Fetva Meclisi
Soru
Hocam Bakara Suresi 197. ayette mealen, "Hac, bilinen aylardadır..." ifadesi geçmektedir. Bu ayeti yalnızca Türkçe mealinden okuduğumuzda, hac ibadetinin sadece Zilhicce ayındaki Kurban Bayramı döneminde değil, diğer belli aylarda (örneğin, haram aylar) da yapılabileceği anlamını çıkarıyoruz. Ancak, mevcut uygulama Peygamber Efendimizin haccı gerçekleştirdiği Zilhicce dönemine dayandırılmakta ve bu zaman dilimi sünnet üzere devam ettirilmektedir. Suudi Arabistan otoritesinin de bu uygulamayı sürdürmesi dikkat çekmektedir. Bu bağlamda, ayete dayanarak diğer aylarda da hac yapılması mümkün müdür? Görüşlerinizi öğrenmek isterim.
Cevap
Benzer fetvalar
Hac ayları, hicrî takvimdeki Şevvâl ve Zilkade aylarının tamamı ile Zilhicce ayının ilk 10 günüdür. İhrama bu aylar içerisinde girilmesi gerektiğinden dolayı bu aylara hac ayları denilmiştir. Bu zamanlara hac ayları denmesi, hac menâsikinin bu aylardan herhangi birinde bitirilebilmesi açısından değil, haccın şartı olan ihrama Şevvâl’den itibaren girilebilmesi bakımındandır. Bu süre içerisinde ihrama girerek, haccın iki temel rüknünden biri olan ve sadece Zilhicce’nin dokuzuncu günü öğle vakti ile onuncu günü fecr-i sâdık arasında yapılabilen Arafat vakfesini yapan kimsenin haccı geçerli olur. Haccın diğer rüknü olan ziyaret tavafı ise kurban bayramı günlerinde eda edilmekle birlikte, bugünlerde yapılamaz ise cezasını yerine getirmek kaydıyla, daha sonra da yapılabilir ve bu tehir, o seneki haccın geçersiz sayılmasına sebep olmaz (Kâsânî, Bedâi‘, 2/132-133).
Selamünaleyküm. Şevval, Zilkade ve Zilhicce'nin ilk on günü Hac aylarıdır. Umre ibadetinin bu aylarla ilgisi yoktur, o yılın bütün günleri içindir.
Fecr sûresinin 2. âyetinde geçen “on gece” ile tercih edilen yoruma göre, hac ayı olan Zilhicce’nin ilk on gecesi kastedilmiştir. (Râzî, Mefâtîhu’l-ğayb, 31/148) Zilhiccenin ilk on gününün faziletine işaretle, Hz. Peygamber (s.a.s.) “Allah katında şu on günde işlenecek sâlih amelden daha sevimli bir amel yoktur.” buyurmuş, sahabîler: “Ey Allah’ın Resûlü! Allah uğrunda yapılacak cihattan da mı üstündür?” diye sormuşlar. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.s.); “Evet, Allah yolunda cihat etmekten de. Ancak malını ve canını tehlikeye atarak cihada çıkan, şehit olup dönmeyen kimsenin cihadı başka. (O, bundan üstündür.)” (Ebû Dâvûd, Savm, 61 [2438]; bk. Buhârî, ʽÎdeyn, 11 [969]) buyurmuştur. Zilhicce’nin bu on gününün fazileti hac ibadetinin bu ayda yapılmasından kaynaklanmaktadır. (İbn Hacer, Feth, 6/110) Zira bu günlerde hac ibadetinin bir kısım menâsiki yapılmakta bir kısmı da (ziyaret tavafı, şeytan taşlama gibi) ardından gelen teşrik günlerinde gerçekleştirilmektedir. Zilhicce ayının dokuzuncu günü olan Kurban Bayramı’nın arefesinde tutulan orucun da çok faziletli olduğu rivâyetlerde zikredilmiştir. (Müslim, Sıyâm, 196-197 [1162])
Hac ayları, hicrî takvimdeki şevvâl ve zilkade aylarının tamamı ile zilhicce ayının ilk on günüdür. Hac için ihrama bu aylar içerisinde girilmesi gerektiğinden dolayı bu aylara hac ayları denilmiştir. Bu döneme hac ayları denmesi, hac menâsikinin bu aylardan herhangi birinde bitirilebilmesi açısından değil haccın şartı olan ihrama şevvâlden itibaren girilebilmesi bakımındandır. Bu süre içerisinde ihrama girerek haccın iki temel rüknünden biri olan ve sadece zilhiccenin dokuzuncu günü öğle vakti ile onuncu günü fecr-i sâdık arasında yapılabilen Arafat vakfesini yapan kimsenin haccı geçerli olur. Haccın diğer rüknü olan ziyaret tavafında ise asıl olan bayramın ilk üç gününde yapılmasıdır. Ancak mazeretsiz olarak bu günlerden sonra yerine getirilmesi mekruh olmakla birlikte ceza gerektirmez. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/132-133; Mâverdî, el-Hâvî, 4/192; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/391)
Haccın, ancak hac aylarında yapılabilmesine karşılık umre için belirlenmiş herhangi bir zaman yoktur. Arefe ve bayram günleri (teşrik tekbirlerinin getirildiği 5 gün) dışında her zaman umre yapılabilir. Arefe günü sabahından bayramın 4. günü güneş batıncaya kadarki süre içinde ise umre yapmak tahrîmen mekruhtur. Çünkü bu günler, hac menâsikinin yapıldığı günlerdir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/227) Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezheplerine göre hac yapmaya niyetli olmayanlar, teşrik günleri dâhil yılın her gününde umre yapabilirler. (Nevevî, el-Mecmû‘, 7/147-148; Karâfî, ez-Zahîre, 3/374) Mâlikî mezhebine göre hac yapmaya niyetli olanlar, bayramın 4. günü güneş batıncaya kadar; Şâfiî mezhebine göre ise vedâ tavafı dışında haccın bütün menâsiki tamamlanmadıkça umre yapamazlar. (Zühaylî, el-Fıkhü’l-İslâmî, 3/21-25)
Bu konudaki hüküm 'kesmemek Sünnet' olacak şekilde anlaşılmalıdır. Kurban kesecek olan bir zilhicce ile on zilhicce arasında saç ve tırnağını kesmemekle bir Sünnet icra etmiş olur. Kesilmesi bildiğimiz 'haram' anlamında haram değildir, fukahanın önemli bir bölümünce mekruh olarak anlaşılmıştır.
bakara konusundaki diğer fetvalar
Önce şunu bilmeniz gerekiyor: Özürsüz ve makul bir gerekçe olmadan erkeğin cinsel ihtiyacını reddeden kadın için geçerlidir bu lanet tehdidi. Hasta bir kadın, hamilelik sıkıntısı çeken bir kadın, psikolojik sorunları olan bir kadın için bu lanet yoktur. Sorunuzdaki çizginin çizimine gelince cevabımız şudur: Evet, erkek kadının cinsel ihtiyacını görmezden gelirse erkeğe melekler lanet eder şeklinde bir hadis yoktur. Yalnız Allah’ın gazabı sadece meleklerin lanet etmesi şeklinde anlaşılmaz. O, yapılan işin uygun olmadığını anlatmak için bir ifade tarzı idi. Onun gibi başka ifade tarzları da vardır. Allah Teâlâ Bakara suresinde (228.ayet) kadınların da erkeklerin hakkı gibi bir hakka sahip olduğunu beyan etmiştir. Kadının da erkek gibi bir şehvet taşıdığı bilindiğine göre erkeğin kadının şehvet ihtiyacını görmezden gelmesi bir hak ihlalidir ve bunu yapan erkek zalim erkektir. Her zalim, Allah’ın huzurunda hesap verecektir. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin “iki zayıfın hakkına karşı sizi uyarıyorum: Yetim ve kadın” şeklindeki uyarısı (Hakim, 211) her mü’minin kulağında küpedir. Kendisini ibadete ve oruca verdiği için hanımını ihmal eden Osman bin Maz’un radıyallahu anhı Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem huzuruna çağırmış ve ona: “Osman, sen benim sünnetimi terk mi ettin?” diye sormuştu. O da: “Hayır ya Resûlullah, tam aksine senin sünnetini yaşamak istiyorum.” demişti. Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ona şöyle buyurdu: “Ben de uyuyorum ve namaz kılıyorum. Oruç tuttuğum oluyor tutmadığım oluyor. Kadınlarla ilişkimi kesmiyorum. Osman, Allah’tan kork. Hanımının sende hakkı vardır. Misafirinin sende hakkı vardır. Bedeninin sende hakkı vardır. Oruç bazen tut, bazen tutma, namaz da kıl, uyku da uyu.” (Ebu Davud, 1369) Erkek değil kadının yatak ihtiyacını adil bir şekilde karşılamak, kadının karşısında erkeklik düzeyinde bir süslenmek ve hoş görünmek ciddiyeti bile göstermek zorundadır. Görülüyor ki dinimizin erkeği salma gibi bir tutumu yoktur, o da şeriatın çizgisinde kalmak zorundadır. Şu kadar ki dinimiz, erkeğe ve kadına anlayacakları farklı dillerle hitap etmiştir ama herkesi kulluk ve hakka riayet çizgisinde tutmuştur.
Faiz ve diğer haramlarla ilgili genel kural şudur: a- Allah’ın ve Peygamber aleyhisselamın haram ettiği ne varsa onu tembellik, gaflet, ihmalkârlık, dalgınlık gibi nedenlerle işleyenler HARAM işlemiş olurlar. Haram işleyen, o haramdan şartlarına uygun olarak tevbe ederse Allah’ın affı onun için umulur. Tevbe etmeden ölürse durumu Allah’a kalmıştır; akıbetinin ne olacağı ahirette belli olacaktır ama netice olarak ebedi cehennemde kalmaz. Çünkü cehennemde ebedi kalmak kâfirlere mahsusutur. Bu şekilde bir haram işleyen ise kâfir olmaz. b- Haramlardan bir haramı, HARAM OLDUĞUNU KABUL ETMEYEREK inatla, reddederek, hafife alarak, eğelence konusu yaparak işleyen biri mü'min ise imanından çıkmış olur. O haramla beraber mü'minlik vasfını da kaybeder. Yeniden hidayet yolunu kullanmaz ve o şekilde ölürse, kâfir olarak ölmüş olacağı için cehennemde ebedî kalır.