Fetva Meclisi
Soru
Hocam Peygamber efendimiz sünnet olmuş mudur? Bir de sünnet farz mıdır? Sünnet olunmasa günah olur mu? Bu konuda neler yapılmalıdır?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Evlenmek normal durumlarda Sünnet'tir. Sünnet ise yapanın ecir kazandığı yapmayanın ise günaha girmeyeceği işleri adıdır. Bir Müslüman, evli olmadığı için bekarlık şartları onu zinaya ittiği zaman evlenmesi farz hâle gelir. Çünkü haramdan kaçmak farzdır. Tıpkı bir meyhaneye girip oradaki masaya oturmaktan kaçmak farz olduğu gibi. Buna bağlı olarak da 'evlenmenin farz olması' diye bir kuraldan söz ediyoruz. Bu kurala bağlı olarak da evliliğin sıkıştırması düzeyinde vacip olmasından da söz edebiliriz.
Selamünaleyküm. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin Sünnet'lerini iki açıdan ele alabiliriz. Birinci açı, O'nun kimliğini ve bize vermek istediği mesajın genelini yansıtan açıdır ki, bu açıdan Sünnet'i basit görmenin ucu kâfir olmaya kadar gidebilir. İkinci açı ise, farz, vacip olmayan hükümler anlamına gelen Sünnet açısıdır. İkinci açıdan bakıldığında yani farz vacip olmayan hükümler açısından bakıldığında, bir Müslüman'ın Sünnet olan ibadetleri yapmadığı için 'farzlar gibi' hesaba çekileceğini söyleyemeyiz. Bu durum, onun ecir kaybetmeyeceği anlamına da gelmemektedir elbette.
Bugünkü yapılan şekli ile güreşin sünnet olduğu söylenemez. Ayrıca güreşmek, herkese tavsiye edilen bir emir anlamında sünnet değildir. Peygamber aleyhisselam efendimizin hayatına ait tatlı bir hatıra anlamında sünnettir. Eğer sözün sahibi bütün bu ayrıntıyı kastederek tahkir etmek için öyle bir söz söylüyorsa vebale girer.
Peygamber aleyhisselam efendimizin ismi anıldığında veya yazıldığında salavat getirmek yani SALLALLAHU ALEYHİ VE SELLEM veya ALEYHİSSELAM demek görevimizdir. Bunu yapmayan da vebale girmiş olur. Bu esnada elin kalbin üzerine konması ise örfi bir uygulamadır yani dini bir kaynağı olmadan Müslüman insanlar tarafından bir saygı olarak uygulanmıştır. Ne yapanı için bir sevap vaadi söylenebilir ne de yapmayan için günaha girdi denebilir.
Bu ifade bu şekilde doğru değildir. Evet, öğlenin farzından önce kılınan gibi bir sünnet namaz yoktur. Öğlenden önce kılınan Müekked bir sünnettir. İkindi, akşam ve yatsıdan önce sünnet kılmak vardır. Peygamber aleyhisselam efendimizin “her ezanla ikamet arasında nafile vardır” hadisine bağlı olarak isteyen kılabilir şeklinde bir sünnet kılma vardır. Yatsıdan önce sünnet kılmayı tavsiye eden eserlerimiz orada kılınacak sünnetin öğlenin sünneti gibi olmadığını belirtmektedirler.
Yanlış düşünüyorsunuz. Peygamber aleyhisselamın bize farz/vacip olarak emretmediği şeylerden ötürü cezalandırılmayız. Bir bereket ve ecir eksikliği olur sadece. Keşke yapsaydınız ama yapmayınca şeytan bunu sizin huzurunuzu kaçırmak için kullanmış. Unutun bunu da aileniz için size emredilenleri yapmaya bakın. Allah yardımcınız olsun.
cebrail konusundaki diğer fetvalar
Ruhu’l-Kudüs, meleklerin büyüğü Cebrail aleyhisselamdır. Kudüs şehri ile alakalı bir isim değildir, kelime benzeşmesi söz konusudur sadece.
Selamünaleyküm. a. Mü'min imanı iki bölüme ayrılabilir; açık olan iman nesneleri ve gaybi yani gözle izlenemeyen iman nesneleri. Meleklere iman gaybi olan iman nesnelerindendir. Gözümüzle görmediğimiz hâlde onların varlığına iman ederiz. Aksi takdirde ise iman mümkün değildir. b. Meleklere ait bilgilerimizin önemli bir bölümü Kur'an kaynakladır. Diğer bölümü de sahih hadislerle sabittir. Bu nedenle de tartışılabilir, araştırılabilir bir bilgi değildir onların bilgisi. c. Meleklerle alakalı bilmemiz gereken ve imanımızı tamamlayan bilgiler şöyledir: Melekler de Allah’ın kullarıdırlar. Mübarektirler, değerlidirler, Allah’a itaat durumundadırlar. Allah Teâlâ ile nesep bağları veya ortaklık gibi bir bağları asla yoktur, sadece kuldurlar. d. Melekler nurdan yaratılmıştırlar. Nurdan nasıl yaratıldıkları da bizim için meçhul bir bilgidir. Tıpkı topraktan babamızın nasıl yaratıldığının meçhul kaldığı gibi. e. Meleklerin yeme içme, uyuma gibi ihtiyaçları yoktur. f. Meleklerin erkeklik dişiliği yoktur. Evlenme, çoğalmaları olmaz. g. Melekler insan şekli dahil her şekle bürünebilirler. Mevcut şekillerinin nasıl olduğunu da bilmiyoruz. İşlerinde seridirler. İnsan gibi yürüyerek, koşarak iş yapmazlar. Ne yaparsa yapsınlar, o yaptıkları kendi kudretleri ile değil, Allah’ın onlara yaptırması iledir. Bu nedenle de işlerinde sonsuz bir organize ve kudret vardır. Yaptıkları işlerin insan standartlarında hayal edilmesi bile mümkün değildir. Buna rağmen usanma ve yorulmaları yoktur. h. Meleklerin mekânı genellikle göklerdir. i. Meleklerin sayısı hakkında bir bilgi yoktur ama rakam olarak da mevcut sayma sayılarımızın çok üstünde bir rakamla var olduklarını tahmin ediyoruz. j. Meleklerin bilgisi insan bilgisinin çok üstündedir hatta insanların bilgisi ile oranlanması mümkün olmayan bir bilgiden de söz edebiliriz. k. Meleklerin de kendi aralarında daha üstünü olanları vardır. Bazılarının ismi Kur'an’da bize bildirilmiştir. Cebrail, Mikâil, İsrafil bu ismi bildirilenlerdendir. Farklı işlerde ve farklı yerlerde görevleri olan meleklerdir bunlar. Kimi bir insanla ilgili iş görür, kimi bir coğrafyadaki işi görür. Kimileri insanların amellerini takip eder. Kimi Arş’ı taşır. Kimi sadece tesbih, rukâ, secde eder. l. Melekler ve insanların bağlantısı çok önemlidir. Adeta melekler bizim ahiretimizin belgeleri durumundadırlar. Onun için de melekle evler, iş yerleri, melekli okullar oluşturmak gibi bir gayemiz olmalıdır. Bu evde melek olur mu olmaz mı diye incelememiz şarttır. Bu sayede Allah Teâlâ’nın büyüklüğünü idrak ederiz. O imanla da şükür noktasında hareketlenmemiz olur. Meleklere iman etmek, onları sevmek daha dindar yaşamaya teşvik eder. Bir nevi yirmi dört saati uyanık gibi olan mü'min durumunda olmaya yardım eder bu iman. Onların biz kol kanat germesine talip oluruz ve bu biiznillah gerçekleşir.
Elbette, Cebrail aleyhisselamın öğrettiği gibi söylemek/söylemeye çalışmak en güzelidir ama anlamı kökten değiştirecek bir hata ile söylemedikçe hele hele kasten ve ihmalde yapmadıkça da biiznillah sorun yoktur.
Selamünaleyküm. Bu hadis vardır ama zayıf bir hadistir. Zayıf hadis olması ise itikat derecesinde amel edilmesine manidir. Kesinlikle her şey kaderledir. Kesinlikle her kul, kader yokmuş gibi çalışıp üzerine düşeni yapacaktır. Kesinlikle kaderdeki karşısına çıkan kul, itaat edip sabredecek ve kazanacaktır. Ölçümüz budur.