İslami Delil
Aramaya dön
Fetva

Fetva Meclisi

Soru

Geçen yıl tarladan çıkan mahsullerin bir kısmını saklamıştık. Tarla sahibi biri bizden ödünç istedi. Bu yıl çıkan ürünün öşürü yerine geçer mi geri almasak? Söylemek ya da alıp geri vermek gibi bir zorunluluk var mı?

Cevap

Öşür verilirken öşür niyeti ile verilmedikçe öşür olmaz. Onu alan kişiye bırakırsanız sadaka olur.
Orijinal kaynak

Benzer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Öşrü verilen tarım ürünleri, üreticisi tarafından paraya dönüştürülmedikçe ürün olarak ambarda ne kadar kalırsa kalsın yeniden öşre tâbi olmaz. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/268, 298) Ancak öşrü verilen bir ürün satılır ve paraya dönüştürülürse bu para nakit türü diğer zekât malları ile birlikte değerlendirilir.

Öşrü verilen mahsul elden çıkarılmayıp muhafaza edilirse ve üzerinden bir sene g
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Hayır, sadaka veren yapabileceği kadarı ile araştırıp sadaka verdi ise sadaka verilen kişinin yanlış uygulamalarının sadaka verene sakıncası yoktur.

Hocam sadakamızı vermemiz için bize gösterilen kişinin verdiğimiz sadaka ile sig
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Selamünaleyküm. Masraf çıkarma yoktur. Sadece sulama ile mahsul elde ediliyorsa oran yüzde beşe düşmektedir. Zahmetsiz yani sulamasız olması durumunda ise yüzde ondur oran.

Selamünaleyküm. Tarla mahsulatının öşrünü verirken giderler, harcamalar çıkartıl
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Kapora caiz ise sonuç olarak vazgeçen açısından o kaporanın yanıyor olması da normaldir. Elinizdeki o parayı kullanmanız kaporaya caiz gören anlayışa göre sakıncalı olmaz.

Hocam benden tarlamı satın alan kişi kapora gönderdi ve aldım artık kimseye verm
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Tarım ürünlerinin öşrü hasat edildikten sonra farz olur. Nitekim Yüce Allah, “Devşirilip toplandığı günde hakkını (zekât ve sadakasını) verin.” (el-En'âm, 6/141) buyurmuştur. Henüz hasat edilmeden ürünü tarlada telef olan çiftçinin, zekât/öşür ödemesi gerekmez. Hasattan sonra ürünün çalınma, kaybolma, gasp gibi elde olmayan bir nedenle telef olması durumunda da öşür gerekmez. Ancak hasat edildikten sonra, üreticiden kaynaklanan bir taksirle ürün zayi olursa öşrünün verilmesi gerekir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/331)

Telef olan ürünün öşrünün verilmesi gerekir mi?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Türkiye’de tarlanın ekilmesi için başkasına verilmesi konusunda iki farklı uygulama vardır. Bunlardan birisi, tarlanın belli bir bedel karşılığında kiraya verilmesidir. Bu uygulamada tarla sahibi belli bir ücret alır, çıkan mahsulden hiçbir şey almaz. Diğer uygulama ise tarladan çıkan ürünün bölüşülmesi karşılığında verilmesidir. Bu uygulamaya bazı bölgelerde “yarıcılık” da denilmektedir. Bu durumda tarla sahibi belli bir ücret almamakta; çıkan mahsul, tarla sahibi ile yarıcı arasında anlaştıkları oranda bölüşülmektedir. Kiraya verilen tarlanın öşrü, Hanefî mezhebinden İmam Ebû Yûsuf ve Muhammed’in de içinde bulunduğu çoğunluğun görüşüne göre, kiracıya aittir. Çünkü öşür; tarlanın değil, çıkan ürünün hakkıdır. Çıkan ürünün tamamını kiracı aldığına göre öşrü vermek de ona düşer. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/334-335; Karadâvî, Fıkhu’z-zekât, 1/349) Yarıcılığa verilen tarlanın öşrünü tarla sahibi ve kiralayan, hisseleri oranında verirler. Her biri, payına düşen ürünün öşrünü verir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/335; Karadâvî, Fıkhu’z-zekât, 1/348) İyilikte bulunma, sıla-i rahim vb. düşüncelerle tarlanın, akrabalara veya fakir kimselere bedelsiz olarak verilmesi ise dinimizin teşvik ettiği bir davranıştır. Bu şekilde bedelsiz olarak tahsis edilen (ödünç olarak verilen) tarlanın öşrü tarlayı kullanana aittir. Tarla sahibinin herhangi bir yükümlülüğü yoktur. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/334; Karadâvî, Fıkhu’z-zekât, 1/348)

Ekilmesi için başkasına verilen tarlanın öşrü kim tarafından verilir?

dini sorular konusundaki diğer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Gerçekten damladığını görünceye kadar vesvese kabul edin. Bir süre hiç bakmayın. Böylece bu kuruntuyu kurutun.

Ben 2-3 haftadır sanki sürekli idrar sızıyor gibi hissediyorum. Baktığımda çamaş
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Mezhep imamlarımız Kur’an ve sünnet üzerine yaptıkları çalışmaların bir sonucu olarak, belli bir birikime sahip oldular. Samimiyetleri ve çıkış tarzları itibarıyla da hem dönemlerindeki Müslümanların hem de sonraki asırlardaki Müslümanların takdirini kazandılar. Ortaya koydukları ilmi birikim yani ictihatları, Allah rızası için yapılmış bir çalışmadan ibarettir. Tespitlerindeki doğrular için iki ecir, yanlışlar için bir ecir alacaklardır biiznillah. Hatalarından ötürü de mazurdurlar, hiçbir Müslüman onları yanıldıkları için kınamamıştır. Hiçbir imam, Müslümanları kendi mezhebine bağlanmaya davet etmemiştir; aslında onların böyle bir derdi de olmamıştır. Onlar Kur’an ve sünnete davet ettiler. İmamların düzeyinde bir bilgiye ulaşamayan diğer Müslümanların tabii olarak bu imamlardan birine uyması gerekirdi, öyle de oldu. Bu bir partileşme gibi görülmemelidir. Eğer bir Müslüman, Kur’an ve sünneti, içinden ahkâm çıkaracak düzeyde biliyorsa yani bir Ebu Hanife kadar biliyorsa, neden Ebu Hanife’ye ittiba etsin ki? Elbette o da bir Ebu Hanife’dir. Kur’an ve sünnet ona yeter. Yeter ki, ‘bilmek’ kelimesiyle oynamayalım. Mezhepsizlik, birilerinin bizimle oynaması, bizim de nefislerimizi tatmin etmemiz içinse ona denecek yoktur. Dinin oyun olmadığını bildikten sonra ne denebilir?

Mezheplerden birine bağlanmadan yaşayan bir Müslüman’a 'sapık' gözüyle bakılabil
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bu anlattığınız tarzda bir erkek ile bir Müslüman kadının nikâhlı olması mümkün değildir. Gereğini yapmanız gerekir.

9 yıllık evliyim ve iki erkek evladım var. Eşimin son iki yıldır itikadı bozuldu
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Müslüman bir insanın, Allah’ın dininden bazı bölümleri beğenmesi kabul edilemez. Müslüman, Allah’a teslim olmuş insanın adıdır. Bir yandan teslim olduğunu söyleyip diğer yandan da pazarlık yapmak söz konusu olamaz. Namazlardan bir namazı, bir rekâtını atarak kabul etmek nasıl gülünç ise, İslam’ın içinden namazı atıp, gerisini din olarak benimsemek de gülünçtür. Namaza dokunulamadığı gibi, her biri namaz ayarında olan herhangi bir emrine de dokunulamaz. Zekât, oruç, hac gibi temel emirler ya da o emirler düzeyinde güçlü bilgi ile oluşan yasaklar ve cezalar pazarlık meselesi haline getirilemez. Bu meselede şu hususların önceden bilinmesi ve benimsenmesi şarttır: 1- Dinimiz İslam, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin bi'setinden itibaren başlamış bir din değildir. Allah Teâlâ’nın gönderdiği bütün dinler aslında İslam dini idi. Tahrif gördükleri için Allah onları değiştirdi. İslam o dinlerin son şeklidir. Kıyamete kadar da kalacak din İslam dinidir. 2- İslam, zaman ve mekân etkisi dışındadır. İnsan için gelmiş bir dindir; nerede insan yaşıyorsa, hangi zamanda insan varsa, İslam orada o insan için vardır. Şu çağın şartları veya filan bölgenin gerekleri İslam’ın içinde bir değişikliği gerektirmemektedir. 3- İslam, insan eli değmemiş haliyle kaldığı için ‘son din’ olma özelliğini korumaktadır. Hiçbir zaman, hiçbir güç İslam’dan koparma yapamayacağı gibi, ilave de yapamayacaktır. Tarihin farklı dönemlerinde denenmiş; ama asla başarılamamıştır bu denemeler. 4- Önceki dinler olan Yahudilik ve Hıristiyanlık, o zamanın insanlarının zevkine uydurulduğu için kaldırıldı. İnsanlığın din konusunda böyle bir sabıkası vardır. Batı kültürünün etkisiyle yetişen nesiller zaman zaman Hıristiyanlığın başına geleni İslam adına da düşünüyor olabilirler. Sırf bu nedenle büyük yatırımlar da yapabilirler. Bu bir anlamda savaştır. Dini içten eritme ve çürütme savaşıdır. Müslüman bir insanın savaşı sadece ağır silahlarla oynanan bir tiyatro olarak görmesi oldukça üzücüdür. Yaşadığımız çağda kalemle yapılan savaşların gücü, silahla yapılan savaşlardan daha etkili olmaktadır. Bu yüzden de, dininden korkan namazlı Müslümanlar görebilmekteyiz. Kıldığı namazdan sonra, ‘şeriattan Allah’a sığınan’ ucube insanlarla karşılaşabiliyoruz. 5- Şeriatsız din, eli kolu bağlı bir dindir. Camilere, evlerdeki namaz odalarına sıkıştırılmış bir dindir. Hâlbuki Allah, fitne kalksın, yegâne söz sahibi Allah olsun diye din gönderdi. Ve dinini bütün kainata gönderdi. Hıristiyanların tahrif edip, kiliseye daralttığı din, Allah’ın onlara gönderdiği din değildi. İslam’ın da o mantıkla incelenmesi hiçbir şekilde kabul edilemez. Eğer İslam, o mantıkla da yaşanabilir bir din olsaydı Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, Mekke’den Yesrib’e hicret etmek zorunda kalmaz, Daru’l-Erkam’da güzel bir din yaşardı.

'Şeriat tehlikesi' ile ne kastediliyor anlayamıyorum hocam. Namaz kılan insanlar
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

'Ya hasta olursam!' diyen biri gibi olmayın. Hastalık kaderimiz ama biz yaşamaya devam ediyoruz. Günahlar da böyledir. Günah işlememek ana ilkemiz olsun. İşlememeye de çalışalım. İşlediğimizde hemen tevbe ve istiğfar edelim. Tekrar işlersek, tekrar tevbe edelim. Tekrar tekrar.. Ölünceye kadar bu böyle devam etmelidir. Sonunda şeytan mağlup, biz galip oluncaya kadar. Kul olarak biz, Allah'ın işine ve hükmüne karışır gibi hesaplar, muhasebeler yapmayız. Haddimizi bilir, boynumuzu bükük tutarız.

29 yaşındayım. O kadar çok günahım var ki… Dinimizle alakalı yaptığım tek şey ka
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

1- Bir kere aile bütçesi şeklinde bir uygulama yapmayın. Sizin bir bütçeniz olsun, eşinizin bütçesi ayrı olsun. Bu bir ibadettir, namazı ortak kılamayacağınız gibi zekâtı da ortak veremezsiniz. Bütçeleriniz belli olsun, harcamayı dilediğiniz gibi ortak yapın. 2- Altınlarınız bulunduğuna göre siz borçlardan önce ZEKÂT MÜKELLEFİ idiniz. Borç bitiş tarihi olan son dört ayı başlangıç yapın. On ikinci ayın sonunda malınızın toplamının yani altınların değeri artı elinizdeki nakit paralar artı SGK'dan alacağınızın toplamı artı eczanedeki satılık olarak bekleyen ilaçların maliyet fiyatı üzerinden tutarı ve artı varsa başkalarından alacaklarınızın toplamını MALINIZ OLARAK BELİRLEYİN. 3- O ay içindeki ödemelerinizi yani tahakkuk eden vergi ve sigorta bedellerini, şahıslara olan borçlarınızı, faturası gelmiş elektrik ve benzeri ödemelerinizi bir önceki maliyetten düşün. Kalan miktar sizin zekât için ödemeniz gereken maldır. Onun yüzde iki buçuğunu zekât olarak vereceksiniz. 4- Zekâtı nakit olarak da verebilirsiniz. Eczanenizdeki ilaçlardan da verebilirsiniz. Mesela bin lira zekât tutuyorsa o bin lirayı nakit olarak da verebilirsiniz, üzeri fiyattan hesaplayarak bin liralık ilaç da verebilirsiniz. 5- Zekât gününde ödeme yapmanız nakit bulma zorluğu gibi bir nedenle sıkıntı oluşturuyorsa zekât borcunuzu hesaplayın. Mesela bin lirayı hesap edin. Onu zekât borcunuz olarak bir kenara kaydedin. Ara ara ödemelerle ya da ilaçlarla borcu bitirebilirsiniz. Bir ay veya üç ay taksitlendirilmesinde sakınca yoktur. 6- Zekâtı para veya ilaç olarak nasıl verecekseniz zekât alabilecek nitelikteki bir fakire vereceksiniz, bunu unutmayın. 7- Eşiniz de nisap miktarı mala sahip ise onun da böyle bir hesap sistemi olacak. 8- Kurbanı da siz kendiniz keseceksiniz. Eşinizin malı varsa o da ayrı bir kurban kesecek. Allah kabul etsin.

Ben eczacıyım, eczanem var. Borçları biteli dört ay oldu. Şu an sermaye benim ve

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.