Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Ehl-i kitaptan olan kadının nikâhı nasıl kıyılır? Şahitlerin Ehl-i kitaptan olmaları caiz midir?
Cevap
Benzer fetvalar
Nikâh akdinin geçerli olmasının şartlarından biri de nikâhın şahitler huzurunda akdedilmesidir. En az iki şahit bulunmadan kıyılan nikâh akdi geçerli değildir. Zira Hz. Peygamber (s.a.s.); “…iki âdil şahit olmadıkça kıyılan nikâh (geçerli) olmaz.” (İbn Hibbân, es-Sahîh, 9/386 [4075]; bk. Tirmizî, Nikâh, 15 [1104]) buyurarak nikâhtaki en önemli şartlardan birinin şahitlik olduğunu belirtmiştir. Nikâh akdinde şahitlerin; erkeğin şahidi ve kadının şahidi şeklinde bir ayrıma tâbi tutulması şart değildir. Hanefî âlimleri dışındaki müçtehitler, şahitlerin ikisinin de erkek olmasını şart koşmuş, Hanefîler ise bir erkek ve iki kadının şahitliğini yeterli görmüşlerdir. Nikâhta şahitliğin şart koşulması aleniliği sağlamak ve yapılan evliliğe şaibe karışmasını önlemek içindir. Ayrıca şahitlerin Müslüman ve tam ehliyetli (temyiz gücüne sahip, âkil baliğ) olması gerekir. Şu kadar var ki evlenilecek kadın Ehl-i kitaptan biri ise şahitler de Ehl-i kitaptan olabilir. (Merğînânî, el-Hidâye, 1/185-186)
Selamünaleyküm. Ehli kitaptan bir bayanla evlenmek caizdir. Onunla kıyılan bir nikahtan sonra başka bir törenin hiçbir değeri yoktur. Mühim olan nikâh akdinin şeri olmasıdır. Fakat böyle bir evlilik akıllıca olmaz, iyi düşünün.
Selamünaleyküm. Bayanın kendi nikâhına karar vermesini kastediyorsanız, Hanefi mezhebi dışındaki mezheplerin içtihadına göre bu caiz değildir. Hanefi mezhebinde ise caizdir. Başkasının nikâhını kıyan kişi olarak kastediyorsanız, mesela iki erkeğin şahit olarak bulunduğu bir ortamda kadının nikâhlanmayı tescil etmesinde sakınca olmaz. Çünkü nikâh kıyan diye bir görevlinin nikâha etkisi yoktur. Örf olarak bu görev erkeklere tevdi edilmiş olarak bilinir, bunu korumak gerekir. Kadının nikâh şahidi olmasını kastediyorsanız o takdirde de nikâhın sahih olması için bir erkek iki kadının şahitliği gerekmektedir. Allah'a emanet olun.
Şahitlerin ve velinin bulunduğu bir ortamda nikâha dair soruları soran ve cevapları alan biri olarak kadının nikâh kıymasında sakınca olmaz. İslam devletindeki nikâhı resmen onaylayan kâdının makamında olacak bir noktada ise eğer nikâh kıyacak denen kadın, kadının nikâh kıymasının caiz olmayacağını söyleyen ulema vardır. Bu görüşe göre kâdının erkek olması gerekmektedir. Nikâh akdini kıymak da kâdı veya onun vekiline ait bir iş olacağına göre kadının o makamda bulunması caiz değildir, demişlerdir.
Nikâh akdini kayıt altına alanın kadın olmasında bir sakınca yoktur. Şahitler ve diğer şartlar yerinde ise biiznillah nikâh tamamdır.
Böyle bir evlilik caiz olunca, Müslüman kadının mahremiyet kuralları ne ise o kurallar o eş için de geçerli olur.
AİLE HAYATI konusundaki diğer fetvalar
Dinî hükümlere göre bir kadının boş olması veya nikâhının düşmesi için; fesih, boşama yetkisi kendisinde bulunan kocanın veya mahkemenin onu boşaması, karşılıklı rıza ile boşanma, “liân”, “îlâ” veya eşlerden birinin dinden çıkmayı gerektiren bir sözü söylemesi gibi evlilik birliğini sona erdiren durumlardan birinin meydana gelmesi gerekir. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 3/121-172) Böyle bir durum olmadığı sürece, şartlarına uygun yapılan nikâh, ömür boyu geçerli olduğundan nikâh tazelemek gerekli olmayıp cuma gecelerinde bazı camilerde topluca yapılan bu tür uygulamaların dinî bir dayanağı da yoktur.
Nikâh akdi esnasında hükmî kirlilik sayılan; hayız, cünüplük ve abdestsizlikten temiz olmak nikâhın geçerli olması için şart değildir. Bu nedenle âdetliyken kıyılan nikâh geçerlidir.
Cuma namazı, akıllı, ergenlik çağına erişmiş, sağlıklı, hür ve misafir olmayan Müslüman erkeklere farz kılınmıştır. Kadınlar, hürriyeti kısıtlı olanlar, yolcular ve cemaate gelemeyecek kadar mazereti olanlar cuma namazı kılmakla yükümlü değildirler. Cuma namazını terk edenlere yönelik tehditkâr ifadeler taşıyan hadisler, cumanın önemini vurgulamak ve mazeretsiz terk edenlerin cezayı hak edeceklerini bildirmek amacını taşırlar. Bu hadislerden bir kısmında Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Birtakım insanlar ya cuma namazını terk etmeyi bırakırlar yahut da Allah onların kalplerini mühürler, artık gafillerden olurlar.” (Müslim, Cum‘a, 40 [865]); “Her kim önemsemediği için üç cumayı terk ederse, Allah onun kalbini mühürler.” (Ebû Dâvûd, Salât, 209 [1052]; İbn Mâce, İkâmetü's-salavât, 93 [1125]) Buna göre, özürsüz olarak cuma namazını terk eden bir Müslüman büyük günah işlemiş olur. Fakat farziyetini inkâr etmedikçe ve hafife almadıkça; cumayı üç kez terk etmekle nikâhı düşmez.
İslâm âlimleri erkek çocukların nafakalarının, çalışıp kendi rızıklarını kazanacakları zamana kadar babalarına ait olduğunda görüş birliğine varmışlar, ancak babanın evladını evlendirmek zorunda olup olmadığı konusunda farklı görüşler serdetmişlerdir. Hanefî ve Şâfiî âlimleri babanın, çocuğunu evlendirmesinin vâcip olmadığını söylerken, Hanbelî âlimleri, ‘çocuğun nafakası babasına aitse, babası onu evlendirmek zorundadır’ demişlerdir. (Mâverdî, el-Hâvî, 9/183-184; İbn Kudâme, el-Muğnî, 8/217) Meseleye dinen vâcip olup olmama noktasından bakınca durum böyle olmakla beraber, maddî imkânı iyi olan bir babanın kendi parası ile evlenme imkânı bulamayan evladını evlendirmesinin güzel bir davranış olacağında şüphe yoktur. Nitekim bazı rivâyetlerde bir evladın baba üzerindeki hakkı; kendisine güzel bir isim koyması, evlenme zamanı geldiğinde evlendirmesi ve okuma-yazma öğretmesidir, şeklinde zikredilmiştir. (bk. Süyûtî, el-Câmi‘u’s-sağîr, 150, 228 [2489, 3743]; Beyhakî, Şu‘abü’l-îmân, 11/137 [8299]; Münâvî, Feyzü’l-kadîr, 2/538 [4815/2489]; 3/394 [6480/3743]) Yüce Allah; “Ey İman edenler, kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden koruyun.” (et-Tahrîm, 66/6) buyurmaktadır. Buna göre, imkânı olan bir babanın, evlenmeye ihtiyaç duyan evladını evlendirerek onun günaha girmesine mâni olması, yukarıdaki âyetin babaya yüklediği sorumluluklar arasında sayılmalıdır.
Çok evlilik konusunda Hz. Peygamber’in (s.a.s.) özel bir durumu olduğu şüphesizdir. O’nun hayatının sonlarına doğru dokuz hanımını bir nikâh altında toplamış olması, bazıları tarafından dünyevî zevklere düşkünlükle yorumlanmak istenmiştir. Oysa onun evliliklerine bakıldığında durumun böyle olmadığı görülür. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.) 25 yaşında iken ilk evliliğini, kendisinden yaşça hayli büyük ve dul bir kadın olan Hz. Hatice (r.a.) ile yapmış ve bu evlilik yaklaşık 25 yıl sürmüştür. Kendisine yapılan onca teklife rağmen hayatının bu zinde döneminde başka bir kadınla evlenmemiştir. Hz. Peygamber’in (s.a.s.) çok evlenmesinin başlıca sebepleri şunlardır: a) Onun getirdiği din şüphesiz erkekler kadar kadınları da ilgilendiriyordu. Kadınlara yönelik tebliğlerde Hz. Peygamber’in (s.a.s.) hanımları da eğitim ve öğretim görevini îfâ ediyorlardı. Hz. Hatice’nin Peygamberliğin ilk döneminde, Hz. Peygamber’e yardım ve destek konusunda göstermiş olduğu büyük fedakârlıklar herkesçe bilinmektedir. Hz. Peygamber’den (s.a.s.) sonra uzun seneler yaşamış olan Hz. Âişe de hadis rivâyetinde, Hz. Peygamber’in (s.a.s.) ahlakı ve özel hayatı konusunda ve kadınlara ait özel durumlara ilişkin hükümlerde Müslümanlara adeta öğretmenlik yapmıştır. Diğer eşlerinden her biri de kendi çevrelerinde ve değişik şekillerde Hz. Peygamber’in (s.a.s.) sünnetinin öğretilmesine katkıda bulunmuşlardır. b) Hz. Peygamber’in (s.a.s.) eşlerinin hemen her biriyle ilgili özel evlenme sebepleri de bulunmaktadır. Bunlar arasında Hz. Sevde, Zeynep ve Hind ile evlenmesinde olduğu gibi kocasının ölümü üzerine dul ve desteksiz kalan ve İslâm’a bağlılıkta sebat eden mümin kadınları himayesine alma, onları ödüllendirme; önceden evlatlığı olan Hz. Zeyd’in boşadığı Hz. Zeynep ile evlenmesinde olduğu gibi evlatlığı öz evlat olarak görme şeklindeki yanlış anlayışları değiştirmede fiilen öncülük etme; Hz. Hafsa, Ümmü Habibe ve Safiye ile evlenmesinde olduğu gibi ashâbın ileri gelenleriyle, köklü Arap kabileleriyle ve komşu halklarla akrabalık kurarak İslâm toplumunun bütünleşmesini sağlama gibi amaç ve sebepler sayılabilir.
İslâm’a göre nikâh, evlenme ehliyetine sahip ve evlenmelerinde dinî açıdan bir engel bulunmayan kadın ile erkeğin (veya vekillerinin) şahitlerin huzurunda, birbirleriyle evlenmeleri konusunda karşılıklı rızalarını ortaya koymalarından ibaret bir akittir. İslâm’ın belirlediği rükün ve şartlar gözetilerek akdedilen nikâh geçerlidir. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 3/82) 32 farz tabiri, imanın ve İslâm’ın şartları ile guslün, abdestin, namazın ve teyemmümün farzlarını ifade etmektedir. Dinin temel emirlerine ait detayların öğretimini kolaylaştırmak için formüle edilmiştir. Her Müslüman’ın dinini doğru bir şekilde yaşayabilmesi için kendisine lazım olan bilgileri öğrenmesi gerekir. Bununla birlikte 32 farzı bilmek, nikâhın sahih olması için gerekli olan şartlardan olmadığından bunları bilemeyenlerin de nikâhı geçerlidir.