Fetva Meclisi
Soru
Hocam ben evli bir kadınım. Eşimin arkadaşlarıyla çok takılmasını istemiyorum ve bunu dile getirsem de bazen beni dinlemeyip arkadaşlarıyla şehir gezilerine gidiyor. Sizce ne yapmam lazım, bunun hükmü nedir?
Cevap
Benzer fetvalar
Bu tür meselelerde ikinci kişiyi dinlemeden haklı/haksız belirlemek mümkün değildir. Sizin anlatımınıza göre eşiniz size zulmediyor ama yine de siz eşinizi ve yuvanızı öncelikli tutmaya bakın. Anlaşılan eşiniz işi inada bindirmiş. Bir süre bu konuyu açmayarak gevşemesini sağlamaya çalışın ki inadı ile değil aklı ile düşünsün.
Size ve eşinize şunları not edebiliriz: Anne baba başta olmak üzere akrabalarla sılayırahim bağını koparmamanın Allah’ın emri olduğunu yani dindarlığımızla ilgili olduğunu tartışamayız. Bu böyledir. Evlenmek bir kadın için baba evinden koca evine geçmektir. Bunu da kabul etmek zorundayız. Hem evli hem babasının evinde gibi olmak kabul edilemez. Dinimiz kadınların evlendikten sonra anne babalarını ziyaret etmeleri konusunda gün ve şekil belirlememiştir. Bu konu esnek bırakılmıştır ki herkesin şartlarına uygun olanı aile bireyleri kendileri tayin etsinler. Anne babanın evinin yakınlığı veya uzaklığı, kadının ve eşinin evindeki imkânlar ve şartların yönlendirmesi gibi belirleyicilerin ortalaması bulunarak bir uygulama yapılabilir. Aynı semtte yaşayanlar için haftada bir gün olabilir, biraz uzakta olanlar için ayda bir olabilir. Veya eşler kendi şartlarına uygun olabilecek bir süre belirleyebilirler. Gün içinde görüntülü görüşme ile bağlantı kurulduğu halde haftada birkaç gün ziyaret için anne baba evine gitmek ancak ağır hasta bir baba ile ilgilenme zorunluluğu ya da afet sonrası gerekenler gibi bir durumda doğru olabilir. Daha ilerisi eşlerin henüz yuva kuracak kıvamı yakalayamadıklarını gösteren bir işaret olabilir. Bunun sonu da her ikisinin de baba evine dönmek şeklinde gelebilir. Bu konuyu olmazsa olmaz düzeyinde tartışan bir eş muhakkak aile danışmanı veya bir psikologla görüşmelidir. Asıl mesele içerideki başka bir takıntı olabilir. Üçüncü bir kişinin tavsiyelerine uyularak orta bir yol bulmaya çalışılmalıdır.
Acele karar vermemeye çalışın. Biraz zamana yayın, eşiniz belki rahatlar geri döner. Sonra da aile büyüklerinizi araya koyarak çözümü araştırın. Allah yardımcınız olsun.
Durum, evlenirken yaptığınız sözleşmenize bağlıdır. “Ben tahsilimi sürdüreceğim” dediniz ve o da kabul etti ise şimdi engel olma hakkı yoktur. Böyle bir şart koşmadan evlendiniz de şimdi bunu istiyorsanız, eşinizin sizi evde görmek, derslerle yorulmuş bir kadın görmemek istemesi hakkıdır. Siz yanlış bir istekte bulunuyorsunuz. Size tavsiyemiz, böyle bir konu ile yuvanızın temellerini çürütmemenizdir. Tahsilinizi yapacaksanız da tartışma konusu yapmadan, daha dolaylı yöntemler üreterek yapın. Şeytan bu fırsatı kaçırmaz bunu iyi bilin.
Bu bir imtihan deyip katlanmanız gerekmez. Babanızla arkadaş gibi konuşmanız da doğru olmaz. Orta bir yol bulabilirsiniz. Mesela yakın bir akrabanıza babanızı ikaz etmesini rica edebilirsiniz.
Eşin haklı değilse de şeytan onu ele alıp kışkırtmadan sen dengeyi kur. Annen de sabah gel yeter dediğine göre bu kıvılcım ateş olmadan söndür onu.
arkadaş konusundaki diğer fetvalar
Arkadaşlığınızı devam ettirin. Tartışma konularına girmeyin. Arkadaşlık tartışmak için değildir ki. Olmazsa aranıza mesafe koyun ama tamamen kopmayın.
İnsanın kendisine güvenmesi yani öz güven gurur, kibir ve ucub gibi hastalıkları beraberinde getirmediği sürece Müslüman için gereklidir. Müslüman öz güveni yüksek olması, yüksek olması için gerekeni yapmalıdır. İnsanın Allah’ın ona verdiği kabiliyetlerinin farkında olmasıdır. Bu farkındalık kibir, gurur ve zulüm gibi sakıncalar oluşturmadıkça gereklidir. Bir diğer sakınca da insanın öz güven denen hissi Allah’a muhtaçlığını yok kabul edecek bir erime içinde olmasıdır. Allah’a tevekkülü gereksiz bulacak seviyeye gelmesi ise kişinin helak olmaya doğru kayması olacaktır. Böyle bir zafiyet sebebi olmadıktan sonra Müslüman öz güvenini güçlendirecek eğitim almalı, bunu sağlamaya yardım edecek arkadaş çevresi seçmelidir. Geçmişindeki acı tecrübelere takılıp kalmamalıdır.
Allah’ın emir ve yasaklarına bağlılık kişideki imandan kaynaklanır. İmandaki güç arttıkça uygulamadaki kalite de artar. Aksi olduğunda da yani iman zayıfladıkça namazdan tesettüre kadar her şeyde en azından bir gevşeme muhakkak olur. Kişi bunu çabuk hisseder veya etmez gerçek böyledir. Bu nedenle şunu bilmemiz gerekir: İyi bir kulluk için iyi bir iman gerekir. İmanın da her an takviye edilmesi gerekir. İmanın takviye edilmesi her şeyden önce çevre ile alakalıdır. Mü'min bir çevre, mü'min arkadaş önemlidir. Haramlardan uzak bir hayat yaşamaya çalışmak ikinci çaredir. Birbirini iyiliğe teşvik eden, kötülüğe karşı uyaran arkadaş çok önemlidir. Ve imanlı insan olma mücadelesinde sabırlı olmak şarttır. Üç günde her şeyin düzeldiği bir hayat hayal edilemez. Sabredeceğiz; kendimiz için, etki etmeye çalıştıklarımız için sabretmeye mecburuz.
Gıybet, bir mü'mini ismi veya vasfı ile arkasından rencide etmek yani onurunu kıracak bir söz söylemektir. Zulüm gören ise kendisine zulmedeni, bir medet arama mantığı ile anabilir. Bu bir gıybet değil, hak arayışı olur. Sadece içe atmak bir çare değildir, belki yeni bir sorun ihdasıdır da. İftiraya kaçmadan, yalan üretmeden ve abartmadan dert anlatılır.
Böyle birini “sevdiğin birisi” olmaktan çıkar, ahiretine zarar vermesin.
O yaşta iki yabancı insan DİN KARDEŞİ olmanın dışında hiçbir yolla kardeş olamazlar. Din kardeşliği ise birbirlerini Allah için sevmek, birbirlerini ibadete teşvik etmek gibi yollarla gerçekleşir ve güçlenir. Bu isteğinizin geçici bir gençlik arzusu olmasına karşı dikkatli olun ve şeytan sizi sömürmesin. Kardeşlik hislerinizi kullanarak sizi cehennemde beraber yanmaya sebep olacak işlere sürükleyebilir. Aman dikkat edin.