Fetva Meclisi
Soru
Hocam kamuda memur olarak çalışıyorum, %52 işitme engelli biriyim ama engelliliğim dışarıdan anlaşılmıyor. Tesettürlü, namazında niyazında bir kadınım. Şimdiye kadar evlilik için yaşı küçük kişiler teklif edildi, kabul etmedim. Kimisinde uygun görmediğim şeyler vardı; ya namaz kılmıyorlardı ya da hoşlanmadım. Ancak babam, engelli olduğum için kimsenin beni beğenmeyeceğini, benden düşük pozisyonda biriyle evlenmem gerektiğini söylüyor ve bu beni çok üzüyor. Çevremde engelli birinin, kendinden daha düşük pozisyonda olmayan bir eşle evlenip huzursuz olduğunu ve ayrıldığını gördüm. Ben şehirde büyüdüm ve burada yaşıyorum. Oğlan kardeşlerimin biri ailemin bulduğu köyden biriyle evlendi ama mutsuz. Diğer kardeşim de köyden bir akraba ile evlenip boşandı. Şimdi bana birisini buldular, fabrika işçisi ve emekliliğe yakın. Annesi rahmetli olduğu için onun hastalığıyla ilgilenmiş ve bu yüzden evlenememiş. Köyde bir evi var. Bana “Seni her halinle kabul etmiş.” diyorlar. Ancak fotoğrafını gördüm ve beğenmediğimi söyledim. Şimdi ise kabul etmezsem pişman olacağımı söylüyorlar. Namazında birini istiyorum ama benden üstün ya da bana eşit biri olsun istiyorum. Yanlış mı düşünüyorum? Yanlış anlamayın, o kardeşimizi küçümsemiyorum. Ancak evlenilecek kişide yaş, tahsil, iş gibi kriterler aranmalı mı? Eşitlik hangi konularda olmalı?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. İş takıntısının bir anlamı yoktur; hangi işin ebedi garantisi vardır? Aile oturmuşluğu hususunda haklı olabilirler. Sizin eş adayınız iyi ama ailesi seviyesiz olabilir. Maddi değerler dışında kalan ölçüleri düşük aileden biri ile evlenmeniz doğru olmaz elbette. Bunların haricinde, sizin evlenmeniz zaruri durum almaya başlamış ise bunu ailenize iletin. Size o gençten daha ideal birini göstermelerini söyleyin. Gösteremezlerse evlenin. Onların iznini beklemeyin.
Selamünaleyküm. Harama düşme riski bulunuyorsa bunu büyüklerinize anlatın ve kararınızın kesin olduğunu bildirin. Tereddütte kalmayın muhakkak evlenin. Bu noktadan sonra babanızın engeli önemli değildir.
Hiçbir genç kızı babası veya başka bir insan hatta kanun bile istemediği bir erkekle evlenmeye mecbur edemez. Kız, evlenmek istediği ile evlenir. Dinimiz böyledir. Peygamber aleyhisselamın açık hadisi bu şekilde kural koymuştur. Edebinizi koruyarak “hayır” deyin. Bunu yapmakla asla günah işlemezsiniz, ayıp iş yapmazsınız. Edebinizi, nezaketinizi koruyun, Allah’ın size verdiği hakkı koruyun. Sizin razı olacağınız bir teklif getirirlerse kabul edersiniz. Siz razı olacağınız birini bulursanız onu babanıza arz edersiniz. Şu andaki ağır sözlere takılmayın. Yarın Allah size bir kapı açar merak etmeyin.
Kızım, bir de şöyle baksan olmaz mı? Allah Teâlâ seni oturduğun yerde sevap kazanan kulu yapmak istiyor olmasın? Zannedersem öyledir, çektiğin sıkıntı senin için sevaptır. Namaza ağırlık ver, namazlarını daha huzurlu kıl, rahatlığı içinde hissedersin. Babanın tavırlarını duymazdan gel, görmez gibi yap. Bu sabrının boşa gitmeyeceğine de iman etmelisin. Kimseni seni anlamasını bekleme, seni Rabbin anlasın yeter, değil mi? Bir de sana amca tavsiyesi: Sakın bu gelişmeler seni, sana uygun olmayan bir evliliğe evet dedirtmesin, sakın ha! Yağmurdan kaçarken doluya tutulursun maazallah. Senin için hususi dualar ediyorum kızım.
Sen, olması gerekeni düşünüyorsun. Eşin ise yasaların ve dinin ona verdiği bir hakkı kullanıyor. Eşini bu nedenle reddedemezsin; evinde kimseyi istememek hakkıdır. Bu iki farklı anlayışın bir noktada buluşabilmesi eşinin merhametli ve fedakâr biri olması ile mümkündür. Bu da senin sorunu zamana yayarak (her günün doğal tartışması yapmayarak) onun esnemesini sağlamanla mümkündür. O da insandır neticede. O da bir gün yaşlanacağını biliyordur. Biraz daha “evet, sen haklısın” diyerek ortamı rahatlat. Bir zaman sonra teklifini kabule yanaşacaktır. Ya da onun razı olacağı biraz uzakta bir evi tercih edeceksin. Allah yardımcın olsun.
Yazdıklarınız üzere içinizdeki bu kararsızlık ve sıkıntı tamamen anlaşılabilir. Hem iş hem de hayatın diğer alanlarında duygusal ve manevi açıdan zorlayıcı bir dönemden geçiyorsunuz. Bu tür süreçler insanın içinde birçok çatışma ve belirsizlik meydana getirebilir. Bu noktada, size bazı hususları hatırlatarak yardımcı olmaya çalışacağım: Tesettürlü bir kadının erkeklerle aynı ortamda bulunmasından öte bir kadının çalışmasının gerekliliği veya zaruri olup olmadığı ve işin getireceği sıkıntılardır. Polislik gibi bir mesleğin getirdiği şartlar bünyenizle çatışıyorsa veya size huzur vermiyorsa, bu konuda kendinizi zorlamamanız çok kıymetlidir. İş hayatında kadınların görev yapması doğru olsa da, her işin kadın için uygun olup olmadığını kendi iç huzurunuzu dikkate alarak değerlendirmek önemlidir. İstihareye yatmanız ve hislerinize göre karar vermeniz de bu noktada doğru bir yaklaşımdır. Evlenmek gibi büyük bir kararı alırken, içinde bulunduğunuz hali göz önünde bulundurmak gerekir. Evlenmeyi içten istiyorsanız ancak şu anki durumunuza uyan bir kişiyle evlenmekten çekiniyorsanız, belki de biraz daha zaman ve dua ile doğru kararı bulabilirsiniz. Annenizin beklentilerini karşılamaya çalışırken, kendi kalbiniz ve iç sesiniz huzursuz oluyorsa, bu duyguları göz ardı etmemelisiniz. Ailenizin rızasını kazanmak kıymetli olsa da, sonunda yaşamı şekillendirecek olan sizsiniz. Allah’ın her zaman sizin en hayırlı yolunuzu açacağına inanmalısınız. Yalnızca nefsinize ve çevrenizin baskılarına göre karar vermek yerine, bu konuda Allah'a tevekkül etmek ve dua etmek büyük bir huzur kaynağı olacaktır. Allah yâr ve yardımcınız olsun.
aile konusundaki diğer fetvalar
Baban ve annen bulaşıcı bir hastalığı olsaydı ne yapacaktın? Kendini koruyacak, sınırlı ve kontrollü yaklaşacaktın değil mi? Şimdi de aynısını yap.
Bu bahçeyi eşinize düğün yapması ve ev sahibi olması için diğer kardeşlerin rızasıyla verdilerse, bu artık eşinizin malıdır. Tekrar pay istemeleri doğru değildir. Çünkü o bahçe hibe edilmiştir ve geri alınması caiz değildir. Fakat bu bahçeyi hediye etmeyip yalnızca "söz vermiş/taahhüt etmişlerse” kocanıza karşı sözlerini tutmamış olurlar. Kardeşler arasında bu konudaki anlaşmazlık sürerse durumu çözüme kavuşturmak için güvenilir bir hakeme veya âlim birine başvurmak uygun olur. Kayınvalidenize bakma işini tek başınıza üstlenmeniz zor olacağı için kardeşlerle net bir konuşma yapmanız gerekir. Herkesin katkısını (zaman, maddi destek, dönüşümlü ziyaret vb.) ortaya koyması gerekir. Onlar katkı sağlamazsa, eşiniz ve siz imkânlarınız ölçüsünde bakmanızla büyük mükâfat kazanırsınız; kaynananızla ilgilendikçe ibadet sevabı kazanırsınız. Ancak bu, diğer kardeşlerin üzerindeki yükümlülüğü kaldırmaz. Sılayırahim, aile bağlarını sürdürmek farzdır. Ancak bu, her türlü haksızlığa boyun eğmek anlamına gelmez. Şu tavırları öneririm: Kendi haklarınızı savunmaktan çekinmeyin. Ancak bunu kırıcı ve sert bir üslupla yapmayın. Onların size karşı yanlış tutumlarına rağmen, arada selam vermek, ziyaret etmek gibi iyi davranışlarla gönüllerini kazanmayı deneyin. Haklı olduğunuz konularda net bir duruş sergileyin. Fazladan bahçenin eşinize ait olduğunu açıklayın ve bu konuda bir haksızlığa uğramasına izin vermeyin. Eşinizin psikolojik olarak yıpranmaması için aile içi iletişimi mümkün olduğunca ortak bir zeminde sürdürmeye çalışın. Gerekirse bir arabulucuya başvurun.
Ailen isabetli düşünmüyor ama eş adayın da tıp okuyan birine “doktor olma” demekle isabetsiz bir iş yapıyor. Anlaşılan bu aday senin aradığın aday değil. Bir insana benzeri yokmuş gibi takılmak kültürlü bir hanım için yanlış değil mi?
Aileniz bize sormadıkça bizim sana söyleyeceğimiz sözün bir faydası olmayacaktır. Size ne diyebiliriz?
İki nikâh olmaz. Birincisi batıl ise o süreyi nasıl isimlendireceğiz? Bu gizlilikten ötürü tevbe etsinler. İkinci nikâh dediklerini de bir tazeleme şeklinde yapsınlar. Mehrin bu noktada önemi yoktur.
Olan oldu bir kere, keşke böyle yapmasaydın ama bu noktadan sonra: - Muhakkak resmi işlemlerinizi tamamlayın, normal aile olmaya bakın. - Babanın yaptığı isabetli değildi ama sizin yaptığınızın da anlamı yok; madem iyi bir eş adayıydı, neden bir kızı babası ile karşı karşıya bıraktı? - Babanızın beddualarından çok kendiniz yanlış yapmamaya bakın. İyi bir mümin olarak yaşayın. Allah yardımcınız olsun.