İslami Delil
Aramaya dön
Fetva

Fetva Meclisi

Soru

Hocam, Bakara suresi 275.Ayeti nasıl anlamalıyız? Faizden vazgeçmeyenlerin orada ebedi olarak kalacakları geçiyor bu nasıl anlaşılmalıdır?

Cevap

Faiz ve diğer haramlarla ilgili genel kural şudur: a- Allah’ın ve Peygamber aleyhisselamın haram ettiği ne varsa onu tembellik, gaflet, ihmalkârlık, dalgınlık gibi nedenlerle işleyenler HARAM işlemiş olurlar. Haram işleyen, o haramdan şartlarına uygun olarak tevbe ederse Allah’ın affı onun için umulur. Tevbe etmeden ölürse durumu Allah’a kalmıştır; akıbetinin ne olacağı ahirette belli olacaktır ama netice olarak ebedi cehennemde kalmaz. Çünkü cehennemde ebedi kalmak kâfirlere mahsusutur. Bu şekilde bir haram işleyen ise kâfir olmaz. b- Haramlardan bir haramı, HARAM OLDUĞUNU KABUL ETMEYEREK inatla, reddederek, hafife alarak, eğelence konusu yaparak işleyen biri mü'min ise imanından çıkmış olur. O haramla beraber mü'minlik vasfını da kaybeder. Yeniden hidayet yolunu kullanmaz ve o şekilde ölürse, kâfir olarak ölmüş olacağı için cehennemde ebedî kalır.
Orijinal kaynak

Benzer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Ashab-ı Kiramdan itibaren bu ümmetin büyüklerinin, ulemasının inandığı şudur: a- Cennet iman ile ölenlere, cehennem küfür üzere ölenlere ebedî olarak tahsis edilecektir. b- Kâfir olarak ölenler için ayrıntı yoktur, direkt cehenneme girecek ve ebedî olarak orada kalacaklardır. c- Mümin olarak ölenlerden günahı olmayanlar ebedî olarak kalmak üzere cennete gireceklerdir. d- Mümin olarak ölen ama günahları olanlar ise Allah Teâlâ’nın dilemesine kalmışlardır; direkt affedip cennete koyabileceği gibi belli bir süre cehennemde cezalandırıp cennete de koyabilir. Allah Teâlâ’nın muradının nasıl tecelli edeceği hakkında rakamlı, ölçülü bir görüş beyan etmek mümkün değildir. Mesela, bu dünyada yaşarken günahkâr olan ama şu veya bu sıkıntılara sabır ve imanla dayanabilen ve imtihanı kazananlar o çektikleri sebebiyle direkt cennete girebilecekleri bir af görebilirler. Böyle bir beklentinin elimizde kati ve rakamsal bir ölçüsü yoktur. Ayetler ve hadislerde umut eksenli ifadelerden genel olarak anlaşılan bir sonuçtur bu. e- Bu kural ulemanın genel olarak çizdiği çizgiyi yansıtır. Şaz denebilecek tek tük tahminler, mantık oyununa dayalı beyanlar da varsa bile ilmî bir değeri yoktur.

Hocam, iman sahipleri ölünce günahkâr olsalar bile cehenneme girmeden cennete gi
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Selamünaleyküm. nBunun gibi pek çok hadis vardır. Bu bir kuraldır: Cehennemde sıfır imanlı olanlar yani kâfirlerden başkası sonsuza kadar kalmayacaktır. Müm'inler ise dünya hayatında günah işledilerse ve tevbe etmeden öldülerse, günahlarının gerektirdiği kadar cehennemde kalacaklardır. Sonra da Allah Teâlâ'nın lütfu ile cehennemden çıkıp cennete gireceklerdir. Tabii bu durum, mü'minin günahlarını Allah Teâlâ'ınn affetmemesi hâlindedir. Af görürse zaten kurtulacaktır. Allah Teâlâ sonumuz hayertsin.

Selamünaleyküm hocam; "Kalbinde zerre kadar İmanı olan cehennemde cezası kadar y
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Kabir, fani insanın dünya ile ahiret arasındaki tampon noktasıdır. Cesetlerimizin kıyamet vaktine kadar emanet edildiği yer orasıdır. Şöyle de diyebiliriz: Kabir, ahiretin ilk durağıdır. Ölen her insanın kıyamet vaktine kadar bekleyeceği yer olan kabir aynı zamanda ahirette insanı bekleyen iyi/kötü akıbetin de bir benzeri ile karşılaşılacak olan yerdir. Akıbet olarak cennete gidecek olanlar kabri, bir çeşit cennet bahçesi gibi bulacaktır. Akıbet olarak cehenneme gidecek olanlar da kabri bir çeşit cehennem olarak bulacaklardır. Elbette kabir cennet veya cehennem değildir ama kabirde nimet veya azap vardır. Bize ulaşan pek çok hadiste kabirle alakalı olarak nimet veya azaptan söz edilmektedir. Kur'an ayetleri arasında da kabir azabına işaretler vardır. Bu nedenle mü'min olarak kabir hayatının azap/nimet açısından bir tür karşılık yeri olacağına iman ederiz. Ehlisünnet inancında genel anlayış böyledir. Yalnız şunu vurgulamamız gerekmektedir: Kabirdeki durum tamamen gayb alemine dair bir durumdur. Orada ne olup bittiğini, ne olabileceğini ancak vahiy yoluyla bize bildirilenler kadar bilebiliriz. Tahminler ya da rüya gibi yöntemlerle kabir hakkında bilgi sahibi olmamız mümkün değildir. Hadislerde zikredilen kadarı ile yetinmemiz ve konuyu derinleştirmememiz gerekmektedir. Kabirle alakalı itikamızın özeti şöyledir: a- Kabir, insanın ahirete açılan yolculuğunun ilk durağıdır. Bu ilk durak ahiretteki akıbetin özetinin görüleceği yerdir. b- Kabirde azap veya nimet vardır. Bu hakikat hadislerle sabittir. c- Kabirde sorgu sual vardır. Dünyadaki iman durumuna göre orada cevap verme ya da verememe olacaktır. d- Kabir alemi insanın meçhulü olan bir alemdir. Vahyin dışında kabirle alakalı kati bilgimiz olamaz. İnsan meçhul gördüğü her şeyde olduğu gibi kabirde de bilgi sahibi olmak istemiştir. Bu insan ilgisinin abartılması veya fiziksel bir araştırma gibi görülmesi yanlıştır. Bize ulaşan ayetler/hadisler bilgimizin sınırını göstermektedir. Onunla yetinmesini bilmeye mecburuz. e- Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin hadislerinde kabir azabından Allah'a sığınmayı ihtiva eden dualar vardır. O duaları virt edinmek gerekir.

Hocam, öldüğümüzde ne olacak? Kabir hayatı hakkında ayet veya hadis var mı, bira
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Selamünaleyküm. Umudumuzu ve temennimiz iman üzere ölmeleri şeklinde olmalıdır. Ne var ki faiz, haram olduğu zorunlu olarak bilinmesi gereken konulardandır. Bu kadar geniş bilgiye ulaşma imkanlarının bulunduğu bir çağda onları mazur görmek çok zordur.

Selamünaleyküm. Hocam çevremizdeki namaz kılıp, oruç tutan bazı kişiler bazen fa
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Kur'an'ın tek bir ayetini alarak ondan kati hükümler çıkarmanın doğru olmadığını anlayabileceğimiz bir örnek karşısındayız. Ayetlerin, diğer ayetlerle nasıl kesiştiğini, ayetler arasındaki bağlantıları bilmeden hüküm çıkarmak yanlıştır. Ehli Sünnet'in ittifak ettiği en temel ilkelerden biri şudur: Kâfirler ebediyen cehennemde kalacaklardır. Mü'minler de ebediyen cennette kalacaklardır. Mü'minler, günahları mağfiret görmezse geçici bir süre cehenneme gireceklerdir. Sonra da cennete gireceklerdir. Kâfirler, ayrıntılı bir hesap görmeyeceklerdir. Ama neden iman etmediği sorgulanıp, küfrünün cezası olan cehenneme sevk edileceklerdir. Allah'a emanet olunuz.

"Artık kimin tartıları ağır gelirse, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileri
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Kimin emrettiği konusunda bir tereddüt yoktur. Zira Allah Teâlâ ve Peygamber aleyhisselamdan başkası bir şey emretmez, edemez. Farz, vacip, Sünnet ve diğerleri; hepsinin kaynağı aynıdır. Bu üç emir türünde kaynak açısından sıkıntı yoktur. Bu emirlerin bize ulaşmasında bir puanlama farkı olabilir. Mesela sahih hadis/zayıf hadis örneğinde olduğu gibi. Bir başka neden de bilhassa vacip ifadesinde emrin açık bir şekilde ne kadar ve nereleri kapsadığı hususunda anlama zorluğu olursa, o emir için farzdan bir alt puan olan vacip kavramı kullanılır. Çünkü farzdaki katiyeti oluşturacak net beyan anlaşılmamış olur. Bu ayrıntı Hanefî mezhebi müçtehitlerine aittir. Diğer ulema ya direkt farz gibi görmüşlerdir ya da direkt Sünnet gibi görmüşlerdir. Fıkıh ölçülerinde Hanefî müçtehitlerinin daha fakîh bakışlı olmalarının bir tezahürü olarak anlaşılabilir mesele. Allah'a emanet olun.

Bir şeyin ‘vacip’ olmasının şartı nedir? Allah açıkça emretse farz olurdu, peyga

bakara konusundaki diğer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Önce şunu bilmeniz gerekiyor: Özürsüz ve makul bir gerekçe olmadan erkeğin cinsel ihtiyacını reddeden kadın için geçerlidir bu lanet tehdidi. Hasta bir kadın, hamilelik sıkıntısı çeken bir kadın, psikolojik sorunları olan bir kadın için bu lanet yoktur. Sorunuzdaki çizginin çizimine gelince cevabımız şudur: Evet, erkek kadının cinsel ihtiyacını görmezden gelirse erkeğe melekler lanet eder şeklinde bir hadis yoktur. Yalnız Allah’ın gazabı sadece meleklerin lanet etmesi şeklinde anlaşılmaz. O, yapılan işin uygun olmadığını anlatmak için bir ifade tarzı idi. Onun gibi başka ifade tarzları da vardır. Allah Teâlâ Bakara suresinde (228.ayet) kadınların da erkeklerin hakkı gibi bir hakka sahip olduğunu beyan etmiştir. Kadının da erkek gibi bir şehvet taşıdığı bilindiğine göre erkeğin kadının şehvet ihtiyacını görmezden gelmesi bir hak ihlalidir ve bunu yapan erkek zalim erkektir. Her zalim, Allah’ın huzurunda hesap verecektir. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin “iki zayıfın hakkına karşı sizi uyarıyorum: Yetim ve kadın” şeklindeki uyarısı (Hakim, 211) her mü’minin kulağında küpedir. Kendisini ibadete ve oruca verdiği için hanımını ihmal eden Osman bin Maz’un radıyallahu anhı Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem huzuruna çağırmış ve ona: “Osman, sen benim sünnetimi terk mi ettin?” diye sormuştu. O da: “Hayır ya Resûlullah, tam aksine senin sünnetini yaşamak istiyorum.” demişti. Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ona şöyle buyurdu: “Ben de uyuyorum ve namaz kılıyorum. Oruç tuttuğum oluyor tutmadığım oluyor. Kadınlarla ilişkimi kesmiyorum. Osman, Allah’tan kork. Hanımının sende hakkı vardır. Misafirinin sende hakkı vardır. Bedeninin sende hakkı vardır. Oruç bazen tut, bazen tutma, namaz da kıl, uyku da uyu.” (Ebu Davud, 1369) Erkek değil kadının yatak ihtiyacını adil bir şekilde karşılamak, kadının karşısında erkeklik düzeyinde bir süslenmek ve hoş görünmek ciddiyeti bile göstermek zorundadır. Görülüyor ki dinimizin erkeği salma gibi bir tutumu yoktur, o da şeriatın çizgisinde kalmak zorundadır. Şu kadar ki dinimiz, erkeğe ve kadına anlayacakları farklı dillerle hitap etmiştir ama herkesi kulluk ve hakka riayet çizgisinde tutmuştur.

Affınızı rica ederek size bir soru soracağım. Kadın erkeğin yatak ihtiyacını red
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Haccın bugün sadece Zilhicce ayında yapılmasının temel nedeni, Peygamber Efendimizin bu şekilde uygulamış olmasıdır. İslam’da bir ibadetin şekli ve zamanı, Kur’an ve sünnet ile belirlenmiştir. Peygamberimiz’in haccı bu zaman diliminde yapması, bu ibadetin sünnete uygun zamanını belirler. İslam âlimleri, “bilinen aylar” ifadesinden Zilhicce, Zilkâde ve Şevval aylarının kastedildiği konusunda ittifak etmişlerdir. Bu, hem sahabe döneminde hem de sonraki İslam âlimleri tarafından sabittir. Hac, İslam’da belirli bir zamana bağlı bir ibadettir. Bu zaman, Arefe günü (Zilhicce’nin 9. günü) ve Kurban Bayramı günlerinde (10, 11, 12, 13 Zilhicce) icra edilir. Haccın diğer aylarda yapılması mümkün değildir. Çünkü: Vakfe: Arafat Vakfesi, sadece Zilhicce’nin 9. günü yapılır. Tavaf ve Sa’y: Kurban Bayramı ile bağlantılıdır. “Bilinen aylar” ifadesi, ihrama girme ve hacca hazırlık için geniş bir zaman aralığını ifade eder. Örneğin, bir kişi Şevval ayında ihrama girip niyet edebilir; ancak haccın rükünleri Zilhicce’de yerine getirilir. Günümüzde hac ibadetine büyük bir katılım olduğu için Suudi Arabistan otoritelerinin organizasyon yapması, uygulamayı kolaylaştırmaktadır. Ancak bu durum, haccın zamanını belirleyen bir unsur değildir; zaman sünnetle sabittir.

Hocam Bakara Suresi 197. ayette mealen, "Hac, bilinen aylardadır..." ifadesi geç

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.