Fetva Meclisi
Soru
Affınızı rica ederek size bir soru soracağım. Kadın erkeğin yatak ihtiyacını reddettiği zaman melekler ona lanet ediyorlar. Buna bir itirazımız yoktur. Peki erkek kadının cinsel ihtiyacını görmezden geldiğinde melekler erkeğe lanet etmiyor mu, melekler sadece kadınlara mı lanet eder?
Cevap
Benzer fetvalar
Yatak odası ilişkisinde kadın ve erkek aynı durumdadırlar. Toplumumuzda yaygın olan anlayış, erkeğin kadını talep ettiği, kadının ise kendisini böyle bir ihtiyaç içinde hissetmediği şeklindedir. Bu, kesinlikle doğru değildir. Doğru olan ise şudur: 1- Kadın erkeğe göre daha geç hareketlenir, erkek bir iki bakmakla, dokunmakla hareketlenirken kadın, daha uzun sürede devreye giren bir enerji sahibidir ama en az erkek kadar o da ihtiyaç sahibidir. Kadınları, erkeğin ihtiyacını gören ama kendi ihtiyacı olmayan biri olarak görmek zulümdür. Ne yazık ki kadınlar da kendilerini böyle göstermeyi uygun görüyorlar. 2- Genelde erkek devreye girdiği için erkeğin hareketlenmesi kadının da ihtiyacının görülmesini doğurduğundan kadın böyle bir talepte bulunmayabilir. Eğer durum böyle olmuyorsa mesela erkek bir ihtiyaç hissetmeden kadın rahatlama ihtiyacı hissediyorsa erkeğin buna cevap vermesi gerekmektedir. Aksi takdirde erkek sorumlu duruma düşer. 3- Kullanılan gıdalar, alınan ilaçlar ve günlük ilişkilerin etkisi ile erkek veya kadın cinsellik bakımından hareketlenebilir. Hangisi hareketlendi ise diğerini beraberliğe davet etmesi hakkıdır. Bu davetin sadece erkekten gelmesini beklemek yanlıştır. Bu hareketlenme nedeni mesela erkek veya kadının, bulundukları ortamdaki konuşmalar ve arkadaştan etkilenme olabilir. 4- Kur'an'ımızın ve Sünnet'in çizdiği çizgi, gösterdiği yol budur. Erkek ve kadın nasıl sofraya oturup beraber yiyorlarsa yatak odasını da aynı mantıkla kullanmalıdırlar. Sofrada erkeğin lokmaları farklı, kadınınki farklı olabileceği gibi yatak odasını kullanma tarzı da farklı olabilir ama ihtiyaç ihtiyaçtır. Allah'a emanet olun.
Kesinlikle yersiz ve değersiz bir bakışla düşünüyorsunuz. Kadınların kıskanıyor, özeniyor ve önemsiyor olmaları onların yaratılışı ile alakalıdır. Dinimiz de onların kıskanıyor, eşini önemsiyor olmalarını kınamamıştır. Abartıya kaçmış, hastalık düzeyinde bir kıskanma söz konusu ise onun için tedavi olma yönünde tavsiyede bulunuruz ama bunun dışında kadının kıskanıyor oluşu bu hayatın tabii olayları arasındadır. İşi iftira etme, zulmetme, görevlerini ihmal etme gibi bir noktaya taşıdı ise ortada tedavi gerektiren bir durum vardır, bunu istisna tutarız. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin eşleri annelerimizden bize intikal eden bilgiler arasında sözünü ettiğimiz kıskanmanın gayet açık örnekleri vardır ve bu örnekler üzerinden Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz onları azarlamamış aksine tabii görüp sabrettiği örnekleri de çıkmaktadır. Kadınların bünyelerine göre gayet normal olan bu mizaç hayatın sürmesi yönünde de önemli bir katkı sağlamaktadır. Netice olarak da erkek ve kadın birbirlerinin imtihanı olarak yaratıldılar. Kadının cinsellik, kendisini geliştirme gibi ihtiyaçları için gerekli bir farklılığı kötülük olarak yorumlayamayız. O da zaman zaman kıskanmanın kendisini ezdiğini hisseder ama yapabileceği bir şey yoktur. Ölçüleri aşmayıp sabrederek ecir kazanacaktır. Evet, psikolojik hatta psikiyatrik bir seviyede sorun da olabilir bu mizaçta. O durumda buna hastalık olarak bakarız; kalp ritim bozukluğu nasıl tedavi ediliyorsa bu da tedavi edilir. Abartılı bir kıskanma beraberinde aklı hırpalamayı da getirmiş olabilir. Dengeli düşünme ve yaşama bozulabilir. Kadın kendi kendini yiyen bir sinir makinesine dönüşebilir. Sindirim sistemi bile bu yüzden bozulmuş olabilir. Yalnız kalma, uyuyamama gibi sonuçlar çıkabilir. Daha da ağır bir muhtemel sonuç olarak din ile irtibatında hatta itikadında sarsılmalar oluşabilir. Bunların tamamını abartı sonucu oluşan hastalık olarak görür ve tedavi yönünü tercih ederiz. Çok garip bir ihtimal olarak da kadının sırf bu kıskançlığı sebebiyle eşini zina etmekle de itham edebilir ki Hanefi mezhebi fukahası bu ithamı fıkıhta belirlenmiş ölçüleriyle ispat edememesi durumunda kazf cezasına müstahak olacağını söylemişlerdir. Özet olarak şunu söyleyebiliriz: Bu hayatı imtihan için yaşıyoruz. Evlilik de imtihanımızın bir boyutudur. Eşlerin birbirlerine bakışları, etkileri imtihanımızın ayrıntılarıdır. Kadınların kıskanma yönleri de o ayrıntının bir damarıdır neticede. Allah’a sığınmak, sabırla ve sebat ile yol almak gerekir. Allah yardımcımız olsun. Âmîn.
Başta Buharî ve Müslim olmak üzere temel hadis kitaplarımızda kadının eşinin cinsel içerikli isteğine cevap vermemesi bir günah olarak önümüze konmaktadır. Bu doğrudur. Böyle bir tavrı Peygamber aleyhisselam efendimiz “meleklerin ona lanet etmesi” ile özetlenecek bir hata olarak göstermiştir. Meleklerin lanet etmesinin ise Allah’ın razı olmadığı bir işi simgelediğini gayet rahatlıkla söyleyebiliriz. Bunun anlamı ise kadının bu tavrının günah olarak yazılmasıdır. Şunu da tespit etmeliyiz: Erkeğin kadından bu alandaki isteği sınırsız ve ölçüsüz bir istek değildir. Fıkhımızda şu ölçülerle daire içine alınmış bir istek olduğunu bilmeliyiz: Dinen geçerli sayılabilecek bir özre dayalı olduğunda kadının kendisini uzak tutmasında bir sakınca yoktur. Doktor onaylı bir sağlık sorunu bulunması, bir yakınının ölümü gibi aşırı duygusallığının bulunduğu güne rastlaması kabul edilebilecek özürlerdendir. Kadın için sakıncalı yani günah denecek durumun oluşması erkeğin bu nedenle küskün kalmasına dayalıdır. Erkeğin küskünlüğü geçici ise veya geçmiş ise ya da kadın bir yolla eşinin gönlünü almayı becerebilmiş ise yine sorun yok demektir. Kadının bu tavrının süreklilik arz etmesi lanetin de sürekli olmasını gerektirecektir, kadın tavrını sonlandırdı ise yine problem yoktur. Erkeğin zulüm denebilecek bir tavrına karşılık kadın kendisini müdafaa için böyle bir karşı tavır göstermek zorunda kaldı ise vebalden söz edilmeyebilir. Erkeğin arzusu kadının yerine getirmesi gereken farz ibadetlere mani oluyorsa bu durumda da vebal söz konusu olmayacağı gibi kadın için yapması gerekeni yapmıştır da diyebiliriz. Erkeğin isteğinin kadın açısından aybaşı, lohusalık gibi yasaklı bir zamana rastlaması itiraz etmesi ve kendisini kollaması gereken bir tavır gerektirecektir ki kadın asla böyle bir tavırdan ötürü mesul olmaz aksine gerekeni yapmış olur. Kadının oruç tutarken onu orucunu bozmaya zorlaması farz bir ibadete engel olmak olacağından kadın asla böyle bir isteğe cevap vermeyecektir, vermemelidir. Aynı şey ihramlı iken gerçekleşirse yine aynı karşı tepkisini göstermelidir. Kadının, erkekten gelen caiz olmayacak ilişki isteğine karşı olumsuz tepkisi de görevidir.
Selamünaleyküm. a. Mü'min imanı iki bölüme ayrılabilir; açık olan iman nesneleri ve gaybi yani gözle izlenemeyen iman nesneleri. Meleklere iman gaybi olan iman nesnelerindendir. Gözümüzle görmediğimiz hâlde onların varlığına iman ederiz. Aksi takdirde ise iman mümkün değildir. b. Meleklere ait bilgilerimizin önemli bir bölümü Kur'an kaynakladır. Diğer bölümü de sahih hadislerle sabittir. Bu nedenle de tartışılabilir, araştırılabilir bir bilgi değildir onların bilgisi. c. Meleklerle alakalı bilmemiz gereken ve imanımızı tamamlayan bilgiler şöyledir: Melekler de Allah’ın kullarıdırlar. Mübarektirler, değerlidirler, Allah’a itaat durumundadırlar. Allah Teâlâ ile nesep bağları veya ortaklık gibi bir bağları asla yoktur, sadece kuldurlar. d. Melekler nurdan yaratılmıştırlar. Nurdan nasıl yaratıldıkları da bizim için meçhul bir bilgidir. Tıpkı topraktan babamızın nasıl yaratıldığının meçhul kaldığı gibi. e. Meleklerin yeme içme, uyuma gibi ihtiyaçları yoktur. f. Meleklerin erkeklik dişiliği yoktur. Evlenme, çoğalmaları olmaz. g. Melekler insan şekli dahil her şekle bürünebilirler. Mevcut şekillerinin nasıl olduğunu da bilmiyoruz. İşlerinde seridirler. İnsan gibi yürüyerek, koşarak iş yapmazlar. Ne yaparsa yapsınlar, o yaptıkları kendi kudretleri ile değil, Allah’ın onlara yaptırması iledir. Bu nedenle de işlerinde sonsuz bir organize ve kudret vardır. Yaptıkları işlerin insan standartlarında hayal edilmesi bile mümkün değildir. Buna rağmen usanma ve yorulmaları yoktur. h. Meleklerin mekânı genellikle göklerdir. i. Meleklerin sayısı hakkında bir bilgi yoktur ama rakam olarak da mevcut sayma sayılarımızın çok üstünde bir rakamla var olduklarını tahmin ediyoruz. j. Meleklerin bilgisi insan bilgisinin çok üstündedir hatta insanların bilgisi ile oranlanması mümkün olmayan bir bilgiden de söz edebiliriz. k. Meleklerin de kendi aralarında daha üstünü olanları vardır. Bazılarının ismi Kur'an’da bize bildirilmiştir. Cebrail, Mikâil, İsrafil bu ismi bildirilenlerdendir. Farklı işlerde ve farklı yerlerde görevleri olan meleklerdir bunlar. Kimi bir insanla ilgili iş görür, kimi bir coğrafyadaki işi görür. Kimileri insanların amellerini takip eder. Kimi Arş’ı taşır. Kimi sadece tesbih, rukâ, secde eder. l. Melekler ve insanların bağlantısı çok önemlidir. Adeta melekler bizim ahiretimizin belgeleri durumundadırlar. Onun için de melekle evler, iş yerleri, melekli okullar oluşturmak gibi bir gayemiz olmalıdır. Bu evde melek olur mu olmaz mı diye incelememiz şarttır. Bu sayede Allah Teâlâ’nın büyüklüğünü idrak ederiz. O imanla da şükür noktasında hareketlenmemiz olur. Meleklere iman etmek, onları sevmek daha dindar yaşamaya teşvik eder. Bir nevi yirmi dört saati uyanık gibi olan mü'min durumunda olmaya yardım eder bu iman. Onların biz kol kanat germesine talip oluruz ve bu biiznillah gerçekleşir.
Sizi tebrik ederim, Peygamber aleyhisselamın hatrı için nefsinin arzusundan vazgeçen kadın olarak dirilmek sizin kazancınız olacaktır biiznillah. Ne mutlu size! Evet, tespitinizde haklısınız; şeytan eşinize: “nasıl olsa o alttan alacak” dedirtir. Bunun da yakın zamanda çözümü olmaz. Siz önce şunu yapın: Eşinize, bu tavrınızın sevgili Peygamber aleyhisselam efendimizin yüce hatrı ve sünnetine uymak için olduğunu ve ölmeden de onun sünnetini terk etmeyeceğinizi söyleyin. Uygun bir zamanda ve tatlı bir dille bunu izah edin. Böylece bir sünneti de hatırlatmış olun. Bir ihtimal kalbi yumuşayabilir. İkinci olarak da mesela öğlen namazını her gün her gün kılmaktan bıkmadığınız gibi bundan da bıkmayın. Bir ecir kaynağı için nasıl “hep ben yapıyorum!” diyebilirsiniz? Aman şeytan sizi boş bulunurken yakalamasın, aman ha!
Erkek, eşi üzerinde bir otoriteye sahiptir ancak bu otorite sevgi, şefkat ve adaletle uygulanmalıdır. Baskıcı, aşağılayıcı, hakaret içeren bir tavır İslam ahlakıyla bağdaşmaz. Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), hanımlarına karşı son derece nazik, anlayışlı ve merhametliydi. Onları incitmekten kaçınır, ihtiyaçlarını gözetirdi. Erkeğin rızasını kazanmak, kadının onunla iyi geçinmesi ve ona karşı hürmetkâr olması anlamına gelir. Ama bu, erkeğin kadına zulmetmesine, hakaret etmesine veya onu baskı altına almasına izin vermez. Peygamberimiz, kadınların haklarını defalarca vurgulamış ve şunu söylemiştir: "Kadınlar hakkında Allah’tan korkun. Çünkü siz onları Allah’ın emanetiyle aldınız." (Müslim, Hac, 147) Dinimizde kadın, eşinin rızasını kazanma yükümlülüğü taşısa da bu durum kadını bir köle gibi her konuda izne tabi kılmaz. Kadın, evin sorumluluğunu taşır ve çocuğuyla ilgili kararlar alabilir. Peygamber Efendimiz, kadınların annelik ve ev içerisindeki sorumluluklarını överek, kadını "evinin ve çocuklarının çobanı" olarak tanımlamıştır. (Buhari, Cuma, 11) Evinizle ilgili harcamalar konusunda size bu kadar baskı yapılması da ahlaklı bir Müslüman’a yakışmaz. Erkeğin, eşine ve çocuğuna nafaka vermesi farzdır ve bu, kadını rencide edecek bir şekilde yapılmamalıdır. Bu bilgileri hatırlattıktan sonra şunları çözüm olarak sunabilirim. Yaşadığınız zorluklara karşı sabırla Allah’a yönelin ve çözüm için dua edin. Allah, kulunu haksızlık karşısında yalnız bırakmaz. Eşinizle sakin bir zamanda konuşmayı deneyin. Ona hissettiklerinizi, size yaptığı davranışların ne kadar yıpratıcı olduğunu anlatın. Onun davranışlarının Müslüman ahlakına uymadığını uygun bir dille ifade edin. Durumu tek başınıza çözmekte zorlanıyorsanız, güvenilir bir aile büyüğünden veya bir arabulucudan destek isteyebilirsiniz.
bakara konusundaki diğer fetvalar
Faiz ve diğer haramlarla ilgili genel kural şudur: a- Allah’ın ve Peygamber aleyhisselamın haram ettiği ne varsa onu tembellik, gaflet, ihmalkârlık, dalgınlık gibi nedenlerle işleyenler HARAM işlemiş olurlar. Haram işleyen, o haramdan şartlarına uygun olarak tevbe ederse Allah’ın affı onun için umulur. Tevbe etmeden ölürse durumu Allah’a kalmıştır; akıbetinin ne olacağı ahirette belli olacaktır ama netice olarak ebedi cehennemde kalmaz. Çünkü cehennemde ebedi kalmak kâfirlere mahsusutur. Bu şekilde bir haram işleyen ise kâfir olmaz. b- Haramlardan bir haramı, HARAM OLDUĞUNU KABUL ETMEYEREK inatla, reddederek, hafife alarak, eğelence konusu yaparak işleyen biri mü'min ise imanından çıkmış olur. O haramla beraber mü'minlik vasfını da kaybeder. Yeniden hidayet yolunu kullanmaz ve o şekilde ölürse, kâfir olarak ölmüş olacağı için cehennemde ebedî kalır.
Haccın bugün sadece Zilhicce ayında yapılmasının temel nedeni, Peygamber Efendimizin bu şekilde uygulamış olmasıdır. İslam’da bir ibadetin şekli ve zamanı, Kur’an ve sünnet ile belirlenmiştir. Peygamberimiz’in haccı bu zaman diliminde yapması, bu ibadetin sünnete uygun zamanını belirler. İslam âlimleri, “bilinen aylar” ifadesinden Zilhicce, Zilkâde ve Şevval aylarının kastedildiği konusunda ittifak etmişlerdir. Bu, hem sahabe döneminde hem de sonraki İslam âlimleri tarafından sabittir. Hac, İslam’da belirli bir zamana bağlı bir ibadettir. Bu zaman, Arefe günü (Zilhicce’nin 9. günü) ve Kurban Bayramı günlerinde (10, 11, 12, 13 Zilhicce) icra edilir. Haccın diğer aylarda yapılması mümkün değildir. Çünkü: Vakfe: Arafat Vakfesi, sadece Zilhicce’nin 9. günü yapılır. Tavaf ve Sa’y: Kurban Bayramı ile bağlantılıdır. “Bilinen aylar” ifadesi, ihrama girme ve hacca hazırlık için geniş bir zaman aralığını ifade eder. Örneğin, bir kişi Şevval ayında ihrama girip niyet edebilir; ancak haccın rükünleri Zilhicce’de yerine getirilir. Günümüzde hac ibadetine büyük bir katılım olduğu için Suudi Arabistan otoritelerinin organizasyon yapması, uygulamayı kolaylaştırmaktadır. Ancak bu durum, haccın zamanını belirleyen bir unsur değildir; zaman sünnetle sabittir.