Fetva Meclisi
Soru
Ashab-ı Kiramdan bir zatın Peygamberimize (s.a.v.): Falan kadınla evlenmek istiyorum, dua buyurun demesi uzerine, peygamberimiz (s.a.v.): Eğer sana, İsrafil, Mikail, Cebrail, ve Hamele-i Arş, (A.S.) dua etse, aralarında ben de bulunsam, gene sen ancak senin için yazılan kadınla evlenirdin. (Ramuz:357/9) Bu hadis sahih midir? İnsanın evleneceği kişi değişmez mi sabit midir? Kişinin kiminle evlenileceğin ezelde belirlenmiş midir? Peygamberin duası bile eş seçimine etken değilse kulun eş seçiminde ki rolü nedir? İnsanın eş seçimi konusuna dahil olma oranı nedir?
Cevap
Benzer fetvalar
Evet, böyle bir hadis kitaplarımızda vardır ama bu hadis sahih değildir yani bir konuda bağlayıcı nitelikte değildir. Bir çeşit kültürel bilgi niteliğindedir. Evliliğin kaderle olduğu kesindir asla tartışılabilir yönü yoktur. Hayatımızın her alanında olduğu gibi evlilikte de kader yürür. Biz ise kaderi bilmediğimizden kendimiz arar bulur evleniriz. Kaderimize tesadüf edinceye kadar aramamız devam eder. Sonunda geçerli olacak olan kaderimizdir. Biz buna rağmen kendimiz arayıp buluruz. Kaderimiz ne olursa olsun biz, aramak ve gerçekleştirmek zorundayız. Meseleyi böyle anlayabiliriz.
Dua bir yalvarıştır, yakarıştır. Rabbimiz dua ederken, onun dualarımızı kabul edeceğinden şüphemiz olmamasını istemektedir. Elbette kabulün ne zaman ve nasıl gerçekleşeceğini Allah bilecektir. Hangi dua daha ihlaslıysa, daha samimi ise o kabul olur Allah’ın izniyle. Duada ısrarcı olunabilir fakat mümin, ettiği duanın kabul edilmesi hususunda aceleci olmamalıdır. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin "Sizden herhangi biriniz 'dua ettim de kabul olunmadı' diyerek acele etmediği sürece duası kabul olunur." buyurduğunu hatırlayabiliriz. Zikirde “şu kadar” denebilecek bir sınırı, muayyen bir vakti ve belirli bir pozisyonu yoktur. Kur'an’ımızın ve sünnetimizin gösterdiği bütün zikirler, bütün zamanlar ve bütün durumlar için sınırsız bir şekilde yapılabilir niteliktedir. Herkes gücü yettiğince yapabilir. Zikir yaparken de başka şeyler düşünmek zikri geçersiz kılmaz fakat sadece dille değil de kalben Allah’a yönelerek, ne söylediğinin farkında olarak, Rabbimizin huzurunda olduğumuzun hissi içinde olmaya çalışmak gayemiz olmalıdır. Dua ederken “Ya Allah”, “Ya Rab” dediğimiz gibi herhangi Esma’ül Hüsna’dan olan isimlerinden biriyle de dua edebiliriz. Ya Âlim, ya Kerim, ya Latif yani “Ey Latif Allah’ım! Ey Kerim Allah’ım! Ey Rahim Allah’ım!” diye dua edebilirsiniz. Yeterli olur Allah’ın izniyle. Geçmişteki yanlışlardan samimice tövbe edip istiğfar edebilirsiniz. Mümin erkek veya kadın Allah'tan kendisi için hayırlı olanı ister, bunun için de dua eder. "Allah'ım bana dünya ve ahirette iyilikle beraber olacağım salih bir eş nasip et!" şeklinde dua edebilirsiniz. Rabbimizin size yazdığı nasibi er veya geç sizi bulacaktır. Bundan hiç şüpheniz olmasın. Allah yardımcınız olsun.
Hacet namazı; bir ihtiyaçtan dolayı iki rekât namaz kılıp namazdan sonra dua etmeye denmektedir. Sahih olmasa da böyle bir hadis vardır, yapılabilir bir uygulamadır. Sorunuzda bahsettiğiniz konu, hayatımızın sonrasını hem dünya hem de ahiret açısından etkileyebilecek bir konudur evlilik konusu. Kişi kiminle evlenirse evlensin o, onun kaderidir. Kaderimizi yaşarken de irademizi kullanarak tercihlerimizi biz yaparız. Evlilik gibi önemli bir karar alırken de tercihi biz yaparız. Evlenirken kriter olarak bazı hususlara da dikkat edilmesi gerekmektedir. Kişiliğimiz, hayattan beklentimiz, kültürümüz, yaşam tarzımız gibi. Bunun yanında kalplerin ısınması da önemlidir ama tercihte bulunurken önce sevgi oluşsun, sonra kriterlere dikkat ederiz demek yanlış tercihi beraberinde getirebilir. Tabi ki hiç hoşlanılmayan biriyle iyi insan diye evlenilmeli denemez ama önce kriterlere öncelik verilmeli. Hadis-i şerifte de bir kişiyle güzelliği, malı, soyu ve dini için evlenildiği ancak tercihi dini açıdan yapanın kazanacağı vurgusu yapılmakta. Seçim sürecinde unutulmamalıdır ki bu süreç, tanıma sürecidir; kalbin tamamen salınıp sevgi eksenli olunmaması gereken bir süreçtir ki evlilik ile sonuçlanmaması gereken bir gelişme söz konusu olabilir. Aile büyüklerimiz ile istişarede bulunmayı, onların fikirlerini almayı da ihmal etmemeliyiz. Rabbim hayırlı bir evlilik nasip et diye duamızı da ihmal etmemeliyiz. Rabbimize her an sığınalım, gelebilecek imtihanlarda da O’ndan yardım isteyelim.
Hayırlı bir eş aramak ya da beklemek konusunda İslam'ın rehberi her zaman dengeli ve hikmetli bir yaklaşım sunar. İnsan, elinden gelen gayreti göstermeli, ardından Allah’a tevekkül ederek O’ndan hayırlısını dilemelidir. Bu konuda Kuran-ı Kerim'den ayetler ve Peygamber Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) hadisleri ışığında bazı açıklamalar yapabilirim: Allah Teâlâ, Kur'an'da şöyle buyuruyor: “Şüphesiz insan için kendi çalıştığından başkası yoktur.” (Necm, 53/39) Bu ayet, kişinin bir konuda gayret göstermesi gerektiğini, ardından Allah’a tevekkül etmesinin doğru olduğunu vurgular. Dolayısıyla hayırlı bir eş ararken de çaba göstermek ve bu çabayı dua ile desteklemek İslam’ın öğretilerine uygundur. Resûlullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), evlilik hususunda hayırlı bir eş aramayı teşvik etmiştir: “Kadın, dört şey için nikâhlanır: Malı, soyu, güzelliği ve dini. Sen dindar olanı seç ki, ellerin bereket bulsun.” (Buhari, Nikâh, 15; Müslim, Nikâh, 53) Bu hadis, kişinin bir eş ararken hangi özelliklere öncelik vermesi gerektiğini açıklar. Bu nedenle aramak ve uygun eş adayları ile istişare etmek sünnet ve mantıklı bir yoldur. Eğer kişinin karşısına uygun bir aday çıkmamışsa acele etmeden ve hayırlı bir nasip için dua ederek beklemek de doğru bir yaklaşım olabilir. Hayırlı bir eş için sabır ve tevekkül önemlidir. Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Üç kişi vardır ki, Allah’a dua ettiklerinde duaları geri çevrilmez: Adil devlet başkanı, iffetini korumak isteyen genç ve mazlumun duası.” (Tirmizî, Daavât, 111) Hayırlı bir eş için gayret göstermekten ve araştırmaktan çekinmeyin ama bunu yaparken tevekkül ve dua ile Allah’a yönelmeyi de ihmal etmeyin. Dengeli bir yaklaşım, hem sizin niyetinizi hem de Rabbimizin takdirini en iyi şekilde birleştirir. Allah, size hayırlı bir eş nasip etsin ve gönlünüzü huzurla doldursun.
Mümin elinden geleni yapar. Önüne gelen fırsatları değerlendirmeye çalışır. Gerisini de dert etmez. Kadere iman budur. Evlilik için ve her şey için kader budur. Bunun ayrıntılarına dalmak ise bile bile kendini yıpratmaktır.
a- Kadere iman ettiğimizi unutmayalım. Cennete, cehenneme iman ettiğimiz gibi kadere de iman ediyoruz. Kader şu demektir: Rabbimiz, biz yaratılmadan önce bize ait her şeyi yazmıştır, yazdığı da gerçekleşecektir. O'nun yazısını bozacak bir güç yoktur. Eğer Allah size bir evlilik yazdı ise muhakkak o yazdığı vakitte evleneceksiniz. Yazmadı ise de kesinlikle evlenemezsiniz. Sudan bahanelerle, her tuttuğunuz elinizde kalır, bir türlü düzelmeyen terslikler hiç eksik olmaz. b- Ne evlenmek kurtuluştur ne de bekâr kalmak helâk olmaktır. Herkes imtihan halindedir. Hangi halin kıymetini bilip imtihanı kazanabilirsek bizim için hayırlı olan odur. c- İnsan olarak biz, üzerimize düşeni eksiksiz yapmaya mecburuz. Evlenmemiz gerekiyorsa evlilik yollarını kullanırız. Hasta olursak tedavi sürecini işletiriz. Sonra da kendimizi Rabbimizin koruması altında huzur içinde hissederiz. d- Şüphesiz evlilik, bedenlerin birleşmesinin adıdır. Eşler kesinlikle körü körüne evlenmemelidirler. Beyinlerinin ve gözlerinin doyduğu bir evlilik daha doğru olandır. Sizin, evleneceğiniz eş adayında güzellikten vesaireye kadar bazı şartlar aramanız pek tabiidir. Şu kadar ki, yeri geldiğinde aradığınız şartlar arasında öncelikli ve vazgeçilmez gibi bir düzenleme yapmalısınız. Mesela yaşınız ilerlediğine göre dün aradığınız şartlardan bazılarını hafifletebilirsiniz. e- Kesinlikle kendinizi güzellik ve çekicilik bakımından helallik sınırları içinde bakımlı tutmalısınız. Siz, bazı şartlar aradığınız gibi erkeklerin de aradığı şartlar vardır ve bu şartların önemli bir bölümü sizin elinizle sunulabileceklerdir. Allah'a tevekkül edin, çok dua edin, sabredin; son gülen iyi güler bunu unutmayın.
cebrail konusundaki diğer fetvalar
Selamünaleyküm. a. Mü'min imanı iki bölüme ayrılabilir; açık olan iman nesneleri ve gaybi yani gözle izlenemeyen iman nesneleri. Meleklere iman gaybi olan iman nesnelerindendir. Gözümüzle görmediğimiz hâlde onların varlığına iman ederiz. Aksi takdirde ise iman mümkün değildir. b. Meleklere ait bilgilerimizin önemli bir bölümü Kur'an kaynakladır. Diğer bölümü de sahih hadislerle sabittir. Bu nedenle de tartışılabilir, araştırılabilir bir bilgi değildir onların bilgisi. c. Meleklerle alakalı bilmemiz gereken ve imanımızı tamamlayan bilgiler şöyledir: Melekler de Allah’ın kullarıdırlar. Mübarektirler, değerlidirler, Allah’a itaat durumundadırlar. Allah Teâlâ ile nesep bağları veya ortaklık gibi bir bağları asla yoktur, sadece kuldurlar. d. Melekler nurdan yaratılmıştırlar. Nurdan nasıl yaratıldıkları da bizim için meçhul bir bilgidir. Tıpkı topraktan babamızın nasıl yaratıldığının meçhul kaldığı gibi. e. Meleklerin yeme içme, uyuma gibi ihtiyaçları yoktur. f. Meleklerin erkeklik dişiliği yoktur. Evlenme, çoğalmaları olmaz. g. Melekler insan şekli dahil her şekle bürünebilirler. Mevcut şekillerinin nasıl olduğunu da bilmiyoruz. İşlerinde seridirler. İnsan gibi yürüyerek, koşarak iş yapmazlar. Ne yaparsa yapsınlar, o yaptıkları kendi kudretleri ile değil, Allah’ın onlara yaptırması iledir. Bu nedenle de işlerinde sonsuz bir organize ve kudret vardır. Yaptıkları işlerin insan standartlarında hayal edilmesi bile mümkün değildir. Buna rağmen usanma ve yorulmaları yoktur. h. Meleklerin mekânı genellikle göklerdir. i. Meleklerin sayısı hakkında bir bilgi yoktur ama rakam olarak da mevcut sayma sayılarımızın çok üstünde bir rakamla var olduklarını tahmin ediyoruz. j. Meleklerin bilgisi insan bilgisinin çok üstündedir hatta insanların bilgisi ile oranlanması mümkün olmayan bir bilgiden de söz edebiliriz. k. Meleklerin de kendi aralarında daha üstünü olanları vardır. Bazılarının ismi Kur'an’da bize bildirilmiştir. Cebrail, Mikâil, İsrafil bu ismi bildirilenlerdendir. Farklı işlerde ve farklı yerlerde görevleri olan meleklerdir bunlar. Kimi bir insanla ilgili iş görür, kimi bir coğrafyadaki işi görür. Kimileri insanların amellerini takip eder. Kimi Arş’ı taşır. Kimi sadece tesbih, rukâ, secde eder. l. Melekler ve insanların bağlantısı çok önemlidir. Adeta melekler bizim ahiretimizin belgeleri durumundadırlar. Onun için de melekle evler, iş yerleri, melekli okullar oluşturmak gibi bir gayemiz olmalıdır. Bu evde melek olur mu olmaz mı diye incelememiz şarttır. Bu sayede Allah Teâlâ’nın büyüklüğünü idrak ederiz. O imanla da şükür noktasında hareketlenmemiz olur. Meleklere iman etmek, onları sevmek daha dindar yaşamaya teşvik eder. Bir nevi yirmi dört saati uyanık gibi olan mü'min durumunda olmaya yardım eder bu iman. Onların biz kol kanat germesine talip oluruz ve bu biiznillah gerçekleşir.
Ruhu’l-Kudüs, meleklerin büyüğü Cebrail aleyhisselamdır. Kudüs şehri ile alakalı bir isim değildir, kelime benzeşmesi söz konusudur sadece.
Peygamber aleyhisselam efendimizin sünneti ile alakalı net bir bilgimiz yoktur. • Sünnetli doğduğu, • Cebrail aleyhisselamın onu sünnet ettiği, • Dedesinin sünnet ettirdiği şeklinde farklı bilgiler vardır. Bu bilgiler arasında ise kesin denebilecek bilgi yoktur. Sünnet olmak farz değildir ama Müslümanlık simgelerindendir. Kasten yapılmamasını dine karşı bir çıkış gibi anlamak mümkündür.
Elbette, Cebrail aleyhisselamın öğrettiği gibi söylemek/söylemeye çalışmak en güzelidir ama anlamı kökten değiştirecek bir hata ile söylemedikçe hele hele kasten ve ihmalde yapmadıkça da biiznillah sorun yoktur.