Fetva Meclisi
Soru
Hocam devlet bizi deprem felaketi bölgesine savcı olarak gönderdi. Süresiz biçimde burada görevliyiz. Binlerce ceset bizim otopsi ve defin ruhsatı işlemimizi bekliyor. Arabada uyuyoruz, şehir hayalet şehir gibi ve her yer yıkıldı. Cuma namazı kılacak mıyız burada hocam? Kılınacak bir yer var mıdır onu da bilmiyorum?
Cevap
Benzer fetvalar
Allah Teâlâ sizi muhafaza buyursun, batıla karşı yardımcınız olsun. Hakkı tutan kaldıran mümin olmayı size kolay kılsın. Bir Müslüman için “namaz kılmamaya/ertelemeye ruhsat” hiç bir zaman olamaz. Dolayısıyla “o belirttiğiniz durumlarda namazı erteleyin” gibi bir fetva olamaz. Sizin durumunuzdaki bir müminin şu şekilde bir uygulama yapması mümkündür: 1- Namazı vaktinde normal zamanlarda olduğu gibi eda etmeye kararlı olun. 2- Bir darlık söz konusu olduğunda sünnetlerini bırakarak sadece farzı kılın. 3- Namazı ilk vaktinden son vaktine kadar erteleme ile uygun bir vakitte kılmaya fırsat bulamazsanız öyle bir durumda öğleyi ikindi ile sadece farzlarını birleştirerek kılabilirsiniz. Akşamı da yatsı ile birleştirerek kılabilirsiniz. Bu da şu demektir: Gün içinde öğleye vakit bulamayacağınız bir durumda ikindi vaktinin son anı olan akşam namazı vaktine kadar ikisini birlikte kılmanız mümkündür. Buna cem etme diyoruz. Aynı şey akşam ve yatsı için de yapılabilir. Ya da sıkışık durumlarda önceden vakit ayarlama imkânı varsa ikindiyi öğlenin vaktine, yatsıyı da akşamın vaktine çekebilirsiniz. Bu da caiz olur sizin için. Yeter ki namazsız bir gününüz olmasın. Sabah namazı için ise böyle bir uygulama yoktur. Yalnız bu uygulama sadece sizin gibi olağan dışı olayların baskısı altında olanlar için getirilmiş bir ruhsattır. Her şeye rağmen bunu da yapma fırsatınız olmaz ise siz niyetinizi namazı kılmaya hazırlıklı tutun. Silah bırakıp kıbleye yönelemezseniz Allah Ğafûrdur. Allah yardımcınız olsun.
Namaz, Rabbimizin en büyük emirlerinden biridir. Savaş halinde bile terk edilmesi mümkün değildir. Ayakta duramayacak halde olanın oturarak, oturamayanın yatarak kılması emredilmiştir. Namaz, bizim için imanla küfür arasındaki sınır taşıdır. Namazımızdan asla taviz veremeyiz. Namaza soğuk bakan, onu horlayan birileri yüzünden insani haklarımızdan da vazgeçmemiz gerekmez. Hem namazı hem diğer haklarımızı koruruz. Müslüman bir ülkede yaşıyorsak, namazımızın engellenmesi akılla yorumlanamayacak kadar yanlış bir tutumdur. Biz her hâlükârda namazı da okulu da aynı anda korumak durumundayız. Bunun için şöyle bir yol izleyebiliriz: a-Okul sürecinde önce farzları eda etmeye yönelik bir hedef belirleriz. Sizin kılmakta sıkıntı çekebileceğiniz namaz büyük ihtimalle, öğlen ve ikindi namazlarıdır. Cuma namazını da haftada bir gün devreye alabiliriz. Bu durumda öğlen/cuma ve ikindi namazlarının sadece farzlarını düşünelim. b-Namazın kılınması için cami ve seccade şartı aramaya gerek yoktur. Abdestinizi sürekli muhafaza ettikten sonra dört rekâat farzın kılınması bilemediniz dört dakikadır. Bir koridorda kıbleye yönelerek dört rekâat namaz kılabilirsiniz. Gözle görülen bir pislik olmadıkça da seccade sermeniz şart değildir. Bu yaptığınızı da, ne mücadeleye dönüştürün ne de riya vesilesi yapın. Zamanla göreceksiniz ki, size imrenip pek çok genç namaz kılacaktır. Hem kılmış olacaksınız hem de kıldırmaya vesile. c-Kazaya bırakmayı en son çare olarak düşünebilirsiniz. Bilhassa Cuma namazı için kendi başınıza kılmanız mümkün olmayacağına göre, öğretmenlerin inisiyatifini iyi kullanarak o sorunu da çözmeye çalışın. Teneffüs aralarını, özel muhabbet ve saygınızı iyi kullanın. Baliğ olduktan sonra, üzerinizden üç cuma namazının geçmemesini sağlamanız gerekir. Çok dikkat ediniz. d-Çok özel durumları muhakkak bir fıkıh bilene danışın. Allah yardımcınız olsun.
Allah yardımcınız olsun. Şöyle yapın: Cuma namazı için muhakkak camiye veya Cuma kılınan yere gitmeye niyetiniz ve kararlılığınız olsun. “Askeri tesisin tek kalması sakıncası” gibi bir durumda ise öğleyi kılabilirsiniz. Diğer namazlarda camiye gitmeyip bulunduğunuz yerde kılabilirsiniz. Biiznillah niyetiniz cemaate gitmek olduğu sürece sevabınız eksilmez. Günlük namazları ezan okunduğu vakitte hemen kılmayabilirsiniz, vakti çıkmadıkça özellikle de yaz günlerinde geniş bir zamana yayarak kılın. Yoğun olduğunuz zamanlarda sadece farzları kılın ama asla namazı bırakmayın. Allah yardımcınız olsun.
İbadet, Allah Teâlâ’nın emridir. Kul, ibadetleri hayatına uydurmaya değil, hayatını ibadetlere uydurmaya gayret etmelidir. Her ne kadar mezhep kolaylıkları zaman zaman zaruretlerde istisna uygulanabilse de bu tür geçici ruhsatlara başvurmadan önce kişinin, kendi şartlarını ibadetlere göre yeniden düzenleme çabası içinde olması gerekir. Hanefî mezhebine göre vakitlerin birleştirilmesi (cem') caiz değildir. Ne namazı erkene almak (cem-i takdim), ne de geciktirerek kılmak (cem-i tehir) mümkündür. Ancak sûrî cem adı verilen uygulama ile bir namazı vaktinin sonunda, diğerini de kendi vaktinin başında kılmak suretiyle zorluk bir ölçüde aşılabilir. Örneğin, öğle namazı vaktinin sonunda öğle, ikindinin vakti girmesiyle hemen akabinde ikindi namazı kılınabilir. İş ortamı zorsa, kişinin ilgili amirle görüşüp namaz molası konusunda çözüm araması, yalnızca farzları kılarak süreyi asgariye indirmesi, mescide gitmek yerine uygun bir köşe veya odada kılması, vakti kaçırma riski varsa yukarıda bahsedilen sûrî cem yöntemini kullanması mümkündür. Ama bütün bunlara rağmen hâlâ çözüm bulunamıyorsa, kişi hem işini hem ibadetini koruyacak şekilde meşru çözüm arayışına devam etmelidir. Asıl olan, kolay yolu değil doğru yolu tercih etmek, kolaylık varsa da doğru olanda aramaktır. Son söz olarak, Rabbimiz bize namazda sebat göstermeyi emretmiş, kolaylığı da kulluk içinde aramamızı istemiştir. Niyet halis olduktan sonra, samimi gayretin mutlaka bir karşılığı olacaktır.
Allah Teâlâ niyetinizi kabul buyursun. Size büyük ecirler kazanmayı nasip etsin. Bulunduğunuz ortamda abdest ve namaz konusunda muafiyetiniz olmaz. Bazı kolaylıklar olur. Onları da şöyle özetleyebiliriz: a- Abdest almanız aşırı soğuk veya başka bir sebeple imkânsız olursa teyemmüm edin. Teyemmüm şudur: Temiz bir toprağa/toprak saksıya/toprak ürünü bir yüzeye iki elinizi temas ettirin. Ellerinizi yüzünüze abdestte yıkıyor gibi sürün. Tekrar aynı yere iki elinizi temas ettirin. Sol elinizle sağ kolunuzu yıkıyor gibi sıvazlayın. Sağ elinizle de sol kolunuzu yıkıyor gibi sıvazlayın. Teyemmüm budur. Abdest almış gibi sayılırsınız. Abdestiniz bozulunca bir daha teyemmümünüz bozulacak. Gusül gerekli olursa abdestteki durum onun için de geçerlidir. Aynı teyemmümü suyu kullanamama halinde gusül için de yaparsınız. b- Namaz kılmada vakit veya yer problemi, hasta yoğunluğu gibi durumlar olursa sadece farzları kılın. c- Yoğunluk durumunuza, sıkışıklığa ve acil destek gerekliliği gibi durumlarda öğlen ile ikindiyi ve akşam ile yatsıyı birleştirerek kılabilirsiniz. Bunu şöyle yaparsınız: Öğlen vaktinde sıkışık olursanız ikindi ile birleştirmeye niyet edersiniz ve akşam olmadan ikişer rekât olarak öğlen ve ikindiyi kılarsınız. Vaktiniz müsait ise ikindiyi, öğleni kılarken de kılabilirsiniz. Zaten seferi olduğunuz için ikişer rekât kılacaksınız. Aynı şeyi akşam ve yatsı için aynı şekilde yapabilirsiniz. d- Hastalarla ilgilenirken hatta istirahat ederken bile ibadet hâlinde olduğunuzu bilin. Belki ömrünüz boyu bir daha size nasip olmayacak kadar büyük bir ibadet içinde olacaksınız. Allah yardımcınız olsun. İşinize kolaylık versin. Âmîn.
Belirli şartları taşıyan her Müslüman’a günde beş vakit namaz farzdır. Her namaz kendi vakti içinde edâ edilmek üzere farz kılınmıştır. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de, “Namaz, müminler üzerine belli vakitlerde edâ edilmek üzere farz kılınmıştır.” (en-Nisâ, 4/103) buyrulmaktadır. Bu itibarla normal şartlarda her namazın vaktinde kılınması gerekir. Ancak geçerli bir mazeretin olması durumunda namazlar birleştirilerek (cem’ edilerek) kılınabilir. “İki namazı birleştirmek” anlamına gelen “cem” öğle ile ikindi namazlarının öğle veya ikindi vaktinde; akşam ile yatsı namazlarının da akşam veya yatsı vaktinde birlikte kılınmalarını ifade eder. Hanefî mezhebine göre cem sadece hacılar için söz konusudur. Arefe (arife) günü Arafat’ta ikindi öne alınarak öğle vaktiyle birlikte(cem-i takdim sureti ile) kılınır. Aynı gün akşam namazı geciktirilerek, Müzdelife’de yatsı vaktinde birlikte (cem-i te’hir) kılınır. Bunun dışında namazları cem ederek kılmak caiz değildir. (Kâsânî, Bedâ’i, 1/127) Diğer mezheplerde (aralarında bazı konularda ihtilaf olmakla birlikte) sefer, yağmur, fırtına gibi mazeretlerle öğle ile ikindiyi veya akşam ile yatsıyı cem-i takdim ya da cem-i tehir yoluyla kılmak caizdir. Bu görüşün delillerinden birisi İbn Abbâs’ın verdiği "Resûlullah (s.a.s.) Tebûk seferinde öğle ile ikindi, akşam ile yatsı namazlarını birleştirerek kıldı." (Müslim, Salâtü’l-müsâfirîn, 51-53 [705-706]) haberidir. Hanefîler bu ve benzeri hadislerde söz konusu olan cemin, sûrî (bir namazı vaktin sonunda, takip edeni de vaktin başında peş peşe kılarak, şeklen bir birleştirme) olduğunu söylerler. (Muvatta’, Salât, 203 [Şeybânî Rivâyeti, Bâb: 59]; Tahâvî, Şerhu me‘âni’l-âsâr, 1/162 [978-980]; İbn Rüşd, Bidâyetü'l-müctehid, 1/173-174) Önemli mazeretlerin bulunduğu durumlarda Hanefî birisi de diğer mezhepleri taklit ederek anılan namazları cem ederek kılabilir. Mesela seferde olmak ,imtihan saatiyle çakışmak, doktorun ameliyatta iken namazı vaktinde kılamaması gibi zaruret ve ihtiyaç hâllerinde öğle ile ikindi, akşam ile yatsı namazları, cem-itakdim veya cem-ite’hir ile kılınabilir. Namazları birleştirerek kılacak kişi, bu namazları peş peşe ve sırasına göre kılar; iki farz arasındaki sünnetleri kılmaz, başka bir şeyle meşgul olmaz. Öğle ile ikindinin farzları, öğle veya ikindi vaktinde; akşam ile yatsının farzları, akşam veya yatsı vaktinde peş peşe, ara vermeden kılınır. Sabah namazı ne yatsı ne de öğle ile birleştirilemediği gibi ikindiyle akşam veya yatsı ile sabah da birleştirilemez.
abdest konusundaki diğer fetvalar
Geçmiş olsun. Allah Teâlâ afiyetinizi daim kılsın. Bu durumda teyemmüm etmeniz gusül için yeterlidir. Bu acil durum geçene kadar o teyemmüm ile devam edersiniz. Namaz vakti abdest alacağınız zaman suyu kullanma imkânınız varsa abdest alırsınız. Abdest için de aynı sıkıntı oluşursa abdest yerine de teyemmüm edersiniz. Allah yardımcınız olsun.
Kardeşim, 1) Zevk için dahi olsa kumarla adı beraber anılan kâğıtları oynamak değil "tutmanız" caiz değildir. 2) Bahsettiğiniz durum abdesti değil kalbi bozan bir durumdur. 3) Namazınızı kılabilirsiniz. https://www.fetvameclisi.com/fetva-zevk-icin-arkadaslar-arasinda-kumar-tarzi-oyunlar-oynamak-caiz-midir-6277.html
Kadının gusülde olmazsa olmaz olarak yapması gereken, başındaki deri de dâhil bütün derisinin ıslanmasını sağlamaktır. Bu da saç dibine suyun ulaşması demektir. Özellikle örgünün veya benzeri şeklin bozulup saçın bizzat yıkanması şart görülmemiştir. Yıkanacak olursa ihtilaftan kurtulmak bakımından güzel olur.
Bu konuyu şöyle bir daire içinde ele alabiliriz: Bugün Mü'minlerin takip ettiği mezhepler olan Hanefilik, Şafiilik, Malikilik ve Hanbelilik biiznillah bu ümmetin kendi itikadının ekseninde gelişmiş, dışarıdan bir etkinin bulunmadığı mezheplerdir. Bu mezheplerin tamamında Allah’ın kitabını ve Peygamber aleyhisselamın sünnetini en iyi şekilde anlama gayreti vardır. En başta imamları olmak üzere bu mezhepleri bugünkü çizgilerine getiren müçtehitler Allah için bir şeyler yapma gayreti içinde olmuşlardır. Tarih boyunca mü'minlerin mezhepler hakkındaki şahitlikleri bu şekilde olmuştur. Dolayısıyla bu dört mezhepten birinin abdest ve namaz gibi bir ibadette Allah’ın hükümlerine aykırı olacak bir uygulama yoktur. Evet, farklılık denebilecek noktalar bulunur ama bu farklılıklar o ibadetin esasına zarar verecek seviyede olmaz. Bu nedenle deriz ki, bir ibadeti eda ederken bir müçtehidin veya mezhebin çizgisinde kalmak gerekir ki ibadet ciddiyeti zarar görmesin ama aynı ibadetin diğer mezhepteki farklı denebilecek “ayrıntıları” o ibadetin geçersiz olması gibi bir sonuca asla götürmez. Bugün şu mezhepte böyle, öbür mezhepte böyle dediğimiz ibadetlere ve özellikle de namaza ait meselelerin tamamı Ashab-ı Kiram döneminden beri bulunmaktadır. Başta Ashab-ı Kiram olmak üzere bu ümmetin büyükleri birbirlerinin arkasında namaz kılmakta idiler. Onlar bazı ayrıntılarda abdesti farklı olabileceğini bildikleri halde birbirlerinin arkasında namaz kılmakta sakınca görmediler. Bizim onlardan daha iyi ve takvalı bir namaz kılmayı iddia ederek böyle bir ayrıntı üzerinden birbirimizin arkasında namaz kılmamamız ümmet olma şuurumuza ters düşecektir. Yapılan iş, namaza göstereceğimiz hassasiyetten değil taassubumuz ve kör taklit zevkimizden kaynaklanıyor olacaktır. Ashabı kiramdan Abdullah bin Ömer radıyallahu anhümanın, Haccac gibi birinin arkasında bile namaz kıldığı rivayet edilmektedir. Ehlisünnet itikadının en önemli ilkelerinden biri, ümmetin birliği ve namaz ciddiyeti açısından bakarak fasık olan birinin arkasında daha namaz kılmak gerekir ilkesidir. Bu nedenle başka bir nedene dayanmadan sadece mezhep farkını ileri sürerek namazın sahih olmayacağı iddia etmenin tutarlı bir tarafı yoktur.
Allah Teâlâ afiyetinizi size ihsan etsin. Her namaz vakti abdest almanız yapmanız gereken iştir. Bunun dışında zaten kullandığınız torbanın sizi kirletmesine dikkat ediyorsunuzdur. Özellikle torbayı boşaltmanız veya değiştirmeniz gerekmez. O sizde iken ve muhtemel akıntı devam ederken namazınızı kılın. Allah Teâlâ kabul buyursun.