Fetva Meclisi
Soru
Meleklere iman etmeyenin imanı olmaz deniyor. Ben de böyle inanıyorum ama bir zihin çıkmazı içine girdim son zamanlarda. İçimden diyorum ki tamam iman ettim ama nedir nasıl iman ettim ben, diye gelgitlerim oluyor. Bana şöyle bir özet yapabilir misiniz: Melek dediğimizde ben ne anlamalıyım?
Cevap
Benzer fetvalar
Kulluğumuzun en temel ilkelerinden biri şudur: Allah Teâlâ bize gücümüzün yetmeyeceği şeyi yüklemez. Bilmek, yapmak ve benzeri her konuda bu kural geçerlidir. Bilmemek ve bilmemeyi benimsemek aynı şeyler değildir. Kul, bir şeyi bilemeyebilir ama bilme yollarını ihmal etmez. İmkânı kadar bilmek için de çırpınırsa onun bilmiyor olmasından kaynaklanan eksikliği sıkıntı oluşturmaz. Önemli olan bilmemeyi benimsemiş olmamaktır. Neyi öğreneceğimize gelince onda da kural şöyledir: Başta Allah'a iman olmak üzere dinin temel meseleleri öğrenilecek. Namaz kılmayı bilmemek mazeret olamaz. Meleklere iman etmenin gerekliliğini bilemiyor olamayız. Ama meleklerin isimlerini bilmemek olabilir. En temel konulardan başlayarak genişleyen bir halka şeklinde bilme ihtiyacımızı giderebiliriz. Bunu temel kural olarak alabilirsiniz. Bildiğimizi, bilmeyene öğretme mecburiyetimiz de böyledir. Biz söyleriz, gerisine karışmayız. Gücümüz yetiyorsa elle de müdahale ederiz. Gücümüz yetmiyorsa bundan da sorumlu olmayız. Allah yardımcımız olsun, işimizi kolay etsin. Bir haramı terk etme başarınızı da tebrik ederim. Rabbim sizi geri dönmekten muhafaza buyursun.
Ne soruyorsun? “Müslüman bir erkek nasıl olmalı?” Bu soruyu aslında “Müslüman nasıl olmalı?” diye sormak daha yerinde olur. Neden? Çünkü biz, erkek veya kadın, önce kuluz. Allah’ın kulları olarak bu âlemde bulunuyoruz. Kulluğumuzu beceremedikten sonra erkek veya kadın olmamız sonucu değiştirmeyecektir. Akıbet cennet olunca cinsiyet önemsiz olur. Cehennemde yanacak olduktan sonra erkeklik ne değer taşıyacak değil mi? Bizden beklenen erkeklik değil kulluktur. Allah yardımcımız olsun. Bu mantıkla baktığımızda, asrımızdaki yaşam tarzını da dikkate alarak erkek bir mü'minin önceliklerini ya da genel yaşama tarzını özetleyebilecek şu kuralları paylaşabiliriz sizinle: Bütün insanlık Allah’a kul olmaya çağrılmıştır. Erkek ve kadın, kulluğa muvaffak olduğu zaman ebedî kurtuluşa erecektir. Mücadelemiz budur; ebedî saadet sebebimiz olacak kulluk imtihanını kazanmak! Bunun karşılığında da bizi hedefimizden saptırması için İblis’e yetki ve güç verilmiştir. O da sapmamız ve hedefimizden geri kalmamız için mücadele etmektedir. Erkek mü'min, bu mücadelede İblis’e yenilmeyen insandır. Asla imanımızı ve imanımızın içini dolduran değerlerimizi ona kaptırmayacağız. Allah’a, meleklere, peygamberlere, Kitab’a, ahiret gününe ve kadere imanımızı sarsmayacağız. Hiçbir fitne ve hiçbir insan kılıklı düşman bizi bu ilkemizden saptıramayacak. İşte erkekliğin bir numaralı konusu budur. Erkek olmaya muhakkak bir anlam yüklenecekse o anlam şu olabilir: Âdem aleyhisselamın erkek çocuğusun. Kadına karşı veya erkeğe karşı olmak bir iş değildir. Adam olmak iştir. Adamlık da mü'minliğin ve insanlığın hakkını vermektir. Erkek gürültüsü de kadın gürültüsü de bir değer taşımaz. İmanımızı muhafaza ettikten sonra en önemli tutanağımız Allah’ın haramlarından kaçınmak olacak. Erkek mü'min harama bulaşmamayı korumuş mü'mindir. Bir hata olur da haramlardan biri ile yüzleşilirse ilk fırsatta tevbe ile ondan kurtulmak hedefimiz olur. Şöyle bilebiliriz: Haramlardan korunmuşluğum kadar imanım ve erkekliğim canlı demektir. Allah’ın farz olarak bize bildirdiği emirlerini eksiksiz yerine getirmek iman etmişliğimizin sonucudur. Farzlarda eksiği olmayan, olursa onu telafi etme yollarını ihmal etmeyen mü'min olmak şiarımızdır. Peygamber aleyhisselamın sünnetleri, nafileler takatimiz kadar yapmaya çalıştığımız işlerimiz olacak. İnsanî ilişkilerimizde mü'min olmanın kalitesini koruyacağız. Başta ebeveynimiz olmak üzere yakın akraba ve arkadaş çevremize mü'min insan kalitesinde insanlık göstereceğiz. Ezilip büzülmeden, yıpranmadan konuşmayı, alıp vermeyi, oturup kalkmayı becereceğiz. Allah’ın haram ettiği alanlara yaklaşmadan bize mübah kıldıklarını rahatça kullanarak insanca yaşamayı, insanlığa katkıda bulunmayı becermek görevimizdir. Bunu biz mü'min erkekler/kadınlar olarak beceremezsek insanlık yolunu kaybetmiş olacaktır. Kur'an okuma, amel etme ve tefekkür kitabımızdır. Günlük, haftalık ve aylık bir Kur'an okuma planımız olmalıdır. Bir satır da olsa okuduğumuz Kur'an, güneşin her sabah doğması gibi istikrarlı ve ciddi olacak. Farz ilimleri de okuyacağız. Din ve dünya kültürümüz için de okumamız olacak ama kendimizi zoraki âlim zannederek olmayacak bu okumalarımız. Kabiliyetimiz, iş ve aile ortamımız gibi dengeleri gözeterek okuyacağız. Gerektiğinde de okuma yerine dinlemeyi kullanabiliriz. Diploman olmalıdır. Diploman olsun ama sen diplomanın adamı olma diploma senin silahın olsun. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin Arş’ın gölgesini vaat ettiği insanlardan biri “kalbi camiye kilitlenmiş” insanlardır. Belli bir vakti muhakkak camide kılmayı, cemaatle namaz eda etmeyi ciğerlerimizin solunum yapması kadar doğal görev bilmeliyiz. Zamana karşı hassas olmaya mecburuz. Dakikaların hesabını yapamadıkça ömür hesabı yapamayacağız demektir. Bunun için de mü'min arkadaş çevresi oluşturmaya gayret ederiz. Evli ve iffetli mü'min erkek mü'mindir. İffeti zedelenmiş ve tekrar ıslah edilmemiş mü'min ziyandadır. Bu zaman ve bütün zamanlar sabırla yaşanabilir zamanlardır. Diyebiliriz ki, sabrımız kadar mü'minliğimiz vardır. Sabrı bitenin imanı da erimeye yüz tutar insanlığı da. Sabır sensin ve geleceğindir. Dua et. Dua et. Dua et. Kandil akşamlarındaki toplu ve sesli duaları yeterli bulma. Onlar “olmalı” diye yapılan dualar olabilir. Sen dua et. Dua et. Yatarken, kalktığında, merdivenlerden inerken, durakta beklerken dua et. Arapça biliyorsan Arapça, bilmiyorsan bildiğin dille dua et. Kendine et, anne babana et, ailene et. Ümmetine dua et. Bir et, bin et ama dua et. Kılık kıyafetin, konuşma tarzın kör taklit olmasın. Birilerini değil mü'min selefini taklit et. Ayakkabından Batı izleri anlaşılmasın. Ceketin, tıraşın aynı şekilde sana benzesin. Elbette aileni, doğup büyüdüğün yöreni unutma. Ama ümmetinin insanı ol. Ümmetin öncelikli yaşa. Kendini Âdem aleyhisselamın çocuğu gördüğüne göre Âdem’den buyana gelenlere kardeş olmayı da bileceksin. Allah yardımcın olsun. Seni korusun ve bu merhume ümmetime bağışlasın.
Önce şunu bilmeniz gerekiyor: Özürsüz ve makul bir gerekçe olmadan erkeğin cinsel ihtiyacını reddeden kadın için geçerlidir bu lanet tehdidi. Hasta bir kadın, hamilelik sıkıntısı çeken bir kadın, psikolojik sorunları olan bir kadın için bu lanet yoktur. Sorunuzdaki çizginin çizimine gelince cevabımız şudur: Evet, erkek kadının cinsel ihtiyacını görmezden gelirse erkeğe melekler lanet eder şeklinde bir hadis yoktur. Yalnız Allah’ın gazabı sadece meleklerin lanet etmesi şeklinde anlaşılmaz. O, yapılan işin uygun olmadığını anlatmak için bir ifade tarzı idi. Onun gibi başka ifade tarzları da vardır. Allah Teâlâ Bakara suresinde (228.ayet) kadınların da erkeklerin hakkı gibi bir hakka sahip olduğunu beyan etmiştir. Kadının da erkek gibi bir şehvet taşıdığı bilindiğine göre erkeğin kadının şehvet ihtiyacını görmezden gelmesi bir hak ihlalidir ve bunu yapan erkek zalim erkektir. Her zalim, Allah’ın huzurunda hesap verecektir. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin “iki zayıfın hakkına karşı sizi uyarıyorum: Yetim ve kadın” şeklindeki uyarısı (Hakim, 211) her mü’minin kulağında küpedir. Kendisini ibadete ve oruca verdiği için hanımını ihmal eden Osman bin Maz’un radıyallahu anhı Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem huzuruna çağırmış ve ona: “Osman, sen benim sünnetimi terk mi ettin?” diye sormuştu. O da: “Hayır ya Resûlullah, tam aksine senin sünnetini yaşamak istiyorum.” demişti. Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ona şöyle buyurdu: “Ben de uyuyorum ve namaz kılıyorum. Oruç tuttuğum oluyor tutmadığım oluyor. Kadınlarla ilişkimi kesmiyorum. Osman, Allah’tan kork. Hanımının sende hakkı vardır. Misafirinin sende hakkı vardır. Bedeninin sende hakkı vardır. Oruç bazen tut, bazen tutma, namaz da kıl, uyku da uyu.” (Ebu Davud, 1369) Erkek değil kadının yatak ihtiyacını adil bir şekilde karşılamak, kadının karşısında erkeklik düzeyinde bir süslenmek ve hoş görünmek ciddiyeti bile göstermek zorundadır. Görülüyor ki dinimizin erkeği salma gibi bir tutumu yoktur, o da şeriatın çizgisinde kalmak zorundadır. Şu kadar ki dinimiz, erkeğe ve kadına anlayacakları farklı dillerle hitap etmiştir ama herkesi kulluk ve hakka riayet çizgisinde tutmuştur.
Kızım, bir de şöyle baksan olmaz mı? Allah Teâlâ seni oturduğun yerde sevap kazanan kulu yapmak istiyor olmasın? Zannedersem öyledir, çektiğin sıkıntı senin için sevaptır. Namaza ağırlık ver, namazlarını daha huzurlu kıl, rahatlığı içinde hissedersin. Babanın tavırlarını duymazdan gel, görmez gibi yap. Bu sabrının boşa gitmeyeceğine de iman etmelisin. Kimseni seni anlamasını bekleme, seni Rabbin anlasın yeter, değil mi? Bir de sana amca tavsiyesi: Sakın bu gelişmeler seni, sana uygun olmayan bir evliliğe evet dedirtmesin, sakın ha! Yağmurdan kaçarken doluya tutulursun maazallah. Senin için hususi dualar ediyorum kızım.
Cinlerle alakalı olarak şu noktaların altını çizebiliriz: Cinler gayba ait bir konuyu teşkil eder. Bu da onlar hakkında âyet ve hadislerde bildirilen dışında bir şey bilemeyeceğimizi gösterir. Cinlerle ilgi bilgi bulunan âyet ve hadislerden şu ayrıntıları toplayabiliriz: Ateşten yaratılmışlardır. Güzel veya çirkin farklı şekillerde bulunabilirler. Onların da aklı vardır. Yiyip içerler, uyurlar ve evlenirler. Onların da iyileri ve kötüleri vardır. Onların içinden çıkan şeytanlar ise sadece kötülük için vardırlar. Cinlerle ilgili ayetler bulunduğu için onların varlığını kabul etmemek âyetleri kabul etmemek olur. Var olduklarına şüphe yoktur. Onların da insanlar gibi mükellef olduklarına yani iyi olup iyi işler yapmak zorunda olduklarına da şüphe yoktur. Cinler bütün farklılıklarına rağmen Allah’ın bilmelerini murat ettiği dışında hiçbir şekilde gaybı bilmeleri mümkün değildir. Cinlerden yardım alarak gayba ait konuları öğrendiklerini zanneden veya iddia edenler bunu bilerek söylüyor ve yapıyorlarsa Kur'an’ımızın en temel ayetlerini inkâr etmiş olurlar. Cinden yardım alma iddiası insanı oyalamak ve akidesine zarar verebilecek bir yola sokmak olur. Cinleri yaratıldıkları şekilde görme iddiasının aslı yoktur. Bu sadece peygamberler için mümkündür. Bazı sahabilerin cinlerden birini görmesine dair bilgiler ise Peygamber aleyhisselam dönemine ve onun yönlendirmesine dair ayrıntılardır, genel bir boşluk değildir. Cinler cinlerle evlenir, insan da insan cinsi ile evlenir ama insanla cinlerden birinin evliliği diye bir şey yoktur. Böyle bir iddia ateş toprağın birleşimi gibi bir iddia olur. Cinlerin insan bedenine fiili olarak girip etkilemesi şeklinde bir anlayış da isabetli değildir. Evet, insana zarar verirler ama bu bildiğimiz bir yere girip çıkma şeklinde anlaşılmamalıdır.
Bu hususta başlangıç olarak doğru düşünüyorsunuz. Netice olarak ise şunu bilmemiz gerekir: Rabbimiz bizi gücümüzün yetmeyeceği bir şeyle sınamaz. Bizden istenenler gücümüzün yettiği şeylerdir. Hayallerimiz, iç kuruntularımız, sevgi ve nefretimiz yüzde yüz hâkim olabileceğimiz şeyler olmayabilir. Bizim, insan olarak yapmamız gereken şey niyetlerimizin etki altında kalacağı çevreyi düzgün oluşturmaktır. Mesela Ramazan gününde oruç tutan bir mü’min, Allah için oruçlu olmaya niyet eder ama bir büfenin önünde saatlerce beklerse niyeti ile niyet ettiği ibadetin etki altında kalacağı çevre arasında çelişki bulunmuş olur. Bize düşen, gücümüzün yettiğini yapabilmektir. Bir başka örnek olarak da sizin durumunuzu ele alalım. Siz Allah için süren bir hayat yaşamak istiyorsunuz. Bunun için çevre de oluşturmanız gerekir. Çevrenizin etkisinden sıfır oranda kurtulamazsınız. Avrupa'da ikamet ederseniz bu niyetiniz sizi yalanlayabilir. Ya da siz niyetinizi yalanlamış olursunuz. Hayatî bir gerekçe olmadıkça Avrupa sınırlarında kalan birinin niyet oluşturma sıkıntısı araması makul olmaz. Bunu sadece bir örnek olarak size söylüyorum. Meselemiz nerede yaşama meselesi değildir. Bir başka husus da başta Kur'an'ımız olmak üzere bilgi kaynaklarımızı sürekli enerji oluşturacak şekilde tazelememiz gerekmektedir. Bir de duanın en önemli silahımız olduğunu unutmayalım. Allah yardımcımız olsun.
cebrail konusundaki diğer fetvalar
Ruhu’l-Kudüs, meleklerin büyüğü Cebrail aleyhisselamdır. Kudüs şehri ile alakalı bir isim değildir, kelime benzeşmesi söz konusudur sadece.
Peygamber aleyhisselam efendimizin sünneti ile alakalı net bir bilgimiz yoktur. • Sünnetli doğduğu, • Cebrail aleyhisselamın onu sünnet ettiği, • Dedesinin sünnet ettirdiği şeklinde farklı bilgiler vardır. Bu bilgiler arasında ise kesin denebilecek bilgi yoktur. Sünnet olmak farz değildir ama Müslümanlık simgelerindendir. Kasten yapılmamasını dine karşı bir çıkış gibi anlamak mümkündür.
Elbette, Cebrail aleyhisselamın öğrettiği gibi söylemek/söylemeye çalışmak en güzelidir ama anlamı kökten değiştirecek bir hata ile söylemedikçe hele hele kasten ve ihmalde yapmadıkça da biiznillah sorun yoktur.
Selamünaleyküm. Bu hadis vardır ama zayıf bir hadistir. Zayıf hadis olması ise itikat derecesinde amel edilmesine manidir. Kesinlikle her şey kaderledir. Kesinlikle her kul, kader yokmuş gibi çalışıp üzerine düşeni yapacaktır. Kesinlikle kaderdeki karşısına çıkan kul, itaat edip sabredecek ve kazanacaktır. Ölçümüz budur.