Fetva Meclisi
Soru
Ergenlik ne demektir?
Cevap
Benzer fetvalar
On beş yaşı dolduğu gün ve ilk meni (ihtilam) ile sorumluluk başlar.
Dinî hükümlerle mükellef olma, ergen olmakla başlar. Kızlar âdet görmekle büluğa ermiş yani ergen sayılırlar. 15 yaşına kadar ergenliğe ulaşmamış bir kız, 15 yaşını bitirdiği tarihten itibaren hükmen ergen ve mükellef sayılır. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 2/95; Tahtâvî, Hâşiye, 108; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/408)
Çocuğun dönemlerini mümeyyizlik öncesi (yaş olarak yedi yaşı) dönemi, mümeyyizlik dönemi ve buluğ dönemi olarak ayırabiliriz. Çocuk buluğ çağına kadar hiçbir döneminde Allah’ın emir ve yasaklarına büyükler gibi muhatap değildir. Her şey buluğ ile başlar. Buluğ da ya ihtilam olmakla ya da on beş yaşını doldurmakla başlamış olur. Buluğ çağından önce çocuğun işleyebileceği günahlar ona yazılmaz. İbadet olarak yaptığı şeyler ise sevap olarak yazılır.
Baliğ olduğu zamanı tam olarak bilen birisi o tarihten itibaren namazlarını kılacaktır. Kılamadıklarını ise kaza edecektir. Eğer tam bir bilgisi yoksa veya baliğ olmadı ise on beş yaşı esas alırız.
Selamünaleyküm. Buluğ çağına gelmemiş çocukları babalarının evlendirmesi kural üzerinden caizdir. Buluğ çağına geldiğinde çocuk, evliliği sona erdirme hakkına sahiptir. Çocukluk şartalarındaki bir çocuğun evlendirilmesi eşine teslim edilmesi engelini kaldırmaz. Böyle bir evlilik, ailenin miras gibi bir sorununu çözme aracı olarak değerlendirilir.
Bundan ötürü bir mesuliyet olmaz biiznillah.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
İslamî konularda veya başka bir alanda erkek/kadın yazışması yasak değildir. Ne var ki, bu zamanda pek çok fitnenin bu yazışmalarla başladığını müşahede ettiğimizden tedbir açısından bu tür yazışmaları yanlış buluyoruz.
Böyle bir şey bilmiyorum, bilmek de istemiyorum.
Kişisel olarak Müslümanlığı yaşayamamamın nedenleri şunlardır: 1-Allah’ın nimetlerine, o nimetin gereği olan şekilde şükretmemek. Şükredilmeyen nimetlerin de doğal olarak elden gitmesi. 2-İlimden yoksun yaşamak veya uygulaması olmayan ilim sahibi olmak. 3-Günahlara karşı laubali davranmak, tevbeyi geciktirmek. 4-İyilerden uzak ortamlarda kalmaktan çekinmemek. 5-Dünyayı ilk hedef haline getirmek, ahireti uzak görmek.
Bugün yaşanan hayatın akışı içerisinde maalesef, babadan devralınmış, inceliklerine inilmeyen bir din yaşayışı hâkimdir. O kadar ki, daha titiz bir din yaşamaya çalışan veya sünnetlere dikkat ederek yaşamak isteyenler, Müslümanların arasında bile istihza konusu olabilmektedirler. İbadetler neredeyse şartlarımıza uygun olanlar ve olmayanlar şeklinde tasnif edilecek hale geldi. İş maksadını aştı, mecrasını değiştirdi de diyebiliriz. Biz böyle bir gidişatı kökten değiştirmeye muktedir olamayabiliriz. Ancak iki şeyi yapmazsak Allah katındaki sorumluluğumuzdan kurtulamayız. Birincisi, böyle bir gidişatı değiştirme gayret ve samimiyeti içinde olmaktır. İkincisi de, hiç olmazsa kendi eksenimizdeki alanda daha samimi ve aslına uygun bir dini hayatı hâkim kılma gayretidir. Bu değerlendirmeden sonra mevcut şartlarımıza göre, yeni başlayanı ile yenilenmek isteyeni ile hepimiz için ibadetleri ve kulluğu şekillendirecek bir program çizebiliriz. Herkesin kendi şartlarını da dikkate alarak uygulayabileceği kalıcı ve bıktırmayan, feyizli bir ibadet programı tavsiyesi şudur: 1- Önce haramlardan arınma ve haramsız bir hayat yaşama samimiyeti göstermeliyiz. Haram bünyeye girdikten sonra feyiz kalkar. En önemli haram çeşitlerinden biri olarak da kul haklarına dikkat edilmelidir. 2- İbadetin kabul edilmesinin iki ana şartı vardır: İhlâs ve Peygamber aleyhisselama uygunluk. Yaptığımız iş riyasız olmalı ve bidat olmamalıdır. 3- Adım adım yürümek zorundayız. Bulunduğumuz ortamı ve bizim özel şartlarımızı tamamen yok saymak gibi bir hataya düşersek ibadetlerden erken bıkar ve kulluğu terk ederiz. Elbette tembelliğe ve baştan savmaya kaymayacağız. Ancak, şartları gözetmekle, şartlardan ötürü kaytarmak arasındaki dengede Rabbimizin bizi imtihan ettiğini bilip ona göre davranacağız. Başımızı kuma sokmakla elde edebileceğimiz bir şey yoktur. 4- En önemli silah olarak sabrı kuşanmak mecburiyetindeyiz. Sabırsız alınabilecek bir karış yol yoktur. Sabrın sınırını da biz belirlemeyeceğiz. Sabrın kendisi bir sabır konusu olacak kadar sabra aşina olmalıyız. Ne elde edeceksek o muhakkak sabrın sonunda olacaktır. Allah’ın yardımı da sabredenleredir. Bu direncimiz, yılmadan, usanmadan ayakta kalışımız bizim sebatımızdır. 5- İbadet ve kulluk ortamının oluşmasına dikkat etmeliyiz. Salih bir cemaatin varlığı, aynı düşünen kardeşler arasında bulunmak büyük bir nasiptir. Eğer böyle bir ortamı yakalayamadı isek tırmanacağımız yokuş dikleşmiş demektir. Ortam oluşturmanın bir başka yolu da bilgi edinmektir. Taşımalı bilgilerle kulluk daha zor ve pürüzlüdür. Fıkıh, hadis ve benzeri bilgileri mezara kadar sürecek bir programda almaya devam etmeliyiz. 6- Allah’ın salih kullarına ait örnekleri, abartmadan ve uydurmadan incelemek bizim için iyi bir heyecan oluşturur. 7- Şeytanın en önemli taktiklerinden olan, kendini yetersiz ve değersiz görme bataklığına batmadan düşünmek ve çalışmak şarttır. Evet. Zayıfız, âciziz, Rabbimizin huzurunda boynu büküğüz; ama himmetimiz büyüktür. O’nun yardımı ile biz de Ebubekir, Ömer olabiliriz. 8- En mükemmelini yapmayı isteriz; ama ona takılıp kalmayız. 9- Yalnızlığı tehlikeli görmeliyiz. Bir şeyh, ağabey, hoca, mürşid… biri önümüzde ve yanımızda durmalıdır. Ama önümüzde dururken Allah ve Nebi’si ile aramızda durmadan önümüzde olmalıdır. 10- Sürekli olan az, ara sıra olan çoktan hayırlıdır. 11- Kur'an okumayı vazgeçilmez nafile bir ibadet görüp devam etmeliyiz. Kur'an bizim hızımız, aşkımız, enerjimizdir. Belirli bir Kur'an hatmi takvimini hiç aksatmadan sürdürmek zorundayız. Hava ve su gibi sürekli Kur'an’a muhtacız. 12- Namazı kılmayı Müslüman olmanın gereği, hatta olmazsa olmazı görmeliyiz. Önce farzlar, ardından nafileler amellerimiz arasında yerini almalıdır. 13- Zikir dilimizin suyu olsun. 14- İstişaresiz hayat eksiktir. Kimsenin aklı tek başına yeterli olmaz. Bilhassa din konusunda ehlini bulup danışmak kulluk için elzemdir.
Kızlarla erkeklerin süs eşyası takması arasında fark vardır. Kızlar, altın ve gümüş, diledikleri bir eşyayı takabilirler. Erkekler ise, altın takamazlar. Allah Müslüman erkeklere altın kullanmayı haram kılmıştır. Ancak, kör taklidi yansıtan süs eşyalarını takmamak onurlu bir Müslüman duruşudur. Ayrıca, erkeklere mahsus takıları kadınların takması, kadınlara mahsus olanları da er-keklerin takması, benzeşme haram olduğu için haramdır.
Bu çirkin ve melun iş acilen tevbe edilmesi gereken büyük günahlardan biridir. Öyle biri, o hâli devam ederken mü'min biri ile evlenmeye layık değildir. Tevbe ederse ve tevbesinde samimi olursa evlenmesinde sakınca olmaz.