Fetva Meclisi
Soru
Cenaze geçerken ayağa kalkmak dinimize ait bir şey midir?
Cevap
Benzer fetvalar
Dinimize göre Müslüman olsun olmasın, bütün insanlar saygıdeğerdir. Kur’ân-ı Kerîm’de insanın bu yönüne atıf yapan âyetler vardır. (el-İsrâ, 17/70) İnsan hayattayken olduğu gibi ölümünden sonra da saygıya layıktır. Bu sebeple gerek ölüm sonrası henüz defnedilmeden gerekse defnedildikten sonra kabirde iken insanın bu saygınlığına aykırı davranışlardan kaçınmak gerekir. Hz. Peygamber (s.a.s.), yanından geçen bir cenaze için ayağa kalkmış, orada bulunanların kendisine bunun bir Yahudi cenazesi olduğunu haber vermeleri üzerine, “O da bir insan değil miydi?” (Buhârî, Cenâiz, 49 [1312]; Nesâî, Cenâiz, 46 [1921]) buyurmuştur. Konu ile ilgili bir başka hadis ise şöyledir: “Cenaze gördüğünüzde, geçinceye kadar ayakta durunuz.” (Buhârî, Cenâiz, 47 [1308]) Dolayısıyla cenaze geçerken mümkünse ayağa kalkılması sünnete uygun olur.
Aleykümselam. Böyle bir hadis bilmiyorum. Ahiret alemine ait bilgileri sağlam kaynaklardan öğrenmek gerekir. Dedikodu ile iman bilgisi olmaz.
Başsağlığı dileme ve sosyal bir nezaket kadar katılabiliriz. Din görüntü ve içerikli törenlerine katılmamız caiz olmaz.
Cenazelerde toplu zikir yoktur. Ölüye sessiz dualar etmek en güzelidir.
Bunun bir sersemlik anında olmuş kaza olmasını umarız, böylesi ile de inşaallah ahiretine zarar gelmez.
Müslüman insanın ölüsüne saygı gerekir. Her ne kadar kefenin açılıp fotoğraf çekilmesi bir haram değilse de bunun yasal bir zorunluluk gereği yapılmadığı sürece ölüye gösterilmesi gereken saygıyı ezme niteliği taşıyacağını düşünürüz.
cenaze konusundaki diğer fetvalar
İnşaallah bir sıkıntı olmaz. Allah Teâlâ hatalarımıza mağfiret buyursun.
Ne yazık ki, cenazenin ve ölümün törenleştiği bir zamanda yaşıyoruz. Ölenin gittiği yerdeki akıbetinden çok geride kalanların şöhreti, ne derler endişesi öne çıkmaktadır. Bu durum, ahiretimiz açısından afettir. Ölene rahmet dilemek, dua etmek, kalan yakınlarına başsağlığı dilemek, acılarını paylaşmak görevimizdir. Ölüm ve yemeğin birleşmesini gerektirecek dini bir temel yoktur, gerek yoktur. Ölünün arkasından şu gün veya bugünlerin tamamı bid’attir, cenaze edebiyatıdır. Vakit israfıdır, umut çürütmektir.
Böyle bir şey yok, psikolojik bir takıntı bu.
VATAN HAİNİ kavramının içi İslam Fıkhı’na göre doldurulmuş ise idam Kur'an’ımızın emrettiği bir cezadır. İdam vardır. İdama rağmen de cenaze namazı kılınır. Genel hüküm böyledir.
Anne karnında ölen bebeğin anneye zarar vermesi mümkün olduğu için alınması gerekir. Almamakla hata ettiniz. Rahimden ölü alınan ceninin cenazesi olmaz. Ameliyat sonrası onu normal ameliyat parçalarına yapılan işlem gibi bir yere koyarlar. Allah sabırlar versin.
Allah’ın kullarına emrettiği şeylere FARZ denir. Farz’ın aksi ise Haram’dır. Mesela namaz bir farz-ı ayındır yani her Müslüman namaz emrini yerine getirmeye mecburdur. Eğer Allah’ın emri sıradan her Müslüman’a verilmiş bir emir ise ona FARZ-I AYIN denir. Farz-ı ayın “herkese emir” olduğu için yapmayan muhakkak harama düşmüş yani günah işlemiş olur. Allah’ın bazı emirleri ise Müslüman Toplum’a yöneliktir. Allah Teâlâ o emrini toplum olarak yerine getirsinler murat etmiştir. Bu emirler genelde herkesin yapması gerekmeyecek emirlerdir. Bu nedenle farz-ı kifayelere “yerine getirilmesi gereken görevler” olarak bakılır. Bir toplumda az bir grup bile o emri yapsa emir yerini bulmuş olur. Hiç kimse ilgilenmez ve emir ortada kalırsa bütün Müslüman toplum bundan mesul olur. Cenazenin kaldırılması, dinin tebliğ edilmesi, fetva verilmesi, gerektiğinde şahitlik yapmak, toplum yaşamı için gerekli mesleklerin öğrenilip icra edilmesi, belli yeteneklere sahip insanların bu yeteneklerinin geliştirilip korunması… Farz-ı kifâye örneği olarak alınabilir. Farz-ı kifâye anlayışı, mü'minlerin tek bir ümmet olma idrakini ayakta tutan ruhun adı olarak da ele alınabilir.