Fetva Meclisi
Soru
Selamünaleyküm hocam. Benim sorum biraz karışık ya da bana öyle geliyor. Allah Teâlâ isteseydi peygamberimiz (s.a.v) efendimizi farklı zamanda, farklı bir kılık kıyafetle gönderirdi. Bunda hiç bir şüphe yok. Bir de Allah Kelamında da bahsettiği üzere "her yaptığında hikmet bulunandır". Şimdi efendimiz (s.a.v) Asya da veyahut batıda doğsaydı oranın yöresel kıyafetlerini giyecekti. Akla direk şu soru geliyor, daha doğrusu benim aklıma geliyor. Allah Teâlâ bir hikmet olmasa neden Arap yarımadasına peygamberini göndersin? Allah her yaptığında hikmet bulunansa peygamberinde o kılık kıyafetleri giymesinde de bir hikmet olmalı. Otomatikman bir Müslüman’ın o kılık kıyafetleri sadece yöresel kıyafet olarak ya da sadece sünnet olarak görmesi biraz hafif kalmaz mı? Yani Allah Teâlâ bizim de böyle giyinmemizi istemese neden o devirde, o kıyafetleri giydirsin ki habibine? Burada bir hikmet aramak gerekmez mi? Allah'a emanet olun, saygılarla.
Cevap
Benzer fetvalar
Aleykümselam. Bu hadisi şerif sahih bir hadistir. Hadisin ana fikri, MÜSLÜMAN'IN, MÜSLÜMAN OLMAYANDAN HER KONUDA FARKLI OLMASI ilkesidir. Müslüman olmak sadece namaz kılmak veya belli şeylere inanmakla sınırlandırılmayacak kadar büyük bir dönüşümdür. Müslüman insan bu gerçek üzerine kurulu bir hayat yaşamalıdır. Tekit edilen husus budur. Hadisin pratiği üzerine ise şunları söyleyebiliriz: - Müslüman'ın iman esaslarını etkileyecek şekilde bir benzeşme getiren her söz, tutum ve davranış reddedilmiştir. Böyle bir netice iman açısından tehlikeli sonuçlar doğurur. - Günlük hayata dair, insanı ilişkileri düzenleyen mesela ekmek tüketimi, ayakkabı giyimi türünden şeylerde bir benzeşme yasağı yoktur. - Diğer din mensuplarının veya dinden uzak kesimlerin kendileri açısından bir din gibi geliştirdikleri davranışları, sözleri ve uygulamaları da yasaklanan bölüme girer. Bir yılbaşı mantığı bunun örneği olarak görülebilir. Bunun haricindeki konularda stratejik düşünmek gerekir. Bir cep telefonu kullanımı buna dahil değildir ama yeri gelir filan türden telefon Müslümanlar tarafından şöyle bir simgeyi çağrıştırdığı için sakıncalı tutulabilir. Allah'a emanet olunuz.
Aleykümselam. Tarikat, daha iyi bir din yaşamak için ihtiyaç hissetme veya hissetmeme meseledir. Her tarikata girenin iyi din yaşayacağı garanti edilemeyeceği gibi tarikata girmeyenin dinden kopacağı da söylenemez. Kişiden kişiye değişen bir durumdur bu. Kendinize bakın, eksikliğini dolduramayacağınızı anlarsanız girin. Memurluk sürecinde sakalınızı kesmenizde sakınca olmaz. Kılık kıyafette de erkek için önemli olan avretin örtülmesi ve kâfirlere benzememektir. Abartılması uygun olmayan bir ortam ve zamanda yaşıyoruz.
Selamünaleyküm. Sizin yüreğinizdeki ezanlara bakın. Evinizi minare yapın. Orası veya burası önemli değil.
Selamünaleyküm. Böyle bir şey edebine uyarak yapmanızda sakınca yoktur. Bunu yapın,bundan sonrasında ayağınıza dikkat edin. Allah kolay etsin.
Selamünaleyküm. Kıyafetiniz sokak kıyafetine yakın bir kıyafet ise ortamda da özel bir sorun yoksa yenebilir. Elleri duadaki gibi tutmamız gerekmez.
Selamünaleyküm. Herkes bir kere düğün yapar. Allah da hayatta bir kere olan iş için O'nu ne kadar sevdiğimizi görmek ister. Şeytan da 'bir kere' diyerek bizi sapıtmaya uğraşır. Çevre dediğiniz de budur zaten. Eğer beyaz veya siyah her ne ise normal zamanda kendinize onu caiz görmüyorsanız, düğününüzde de giymeyeceksiniz ki o gün mücahit olasınız. Bunu bir cihat kabul edin. Herkes bir kereliğine sınanıyor bu âlemde. Şehitlik de bir kereliğine önüne konur insanın. Böyle bir durumda eş adayları aralarında anlaşmalıdırlar. Onlar anlaştıktan sonra bütün dünyanın öbür taraf olması önemli değildir. En çok düğüne gelmeyeceklerdir. Gelmesinler, melekler gelir ya. Onlar bahşişi vermeyecekler. Olsun, Allah bereket verir ya! O çevre dediğiniz, kendileri bunu başaramadıkları için kıskanan tiplerdir. Ne mutlu size o zaman. Allah'a emanet olun.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Selamünaleyküm. Şu hususta PARMAK UCU KADAR şeklinde bir ölçü cardır. Bunu da yaklaşık bir santim kabul edebilirsiniz. Elbette bu kadar saç yoksa olanı kesilir.
Selamünaleyküm. Sizin genellemeniz de yerinde değildir patronunuzun ilkesi de. Pos cihazının tüm kullanımı için faizli demek doğru değildir. Faize bulaşmadan da kullanılması mümkündür. Mü'min, böyle durumlarda imanını ve kalbini koruyacağı usullerle hareket eder. Evet, ticaretin önemli bir bölümü faizle yürümektedir ama dikkat eden için çareler vardır.
Selamünaleyküm. O dereceyi geçen birisi okuyacağı kitabı da az çok tespit eder. Edemiyorsa geçememiş demektir. İhyaıulumuddin okuyabilir. Normal bir tefsir okuyabilir.
Selamünaleyküm. Bir insana miras yoluyla intikal eden maldaki haramlar, intikal yoluyla haramdan arınmış olmaz; o malı haram olarak oluşturan açısından vebal devam etmektedir. Malın kendisine intikal ettiği kişi açısından ise durum şöyledir: - Eğer gasp, hırsızlık gibi yollarla edinilmiş bir mal söz konusu ise o malı sahiplerine iade etmesi gerekir. Miras yoluyla intikal nedeniyle ona helal olmaz. - İntikal eden mal, faiz ve benzeri bir haram yoluyla elde edilmiş ise bu durumda, malın tamamının haramdan olması durumunda mü'min bir mirasçının o mala tenezzül etmemesi gerekir. İman ehli olmak budur. Eğer örneğinizde olduğu gibi, bankaya da giderek malını geliştiren biri ise miras bırakan, bu durumda elimizdeki intikal etmiş malın ne kadarının haramdan olduğunu bilmemiz mümkün olmayacaktır. Sadece 'çalışmasında haram da vardı' zannı ile bir insanın mirası reddedilmesi gerekmez. Belli bir miktarı, 'bu kadarı faizdendi' şeklinde bilebilecekseniz onu ayırıp sadaka olarak verebilirsiniz.
Selamünaleyküm. 230 gram altının yüzde iki buçuğunu da ödeyebilirsiniz. Takılarınız düşük ayarlı ise onların altın oranını da buldurup ödeyebilirsiniz.
Selamünaleyküm. Said Nursi rahmetullahi aleyhin yaşadığı hayatın, Kur'an'a hizmet yoğunluklu olduğu herkesçe bilinen bir gerçektir. Hayatını Kur'an'a hizmete adamış ve bu uğurda sonrakilerin izini süremeyecekleri kadar fedakârane yaşamış, mala tenezzül etmeyen, hediye bile almayan bir insanın çalışmaları elbette bir tür tefsirdir. Buna itiraz, olsa olsa hasetten dolayı olur. Şu kadar ki, o eserleri, Kur'an'ın tek tefsiri ve sonrasında bir daha yapılamayacak düzeyde görmek bir abartıdır. Zamanının iyisi onlardı, demek gerekir o kadar. Kur'an'dan başka ebedîlik vasfı olan yoktur. Her şeyi yerli yerine oturtunca sorun olmaz.