Fetva Meclisi
Soru
Eşime evlenmeden önce “ben kendi evimde yalnız yaşamak istiyorum, tamam mı?” dedim. O da kabul etti. Şimdi anne ve babasını evimize getirmek istiyor. Babasının evini de bekar kayınbiraderime bırakacaklar. Ben de itiraz ettim, eşim beni cehenneme girmekle tehdit etti. Ben günah mı işledim?
Cevap
Benzer fetvalar
Müslüman bir kadının eşi ve çocuklarından başka kimsenin bulunmadığı bir ev istemesi hakkıdır. Nikâh akdinden önce kadın kaynanası veya başka biri ile bir arada yaşamayı kabul etti ise kendisi bu hakkını kaldırmış demektir, beraber yaşamak zorundadır. Ancak evdeki başka kişilerin onun mahremine ve sağlığına zarar verecek düzeyde sakıncalı durum oluşturdukları tespit edilirse söz vermiş olsa bile eşinin ona müstakil bir ev tutması kadının hakkıdır. Bu konudaki tartışmayı aile büyüklerinin hakem olacağı bir heyetle çözmeye çalışmalısınız.
Babanızın bildiği ve izin verdiği bir nikâh yaptı iseniz ve şartları açısından bir sıkıntı yoksa dinen yanlış yaptınız sayılmaz. Onun açısından sıkıntı olacak şeyler onun sorumluluğundadır. Size söz verilen şeyleri yerine getirmiyorsa veya size zulüm olacak şeyler yapıyorsa sizi boşamasını isteyebilirsiniz.
Sizin bu saydığınız niyetlerden bir tanesi gerçektir. O da şudur: Siz o kadına bağlandınız; bağlanma nedeninizin 'onu korumak, kollamak' olarak adlandırılması bir şey değiştirmiyor. Kendinizi baba yerine koymanızın bir anlamı yoktur. Nikâha gelince, iki Müslüman’ın sizin nikâhlandığınızı bildiğine şehadet etmesi fıkhen yeterlidir. Eşinizin bu durumu bilip bilmemesi fıkıh kurallarına göre nikahın geçerliliğini etkilemiyor. Önemli olan sizin birinci eşinizi, nikâhınız altında iken ezmemeniz, cinsel ilişki dâhil her türlü hakkına saygılı olarak eliniz altında tutmanızdır. Vicdanen ne durumda olduğunuz sizin meselenizdir.
Nikâh nikâhtır. ‘Dini’ diyerek akdinizi basit görmeyin. Evet, nikâhlınızın sizinle beraber olmayı istemesi eğer nikâh, nikâh ise hakkıdır. Ancak yaşadığınız toplumda sizin ebeveyniniz ve bir çevreniz vardır. Bir beraberliği onlardan gizli yapacaksanız o zaman nikâh dediğiniz şey, esasen yok demektir. Bu kadar uzun süreli nişan/muteber görülmeyen nikâh dönemi esasen sakıncalıdır. Ailenizle görüşün, ev yapımını bekleme yerine kiraya çıkarak da olsa evlenin. Eşiniz bir kere sizi, o şekilde beraberlik için istedi ise bunu önlemeniz çetin olur. Sizin ebeveyninizi ezmeniz yani onlardan gizli bir iş yapmanız da çirkin olur. Gerçekçi olun ve hemen evlenin. Çocukluk etmeyin.
Selamünaleyküm. Ayrılma kararından sonra işinizle ilgili kararlarda daha onurlu davranmalısınız. Onu, yaptığı ile başbaşa bırakın ve kendi hayatınızı yönlendirin. Daha iyisini yapmış olursunuz.
Nikâhtan sonra eşinizin sizi evinize alması gerekirdi. Makul bir sebeple bunu yapmaması sizi haklı duruma getirir. Siz de hakkınızı talep edebilirsiniz ama bu esnada oluşabilecek gerginlik, ileriki yıllarda sizi sürekli bunaltabilir. İyi ölçün iyi tartın ve öyle karar verin. Bu anlattığınız durumda siz haklısınız ama hakkınızı size kim ve nasıl verecek onu iyi tespit edin.
cehennem konusundaki diğer fetvalar
Münafık içinden iman etmediği hâlde iman etmiş gibi görünen kâfir demektir. Aslında o da bir kâfirdir ve kâfirden daha beter azap görecektir kıyamet gününde. Peygamber aleyhisselam efendimiz zamanında münafıklar İslam dinini beşiğinde boğmaya çalışan bir şeytan projesine hizmet ediyorlardı. Şeytanın İslam’ı yok etme hayali kıyamete kadar bitmeyeceği için o tür elemanları da bitmeyecektir. O gün bir çeşit iş üzerinden çalışıyorlardı bugün bir çeşit yarın da başka bir çeşit üzerinden çalışacaklardır. Bunu tabii bir durum görüyoruz; İslam kalkmayacağına göre düşmanları da kalkmayacaktır. Bazı Müslümanların kendilerini garantide görmeleri bu gerçeği değiştirmez. Bugünün münafıklarının çalışma alanları esasında içten çökertme mantığı bakımından o günle aynı da olsa ambalajlaması bakımından farklı gibi görülebilir. Bugünün münafıkları: - Dünyaya tenezzül etmeme görüntüsü verdikleri hâlde içlerinde tapındıkları bir dünya hırsı olan kimselerdir. Bu hırsları para ile ilişkilerinde, siyasette, sosyal alanlarda fırsat bulduklarında ortaya çıkan hastalıklarıdır. - Dini dert ettiğini, her şeylerini din için yaptıklarını söylerken gerçekte din için yaptıkları hiçbir şeyleri olmayan ve bundan da hayâ etmeyen karakter sahibidirler. - Allah’ın en kesin emirlerinden olan emr-i bi’l ma’ruf/iyiliği emretmek ve nehy-i anil münker/kötülükten alıkoymak onların tavırlarında yoktur. En yakınlarındakilerine dahi bu konuda etki etmeyi düşünmezler ama dış görüntülerinde iyilik savaşçısı gibidirler. Bu isimlerle dernekler vakıflar kurarlar, toplantılar yaparlar, fotoğraflar çektirirler. Eylemde ise yokturlar. - Konuşurken “biz” zamirini kullanarak konuşup Müslümanlık propagandası yaparlar. Ellerine geçen fırsatları ise kâfirler ve onların yandaşları ile paylaşırlar. Kâfirlerle içli dışlı olmakta sakınca görmezler. - Konuştuklarında insanlara ve hayvanlara merhamette emsalleri yoktur zannedilir. Bunun propagandasını yaparlar. Bebeklere acırlar, aşılar ve ilaçlar dağıtırlar ama uygulamada hiçbir insan onların gözünde merhamete değer bir varlık değildir. Onlara görüntüsü ile zevk vermeyen hiçbir hayvana merhametleri yoktur ama propaganda yaparlar. - Herkesten önce cennete girmek ister gibi görüntü verirler. Cennetin bedeli olan ibadetlerde ise yokturlar. Ve bunlar gibi pek çok iki yüzlü kimliği ispat eden görüntüleri ile bu çağda da vardırlar ileriki çağlarda da olacaklardır. Tıpkı Allah için yaşayan ve bunu hayatında sergileyen mü'minlerin her zaman bulunduğu gibi.
Müslüman doğru insandır derken kastedilen şudur: 1- Allah’a karşı doğrudur. Onun dinini yaşamaya çalışır. Kur'an’ına sarılır. Niyetlerinde samimi olur. Cennet umudu ve cehennem korkusunda ciddidir. 2- Kendine karşı doğrudur. İçi ile dışı aynıdır. Zevklerinin peşinde eskitmez kendisini. Gerçekçi olmaya çalışır. 3- İnsanlara karşı doğrudur. Sözünde, mizahında, övgüsünde ve yermesinde, vefasında, istişaresinde, nasihatinde, sosyal ilişkilerinde, şahitliğinde ve yaptığını iyi yapmada samimi olur. Bu da onun doğru olduğunu gösterir.
Ötanazi bir intihardır. İntihar eden cehennemde kalır. Ona yardım eden doktor da katil gibi bir suç işlemiş olur. Bizim başlatmadığımız hayatı biz bitiremeyiz.
Bugün ne yapabileceğimizi düşünelim, ateşten korunmaya bakalım. İmanla ölen herkes er veya geç cennete girecektir. Yeter ki işlenen günahlar sonunda imanı da alıp götürmesin. Ama bu götürme ciddi bir tehlikedir! Genel kural böyledir.
Sırat, cehennemin üstünde kurulu bir köprüdür. Sırat’tan geçileceği bilgisi Kur'an, Sünnet ve icma ile sabittir. Sırat hesaptan sonra olacaktır. Mü'min hesaptan sonra cennet ehli olduğunu anlayacak ama ateşten kurtulup kurtulmayacağını Sırat’tan geçtikten sonra anlayacak. Herkesin onun üzerinden geçmesi farklı olacak. Bu farklılık da günahları ile alakalı olacak. Sırat’ın geçilmesi kurtuluşun tam garantisi olacaktır. Allah’tan başkasına ibadet eden kâfirler Sırat’a gelmeden cehennemin kapılarından ateşe alınacaklar.
Gidince göreceğiz.