Fetva Meclisi
Soru
Hocam kıyametin küçük alametlerinin zuhur ettiğini ve yakın zamanlarda Deccal’ın ortaya çıkacağını düşünmemiz gerekir mi? Bir de şu an içinde bulunduğumuz durumu Müslümanlar arasında fitne olarak adlandırabilir miyiz?
Cevap
Benzer fetvalar
En son sarsılmaz hakikat şudur: Kıyamet haktır. Kıyametin vaktini de Allah’tan başka hiç kimse bilmemektedir. Kıyametin işaretleri vardır ama son anla ilgili hiç kimsenin yaklaşık bir rakam bile vermesi mümkün değildir. İmanımız bu şekildedir. Kıyametin iki türlü işaretleri vardır. Bu işaretleri Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bildirmiştir. Birincisine küçük işaretler (alametler) denir ki bunların sıralaması hakkında bir bilgimiz yoktur. Bu da şu demektir: Bu işaretler bir sıralama ile oluşmamaktadır. İkinci işaretler ise büyük işaretlerdir ki onlar başladığında zincirin dağılması gibi dağılacaktır dünya. Onların sonuncusu da güneşin batıdan doğmasıdır ki, bu da tevbe kapısının kapanmış olması demektir. Şu anda yaşadığımız zamanın büyük alametler zamanı olmadığı bellidir. Küçük alametlerde ise pek çoğu zuhur etmiştir. Peygamber aleyhisselam efendimizin gönderilmesi ve vefat etmesi, ayın yarılması, Ashab-ı Kiram arasında fitne çıkması, büyük fetihlerin gerçekleşmesi, peygamberlik iddiasındaki sahtekârların çoğalması, insanlar arasında fesadın yaygınlaşması, ölümlerin çoğalması, haram malın çoğalması, yüksek binaların yapılması, çok yoğun doğal afetlerin oluşması gibi alametler çıkmıştır. Bundan sonra beklenen alametler olarak da Rumlarla Müslümanlar arasındaki büyük bir savaş, Kostantiniye’nin yeniden fethi, Arap Yarımadası’nın yeniden ırmaklar ve yeşillikler diyarına dönüşmesi, yırtıcı hayvanların insanlarla konuşması, toprağın gizli hazineler çıkarması gibi alametler bulunmaktadır. Büyük alametler arasında da duman, deccal, İsa aleyhisselamın inmesi, yecüc/mecüc, çökmeler, güneşin batıdan doğması ve insanları sürükleyen büyük bir ateş bulunmaktadır. Allah Teâlâ’dan iman ehli olarak yaşamayı ve öyle ölmeyi bize nasip buyurmasını dileriz. Âmîn.
Kıyamet günü gerçekleşecek olayların hiçbiri bugünkü dünya bilgileri ile anlaşılabilir şeyler değildir. Kıyamet sadece o gün görüldüğünde anlaşılabilecektir. Onun kıyamet olması, şiddetinin muadili olmaması da bunu gerektirir. Allah o gün yardımcımız olsun.
Şunu bilmek zorundayız: a- Allah Teâlâ ilk mü'minlere hangi cenneti vaat etti ise bize de onu vaat ediyor. Ve ilk mü'minleri hangi ağırlık ve zorlukla sınadı ise bizi de esasen o ağırlık ve zorlukla sınıyor. Nesiller arasında bir sınav farkı olmaz/olamaz. Aksi takdirde Allah Teâlâ adaletini uygulamamış olur. Bu da söylenemez. b- Bu ümmet kıyamet saatine kadar kalacak bir ümmettir. İmanı, Kur'an’ı, ibadeti ve ahlakı temelden asla bitmeyecektir. Dönem dönem gölgede kalmalar, siliniyor gibi olmalar görülse de kök itibariyle hep var olacaktır. Buna iman etmemiz gerekiyor. İman ve hayır sıfır noktasına geldi dendiğinde kıyamet vakti de geldi denmiş olur ki bunu söylemek anlamsız bir söz söylemek olur. Evet, daralma var ama bitme yoktur. Bitme olmadığına göre de umut vardır biiznillah. Kimse yoksa ben varım diyebilmeliyiz. Bunu diyemezsek kendimizi inkâr etmiş oluruz.
Selamünaleyküm. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Deccal fitnesinden bahsettiğinde ashabı kiram, 'arkama dönsem, Deccal ile karşılaşırım' zannedecek kadar hazır olmaya çalışan bir idrak içinde idiler. Allah Teâlâ, fitnesiz bir ortam vaadinde bulunmamıştır. Fitne muhakkak olacaktır. En ağır fitne de Müslümanların İslam adı ile çıkmış fitnelere düşmeleridir. Herkes dininin kıymetini bilsin, fitneye karşı tedbir alsın. Hiç okuma yazma bilmeyen, şehir görmemiş insanlar hatta kuruşu olmayanlar dahi döviz kurlarını günlük izleyip anlıyorlar da, cennet veya cehennemimizle alakalı olayları neden takip edemiyor olsunlar? Fitne gelecektir, bundan kaçış yok; herkes dinini koruyacak.
Kastettiğiniz Suriye’deki durum ise elbette cihat farzdır, tam anlamı ile farzdır ama kime ne kadar ve nasıl farzdır, bunu bilmek zorundayız. Mesela İstanbul’daki bir gence hangi cihat ve nasıl farzdır? Heyecanlı bir yürüyüşe katılmak mı yoksa başka bir görev mi? Dinimizi izlediğimiz haberlerin etkisinde kalarak yönlendirmeye teşebbüs edemeyiz maazallah. Bu heyecanlı ve ağlatan haberler geçtikten sonra, şimdi oluşturduğumuz kuralları nereye oturtacağız? Cihat kıyamete kadar farzdır. Onu farz eden de Allah Teâlâ’dır. Biz nasıl yönlendirebiliriz bir hükmü maazallah! Araştırdığımız şudur: Bize her bir fert olarak cihadın nasılı ve ne kadarı düşmektedir; bunu da ehli olan âlimler ve başımızdaki liderler belirler. Dünya hayatının sonuna kadar kalması için gelmiş bir ümmetiz. Hantallaşarak ya da katılaşarak kıyamete kadar sürecek bir projeyi günümüze daraltamayız. Bu bizim için vebal olur. Zannederim şimdiki asıl cihadımız, ilim adamlarımızı, ümmetimize kendisini hoca olarak lanse edenleri ‘bari böyle bir zamanda bir araya gelecek kıvama’ davet etmektir. Onlar bir arada olamadığı sürece günlük Suriyeler, Halepler, Musullar kaderimiz olmaya devam edecektir.
Böyle fitne ortamlarında herkesin bulunduğu coğrafyada Şeriat’ımıza muhalif olmayan içtihatlardan birine uyması daha evladır. Fitnenin önlenmesi, orucun bir gün önce veya sonra olmasından oluşabilecek hatadan sakınmaktan öne geçebilir bir durumdur. Mevcut durumumuz bu fitneyi kaldırmaya müsait bir durum değildir.
alamet konusundaki diğer fetvalar
Bu sözünüzle o kişinin onurunu zedelemiş olabileceğinizden, öncelikle kendisinden helallik almalısınız. Ancak, kendisine bu olayı açmanız durumunda olay çok büyüyecek olursa veya yeni bir fitneye yol açmak ihtimali varsa, onun için dua ve tövbe yoluyla telafi etmeniz yeterli olabilir. Bu ikinci söylediğim kesin bir çözüm değildir. Yalnızca helallik alınamayacağında en azından yapılabilecek bir alternatiftir.
Selamünaleyküm. Saydığınız şeyler, Allah'ın haramlarından bazılarıdır. Her hangi bir haramı sürekli işlemek fasıklıktır. Fasıklık ise insanı dinden çıkarmaz. Sürekli haram içinde olması demektir. İstiğfar edip Rabbine yönelmelidir.