedâʾi‘, 2/326; Sâidî, Hâşiyetü’l-ʿadevî, 2/41, 93; Haraşî, el-Muhtasar Halil, 4/16; İbn Kudâme, el-Muğni, 7/563-564; Nevevî, el-Mecmûʿ, 17/333) Buna göre, mahkeme yoluyla boşanan bir kadının -eğer başka bir erkekle evlenmek niyeti varsa- önce iddetini tamamlaması gerekir. (Şeyhîzâde, Mecme‘u’l-enhur, 1/464) İddetini tamamlayan bu kadın dilerse bir başkası ile evlenebilir. Eski eşinin istemesi durumunda ise iddetini tamamlamasa dahi yeniden nikâh kıyılması suretiyle boşandığı eşiyle aile kurabilir. Bu evlilik tarafların en fazla iki defa boşanması durumunda gerçekleşebilir.

Mahkeme kararıyla boşanan eşler, dinen de boşanmış olurlar mı?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Evli bir kadının başka bir erkekle evliliği haram olduğu gibi nikâhının sona ermesi halinde iddet süresini tamamlamadan başka bir erkekle evlenmesi de haramdır. Bu tür durumlarda yapılan nikâh geçersizdir. (İbn Nüceym, el-Bahr, 3/98; el-Fetâva’l-Hindiyye, 1/280) Günümüzde boşanma davalarının zaman zaman birkaç yıl sürdüğü bilinmektedir. Bu süreçte evlilik bazen dinen sona ermiş olabilmektedir. Böyle bir durumda mahkemenin karar süreci hızlandırılmalı ve resmî boşanma bir an evvel gerçekleştirilmelidir. Zira muhtemel olumsuzluklara karşı tarafların şahsiyetlerinin ve haklarının korunması, toplumsal düzen ve ahlakın muhafazası açısından resmî olarak da boşanmanın sağlanması fevkalade önemlidir. Dinen evlilik sona erdiği halde karşı tarafa zarar vermek amacıyla boşanma davasında mahkeme sürecini uzatacak her türlü tutum ve davranış, kul hakkı ihlali olup büyük bir vebaldir. Netice itibarıyla evliliği dinen sona ermiş ve iddet süresini tamamlamış bir kadının, resmî boşanma gerçekleşmeden başka bir erkekle evlilik yapması, yersiz ve haksız ithamlara, dedikodulara, hak ihlallerine, toplumsal düzen ve ahlakın bozulmasına sebep olacağından caiz değildir.

Dinen evliliği sona ermiş bir kadın, resmen boşanmadan başka bir erkekle evleneb
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Selamünaleyküm. Bu mesele yani, Müslümanların kendi Şeriat'ları dışında bir sistem üzerinden nikâh ve talak gibi hükümleri icra etmeleri, çözülebilmiş sorunlarımızdan değildir. Çözülme bir kenara git gide de derinleşmektedir sorun. Endişenize katılmamak mümkün değildir, dediğiniz doğrudur ancak bazı sıkıntıları da yok sayamıyoruz. Bilhassa erkeklerin zalim durumunda oldukları bilindiği hâlde, kadını ellerindeki talak silahı ile tehdit edip boşamadıkları durumlar da olmaktadır. Bu ve benzeri durumlarda mahkeme bir karşı güç olarak kullanılabilmektedir. Esasen Müslümanların böyle meselelerini kendi aralarında çözmeleri gerekir ama ne yazık ki ele güne muhtaç olabiliyoruz. Her hâlde sizin endişenizin şu durumda çözümü yoktur zannederim. Dua edelim, ufkumuz açılsın.

Din adamlarının birçoğu, boşanma davası açıldığında boşama yetkisinin hâkime dev
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Selamünaleyküm. Erkek, nikâhı elinde tutuyorsa yani elindeki nikâh sahih bir nikâh ise onu boşamadığı sürece boşama gerçekleşmez. Mahkeme nikâh ı feshedebilir. Bu da bir talak hükmündedir şüphesiz ama bu feshin bir zulme veya makul bir sebebe binaen olması gerekir. Ayrıca 'hangi mahkeme?' sorusunun cevabı da bizim işimiz değil elbette. Buna göre meselenin baştan ele alınması gerekmektedir. Önceki durumlarda ne konuşuldu, ne sonuçlandı, önce onların bilinmesi gerekiyor.

Selamünaleyküm. Kıymetli hocam, boşanma hakkında bana yöneltilen bir soruyu ben
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Evliliğin sonlandırılmasında üç yöntem vardır: - Talak, - Fesih, - Hul’ Üçü ile de evlilik sona erer ama bunlar birbirlerinden farklı olan uygulamalardır. Benzerlikler ve farklılıklarını şöyle özetleyebiliriz: 1- TALAK: Erkeğin kullandığı bir yetkidir. Onun rızası ve sözü ile geçerli olur. Gerçekleşmesi için mahkeme kararına gerek yoktur. Birinci, ikinci kademelerinde erkek iddet süresi bitmeden talakı geri alabilir. İddet bittikten sonra ise birinci ve ikinci kademede kadın isterse yeni bir nikâhla olmak şartı ile evlenebilirler. 2- HUL’: Kadının boşanmak istemesi ve bunun karşılığında kocası ile pazarlık etmesidir. Mesela aldığı mehri geri vererek veya başka bir şekilde anlaşır ve erkeğin “evet” demesi ile aralarındaki nikâh biter. Hul’ nikâhı sonlandırması bakımından bir bain talaktır. Hul’ için mahkeme kararı gerekmeden gerçekleşme olur. Böyle bir ayrılıktan sonra yeni bir akit ve yeni bir mehir ile tekrar evlenebilirler. 3- FESİH: Mahkemeye başvurulması ve mahkemenin aradaki nikâh akdini kaldırması (feshetmesi) ile gerçekleşir. Mahkemenin bu kararı ile taraflar birbirlerinden bir talepte bulunmazlar. Kadın, ödenmemiş ise mehrini alır. Böyle bir kararı mahkeme, eşlerden birinde eşlik yapamayacak eksiklik bulunması, erkeğin ev idare edemeyecek durumda olması, nikâhın esasında bir arıza bulunması, eşlerden birinin riddeti yani dinden çıkması gibi sebepler üzerine böyle bir karar verir. Mahkeme kararının geçerli olması için kadın veya erkeğin rızası gerekmez.

Hocam, cevaplarınızda FESH diye bir sözcük okuyorum. Mahkemenin feshetmesi ve ta

AİLE HAYATI konusundaki diğer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

İslam, çocukların fıtrat özellikleri çerçevesinde ve biyolojik cinsiyetlerine uygun olarak sağlıklı gelişimleri için onların mahremiyet eğitimine büyük önem vermiştir. Bu bağlamda çocukların belli bir yaşa geldiklerinde yataklarının ve odalarının ayrılması, mahremiyet bilinci kazanmaları ve cinsiyetlerine uygun olarak yetişkinlik dönemine geçişlerinin sağlanması bakımından önemlidir. Hadislerde çocukların yataklarının ayrılması ile ilgili yedi ve on yaşları üzerinde durulmaktadır. (bk. Ebû Dâvûd, Salât, 26 [495]; Bezzâr, el-Müsned, 9/329 [3885]; Dârekutnî, Sünen, 1/429 [886]; Hâkim, Müstedrek, 1/317 [721]) Bu hadisi şerifler, çocukların cinsiyetlerine ve biyolojik gelişim özelliklerine bağlı olarak 7-10 yaş arasında yataklarının ayrılması ve mahremiyet alanlarına riayet edilmesi gerektiğini göstermektedir. Ebeveynin çocuklarına karşı başta gelen sorumluluklarından biri, her bakımdan sağlıklı gelişimleri için gerekli tedbirleri almak, mahremiyet bilinci kazandırmak ve onları dinî hayata hazırlamaktır; belli bir yaşa geldiklerinde yataklarının ayrılması da bu kapsamdadır. Sonuç olarak çocukların cinsiyetleri ve gelişim süreçleri göz önünde bulundurularak yataklarının 7-10 yaş aralığında ayrılması gerekir. (bk. Tahtâvî, Hâşiye, 174; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 6/382; Zekeriyyâ el-Ensârî, Esne’l-metâlib, 3/113-114; Karâfî, ez-Zahîra, 2/407, 13/316; İbn Müflih, el-Âdâbü’ş-şer‘iyye, 3/538) Öte yandan ailelerin, sosyo-ekonomik şartları doğrultusunda kız ve erkek çocukların odalarını da ayırmaları uygun olur.

Kız ve erkek çocukların odaları kaç yaşından sonra ayrılmalıdır?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

İslam dininde takı kullanımına belirli ölçü ve kurallar dâhilinde izin verilmiştir. Buna göre kadınların mahremiyet ve tesettür ölçülerine riayet etmek kaydıyla altın ve gümüş ile akik, yakut gibi kıymetli taşlardan yapılmış yüzük ve zînet eşyalarını takmaları; erkeklerin ise gümüş ile akik, yakut gibi kıymetli taşlardan yapılan yüzükleri kullanmaları caizdir. (Mevsılî, İhtiyâr, 4/159; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 6/360; Nevevî, Mecmû,4/464-466; Buhûtî, Keşşâfü’l-kınâ, 2/236-237) Hz. Peygamber’in (s.a.s.) demir, bakır, çelik vb. madenlerden imal edilen takı ve zînet eşyalarının kullanımını hoş görmediğine dair rivayetler mevcuttur. (Ebû Dâvûd, Hatem, 4 [4223]; Nesâî, Zînet, 46 [5195]; Tirmîzî, Libas, 43 [1785]) Bu rivayetlere binaen Hanefî, Mâlikî ve Hanbelî mezheplerinde tercih edilen görüşe göre demir, bakır vb. madenlerden yapılan takıları takmak mekruhtur. (Kâsânî, Bedâ’i, 5/133; Mevsılî, İhtiyâr, 4/159; Desûkî, Hâşiye,1/63; Buhûtî, Keşşâfü’l-kınâ, 2/236-237) Şafiîler ise Hz. Peygamber’in, maddi imkânı olmayan birine, mehir olarak vermesi için “Haydi git, araştır ve demir bir yüzük de olsa bul getir.” (Buhârî, Nikâh, 32 [5121]) şeklindeki beyanı vb. delillerden hareketle, zikredilen madenlerden üretilen takıları takmayı mubah görmüşlerdir. (Nevevî, Mecmû, 4/465; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 1/586-587) Konuyla alakalı rivayetlerin farklılık göstermesi, doğrudan yasaklayıcı bir nass bulunmaması, Müslümanlar arasında söz konusu takıları kullanmanın yaygınlık kazanmış (umûmü’l-belvâ) olması ve bunun yadırganmaması sebebiyle demir, bakır, çelik vb. takıların kullanılmasının caiz olmadığı söylenemez. Ancak diğer ziynetlerde olduğu gibi bu nevi takıların da diğer dinlerin simgelerini içermemesi, israf ve gösterişten uzak olması ve sağlığa zararlı olmaması gerekir. Ayrıca bu hususta fıtratın muhafazasına özen gösterilmeli, karşı cinse benzememe prensibine de hassasiyetle dikkat edilmelidir.

Demir, bakır, çelik vb. takıların kullanılması caiz midir?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Çocuğun emzirilmesiyle ilgili temel hükümler Kur’an ve Sünnet’te belirlenmiştir. (el-Bakara, 2/233; en-Nisâ, 4/23; et-Talâk, 65/6; Buhârî, Şehâdât, 7 [2645]; Nikâh, 27 [5110]; Müslim, Rada‘, 9 [1445], 12 [1447]) Bu çerçevede İslam âlimleri, süt akrabalığının belirli yakınlar arasında mahremiyet oluşturduğu hususunda ittifak etmekle birlikte bazı detay hükümlerde farklı kanaatler serdetmişlerdir. Fakihlerin çoğunluğuna göre ilk iki yaş içerisinde annesinden başka bir kadının sütünü emen çocuk o kadının süt çocuğu olur. (Kâsânî, Bedâʾi, 4/7; İbn Kudâme, el-Muğnî, 8/178; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 5/127-128) Böyle bir çocuk mahremiyet bakımından o kadının öz çocuğu gibidir. Hanefî ve Mâlikîlere göre çocuğun süt emme yaşı içerisinde emdiği süt, az olsun çok olsun süt hısımlığı meydana getirir. (Serahsî, el-Mebsût, 5/134; Kâsânî, Bedâʾi, 4/7; Sahnûn, el-Müdevvene, 2/295; Nemerî, el-Kâfî, 2/539-540) Şafiî ve Hanbelîler ise süt hısımlığının oluşabilmesi için süt çağındaki bebeğin doyup kendiliğinden bırakması sureti ile ayrı ayrı beş kez emmesinin şart olduğunu söylemektedirler. (Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 5/130-131; İbn Kudâme, el-Muğnî, 8/171, 173) Süt akrabalığının oluşması için sütün çocuğa doğrudan emzirilmesi ile biberon ve benzeri araçlarla içirilmesi arasında fark yoktur. (Kâsânî, Bedâʾi, 4/9; Haraşî, Şerhu Muhtasar, 4/177; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 5/136; İbn Kudâme, el-Muğnî, 8/173) Bu bağlamda farklı kadınlara ait sütlerin biberon vb. araçlarla karıştırılması durumunda süt veren kadınlarla bu sütleri içen çocuklar arasında süt hısımlığı oluşmuş olur. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 3/119-120; el-Fetâva’l-Hindiyye, 1/344-345; Şirbînî, Muğni’l-Muhtâc, 5/125-126; İlîş, Minehu’l-celîl, 4/374) Bebeklerin, annelerinden başka kadınlar tarafından emzirilmesinde ve sütlerin şartlarına uygun bir şekilde saklanarak daha sonra bebeklere verilmesinde dinen bir sakınca yoktur. Ancak süt akrabalığında herhangi bir karışıklığa meydan vermemek ve dinen haram sayılan bir evliliğe yol açmamak için her türlü tedbirin alınması ve bu tedbirlerin hassasiyetle uygulanması gerekir. Bu itibarla emzirme veya saklama yoluyla sütlerin başka bebeklere verilmesi konusunda şu hususlara dikkat edilmelidir: 1. Meşru bir mazeret olmadıkça annelerin çocuklarını emzirmekten kaçınmamaları esastır. (el-Bakara, 2/233) Kendi annesinin sütü ile yeterli bir şekilde beslenme imkânı bulunan bebeklere ise başka kadınların sütü verilmemelidir. (bk. İbn Nüceym, el-Bahr, 3/238) 2. Süt veren kadın ile süt verilen bebek arasındaki süt bağı yazıyla kayıt altına alınmalı; tarafların kimlik bilgileri açıkça mutlaka kaydedilmelidir. Sütanneye kimi/kimleri emzirdiğine dair kayıtların; süt emenlere de (velilerine) kimden süt emdikleri ve aynı sütanneden başka kimlerin süt emdiği bilgisi/belgesi verilmelidir. (bk. Mevsılî, İhtiyâr, 3/120; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 3/212; İbn Nüceym, el-Bahr, 3/238) 3. Bir çocuğu sadece bir sütanne emzirmeli ve zorunluluk oluşmadıkça sütanne sayısının artırılmamasına özen gösterilmelidir. 4. Evliliğe engel teşkil eden süt akrabalığı dairesinin genişlememesi, süt akrabalığı konusunda bir karışıklığın oluşmaması ve konuyla ilgili bilginin belirgin olması için birden fazla anneye ait sütler karıştırılmamalıdır. 5. Çocuğun sütanneye verilmesi durumunda emzirme karşılığında bir ücret talep edilirse bu ücret baba tarafından ödenir. (el-Bakara, 2/233; et-Talâk, 65/6) Ancak bir kadının sütünün biberon vb. bir kaba sağılarak satılması caiz değildir. (Merğînânî, el-Hidâye, 3/46; İbn Nüceym, el-Bahr, 6/87)

Anne sütünün başka bebeklere verilmesinde dikkat edilecek hususlar nelerdir?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Kaybolup da kendisinden haber alınamayan, yeri ve hayatta olup olmadığı bilinmeyen kişiye “mefkûd” denilir. Fakihler, mefkûdün eşinin boşanma hakkı konusunda farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Hanefîler “hükmen ölüm kararı” için “akranlarının vefatına kadar veya ortalama olarak yaşayabileceği azami süre beklemek gerekeceği” görüşünü benimsemişler; ayrıca bu durumu, eşinin müracaatı üzerine mahkeme tarafından “evlilik bağına son verilmesine imkân sağlayan bir gerekçe” saymamışlardır. (Serahsî, el-Mebsût, 11/35-36) Hanbelî mezhebinde, “mefkûd/kayıp” kişinin ortalama olarak yaşayabileceği süre dolunca; (Haraşî, Şerhu Muhtasar, 4/149-151) Şâfiî mezhebindeki yaygın görüşe göre de “daha fazla yaşamayacağına kanaat getirildiğinde” ölü sayılmasına mahkeme tarafından karar verilir. (Şâfiî, el-Ümm, 5/255-256; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 4/48) Mâlikîlere göre ise mefkûd/kayıp kişinin eşinin müracaatı üzerine hâkim gerekli araştırmayı yapar. Bilgi edinilmesinden ümit kesilmesi hâlinde “dört yıl” beklenir; bu süre bitince hâkim ayırma kararı verir ve kadın vefat iddetini bekledikten sonra başkasıyla evlenebilir. (Sahnûn, el-Müdevvene, 2/29; Haraşî, Şerhu Muhtasar, 4/149; Zühaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî, 6/4873) 1917 tarihli Osmanlı Hukûk-ı Âile Kararnâmesi de konuyu bu görüşe göre düzenlemiştir. (HAK, md. 126, 127) Bu içtihat maslahata daha uygundur.

Kayıp olup da hayatta olup olmadığı bilinmeyen bir kişinin eşi başkasıyla evlene
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Nikâh kıyıldıktan sonra henüz zifafa girilmeden yapılan boşama geçerlidir. Bu durumda bir bâin talâk meydana gelir. Kadının yeni bir evlilik için iddet beklemesi gerekmez. Erkek, boşadığı kadınla tekrar evlenmek isterse, ancak yeni bir nikâhla evlenebilir. Zifaf veya halvet-i sahîha olmadan yapılan boşamalarda mehir önceden belirlenmişse kocanın, mehrin yarısını kadına vermesi gerekir. Mehir belirlenmemişse kocanın, bütçesine ve toplumun örfüne uygun bir hediye (müt‘a) vermesi gerekir. Boşanan çiftler arasında zifaf veya halvet-i sahîha olmuş ve mehir de önceden belirlenmiş ise mehrin tamamının verilmesi gerekir. Şayet mehir önceden belirlenmemiş ise mehr-i misil verilmelidir. Mehr-i mislin miktarı kadının baba tarafından akrabaları arasında kendi konumuna denk kadınların aldığı mehir miktarıdır. Bu durumda kadın yeni bir evlilik için iddet beklemelidir. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 3/102-103, 131, 172-173)

Zifaf olmadan boşamanın hükmü nedir?

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.