Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Ekilmesi için başkasına verilen tarlanın öşrü kim tarafından verilir?
Cevap
Benzer fetvalar
Öşür verilirken öşür niyeti ile verilmedikçe öşür olmaz. Onu alan kişiye bırakırsanız sadaka olur.
Kiralanan bir araziden kuraklık, dolu, sel baskını, çekirge istilası gibi bir afet sebebiyle ürün alınamazsa Şâfiî mezhebine göre kira feshedilemeyeceği gibi ücretten indirim de yapılmaz. (Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 3/484) Hanefî mezhebinde ise suyun kesilmesi nedeniyle sulanan araziden veya değirmenden faydalanılamaması örneklerinde olduğu gibi kiralanan maldan ürün alınmasına engel tabiî bir afet olması durumunda kiracı ücret ödemez. Çünkü yararlanma imkânı olmamıştır. (Merğînânî, el-Hidâye, 3/247) Arazi ekildikten sonra ekini çekirge yerse veya başka bir afet arız olursa; afet anına kadarki sürenin kirası ödenir. Afet anından sonra ise eğer araziyi tekrar ekerek başka bir ürün alma imkânı bulunursa kalan sürenin kirası da ödenir. Tekrar ekilip ürün alma imkânı bulunmazsa kalan sürenin kirası ödenmez. (İbn Âbidîn, el-Ukûdü’d-dürriyye, 2/120)
Tarım ürünlerinin öşrü hasat edildikten sonra farz olur. Nitekim Yüce Allah, “Devşirilip toplandığı günde hakkını (zekât ve sadakasını) verin.” (el-En'âm, 6/141) buyurmuştur. Henüz hasat edilmeden ürünü tarlada telef olan çiftçinin, zekât/öşür ödemesi gerekmez. Hasattan sonra ürünün çalınma, kaybolma, gasp gibi elde olmayan bir nedenle telef olması durumunda da öşür gerekmez. Ancak hasat edildikten sonra, üreticiden kaynaklanan bir taksirle ürün zayi olursa öşrünün verilmesi gerekir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/331)
Öşrü verilen tarım ürünleri, üreticisi tarafından paraya dönüştürülmedikçe ürün olarak ambarda ne kadar kalırsa kalsın yeniden öşre tâbi olmaz. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/268, 298) Ancak öşrü verilen bir ürün satılır ve paraya dönüştürülürse bu para nakit türü diğer zekât malları ile birlikte değerlendirilir.
Ücretle kiraya verilen bir tarla veya bahçenin ürününün zekâtını kiralayan verir. Tarla sahibinin yetişen ürünle ilgisi olmadığı için ürünün zekâtı ile de ilgisi yoktur. Çünkü zekât, tarlanın değil yetişen ürünün hakkıdır. Tarlayı kiralayıp kullanan kiracı yetiştirdiği ürün nisaba ulaşıyorsa (yaklaşık olarak bir ton) zekâtı verir.
Selamünaleyküm. Dediniz tarlayı size verdi ise bu, tarlanın sizin mülkünüz olduğunu gösterir. Satmak veya başka bir şekilde değerlendirmek hakkınızdır. Kardeşlerinizin de onda bir hakkı olmaz. Dedeniz tarlayı, size vermedi de sadece kâğıt üzerinde sizin adınızı yazdırdı ise o zaman, dedenizden izinsiz bir uygulama yapmayın.
ZEKAT ve SADAKA konusundaki diğer fetvalar
Hadis-i şerifte belirtildiği üzere, emek sarf edilmeden sulanan arazilerden elde edilen ürünün onda biri, emek sarf edilerek sulanan arazilerden elde edilen ürünün ise yirmide biri öşür olarak verilir. (Buhârî, Zekât, 55 [1483]) Sulama ile birlikte günümüz tarım şartlarının getirdiği ekstra masraflar, üretimin maliyetinde önemli bir yekûn oluşturmaktadır. Bu masrafların öşre etkisi âlimler arasında tartışmalıdır. Çoğunluk, öşür verilirken bu masrafların öşür hesaplamasında dikkate alınacağı kanaatindedir. Hadis-i şeriflerde sulama emek ve masrafı dikkate alınarak, verilecek öşrün oranı onda birden yirmide bire düşürülmüştür. Buna göre sulama, gübre veya ilaçlama gibi doğrudan üretime yönelik masraf yapılarak elde edilen toprak ürünlerinden yirmide bir (% 5), böyle olmayan ürünlerden ise onda bir (% 10) oranında öşür verilir.
Öşrün sebebi, fukâhanın belirttiği gibi ürün veren arazidir. (İbn Nüceym, el-Bahr, 5/113) Topraksız tarım ürünleri, doğrudan araziden elde edilmediğinden öşür hükümlerine tâbî değildir. Bu yöntemle üretilen ürünlerin satılmaları durumunda elde edilen gelir, para ve ticaret malları ile ilgili şartlar çerçevesinde kırkta bir (% 2,5) oranında zekâta tâbî olur.
İslam âlimlerine göre, öşürde borçlar düşülmez. Buna göre elde edilen ürün ne ise borçlar çıkarılmadan öşrü verilir. Doğrudan üretimle ilgili borçlanma söz konusuysa bunlar masraf kalemine dâhil olup oranı onda birden (% 10) yirmide bire (% 5) düşürdüğünden öşür hesabında ayrıca dikkate alınmaz.
Fukahâ arasında toprak ürünlerinin öşründe nisabın aranıp aranmamasıyla ilgili olarak iki temel görüş bulunmaktadır. Hanefilerden İmâmeyn ve diğer mezheplerden fakihlerin çoğu, beş “vesk” miktarına ulaşmadıkça öşür gerekmediğini ifade eden hadislere (Buhârî, Zekât, 42 [1459]; Müslim, Zekât, 1-6 [979-980]) dayanarak toprak ürünlerinde nisabı gerekli görmüşlerdir. (Mergînânî, el-Hidâye, 1/107, İbn Cüzey, el-Kavânîn, 72; Şîrâzî, el-Mühezzeb, 1/284; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/5) İmam Ebû Hanîfe gibi fakihler ise bu konudaki âyet ve bazı rivayetlerin umumî oluşunudikkate alarak toprak ürünlerinin öşründe nisap aranmayacağını söylemişlerdir. (Serahsî, el-Mebsût, 3/2-3; Kâsânî, Bedâ’i, 2/59) Yüce Allah; “Ey İnananlar! Kazandıklarınızın helâl/temiz olanlarından ve size yerden çıkardıklarımızdan infak edin.” (el-Bakara, 2/267) ve “Hasat edildiğinde ürünün hakkını verin.” (el-En’âm, 6/141) ayetlerinde herhangi bir nisap kaydı olmadan topraktan elde edilen ürünlerden infak edilmesini emretmektedir. Aynı şekilde konuyla ilgili bazı hadislerde (bk. Muvatta', Zekât, 33; Buhârî, Zekât, 55 [1483]; İbn Ebî Şeybe, el-Musannef, 2/371 [10028]) nisap kaydı olmadan ister az ister çok olsun topraktan çıkan üründen öşür verilmesinin gerektiği ifade edilmektedir. Din İşleri Yüksek Kurulu İmâm Ebu Hanife’nin görüşünü esas almaktadır. Buna göre mülk arazilerinde yetişen bütün toprak ürünleri, üzerinden yıl geçme şartı ve nisap aranmaksızın öşre tâbîdir. Ancak kişilerin evlerinin çevresinde bulunan küçük bahçe/bostan/arsalarda yetiştirilen ürünlerden veya bu yerlerdeki ağaçların meyvelerinden öşür verilmesi gerekmez. (bk. İbn Mâze, el-Muhît, 2/327; Bilmen, İlmihâl, 351)
Zekâtın sarf yerleri, Kur’ân-ı Kerîm’de (et-Tevbe, 9/60) belirlenmiştir. Hz. Peygamber (s.a.s.)de toplanan zekâttan kendisine hisse verilmesini isteyen bir zata hitaben, “Yüce Allah, zekât (taksimi) hususunda bir peygamberin veya başkasının hükmüne razı olmadı, onunla ilgili hükmü bizzat kendisi verdi ve onu sekiz sınıfa taksim etti. Eğer o sınıflardan isen sana hakkını veririm.” (Ebû Dâvûd, Zekât, 23 [1630]) buyurmuştur. Bu itibarla, belirli şartları taşıyan Müslümanların yükümlü oldukları zekât ve fıtır sadakasının, Kur’ân-ı Kerîm’de Cenâb-ı Hak tarafından belirlenen yerler dışında herhangi bir yere verilmesi veya cami, köprü, yol, okul, yurt, çeşme gibi yerlere sarf edilmesi caiz değildir. Zira zekât ve fıtır sadakasının sahih olmasının şartlarından biri de bunların zekât alması caiz olan gerçek kişilere temlik edilmesidir. İlgili âyetteki “Allah yolunda” anlamına gelen “fî sebîlillâh” ifadesi, orduyla birlikte savaşa gitmek istediği halde maddî imkân bulamayan mücahitleri içermektedir. Hac yoluna çıkıp fakir duruma düşen hac yolcularını da bu kapsamda değerlendirenler vardır. (el-Fetâva’l-Hindiyye, 1/188) Buna göre okullar, Kur’ân kursları, camiler ve benzeri hayır kurumları, zekât verilecek yerler bağlamında “fî sebîlillâh” kapsamına girmez.
Zekâtın verilebileceği yerler Kur’ân-ı Kerîm’de ismen sayılarak belirtilmiştir. Bunlar; fakirler, yoksullar (miskinler), zekât toplamakla görevlendirilen memurlar, müellefe-i kulûb, hürriyetlerini elde etmeye çalışan köleler, borçlular, Allah yolunda cihad edenler (fî sebîlillah) ve yolda kalmış olanlardır. (et-Tevbe, 9/60) Bu âyette belirtilenler kurum değil, bireylerdir. Buna göre zekât bizzat bireye veya onun vekiline verilmelidir. Bu genel ilkeye göre adı ne olursa olsun kurumlara zekât verilmez. Âlimlerin çoğunluğunun görüşü bu istikamettedir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/43-46; İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-kadîr, 2/272; İbn Kudâme, el-Muğnî, 2/497-498) Ancak halka hizmet veren bu gibi kurumlara gönüllü yardımlar yapılabilir.