Fetva Meclisi
Soru
Selamünaleyküm hocam. Size detaylı olarak bu konuda soru sormak isterdim ancak kısaca şunu sormak istiyorum. İslam takvimi olarak hicri takvimi kabul etmekteyiz. Cumhuriyet dönemine kadar ceddimiz Osmanlı ve tabii olarak ulemalar da miladi takvimi esas almamışlardır. Biz dahi dini günleri ve bayramları hicri takvime göre takip etmekteyiz. Ancak görmekteyiz ki Hicretin 8. yılı ramazan ayının 20. günü fethedilen mübarek şehir Mekke'nin fetih yıldönümünü 31 Aralık gününe sabitlemiş durumdayız. Bunun ben çıkar bir tarafını görememekteyim. Zira her halükarda bir yanlışlık hemen göze çarpmakta. Biz her özel günü hicri takvime göre takip etmekteyken, Mekke'nin fethini neden miladi takvime göre takip edelim? Kaldı ki Mekke'nin fethedildiği gün olan 20 Ramazan günü 31 Aralık değil 11 Ocak'a denk gelmekteydi. Burada ki maksat ne olabilir. Hıristiyanlara alternatif üretme çabası mıdır bu? Bir de hocam asıl sorum şu olacak, Resulullah efendimiz döneminde, hulefa-i raşidin, tabiin veya tebe-i tabiin döneminde Mekke fethi kutlaması diye bir şey var mıydı? Ayrıca hocam İslam dininde bu tür günlerde kutlama diye bir şey var mı? Doğru olan İslam'ın özel gün ve gecelerinde, değerli vakitlerinde bayramlar da dâhil olmak üzere ibadet etmek değil midir? Aslında çok daha sormak istediğim şey var bu konu hakkında görüşlerinizi öğrenmek istediğim noktalar var ancak aklıma geldiği ve özetleyebildiğim ölçüde sormak istediğim bunlardır hocam. Allah'ın selamı üzerinize olsun.
Cevap
Benzer fetvalar
Elbette, takvimimizin hicrî takvim olması yani ayları sayarken muharrem, safer... diye başlamamız iyi bir Müslüman olmamamızın birincil maddelerinden değildir. İmanla direkt ilgili bir konuda da değildir bu. Zira imanın şartları bellidir, iyi Müslüman olmanın çizgileri bellidir. Ancak meseleyi sadece bir hicri ya da miladi takvim olarak görmek de isabetli değildir. Takvim konusunu hızlı bir şekilde taradığımızda şu ayrıntılar dikkatimizden kaçmayacaktır/kaçmamalıdır: Dini kaynaklarımız yani Kur'an ve hadisler direkt veya dolaylı olarak takvimden söz ederken hicri takvimi önümüze koymaktadır. Ümmetimizin ilk neslinden itibaren de istisnasız bütün yapılanmalar ve önderler bu ilkeyi esas almışlardır. Bugün ve yarın takvim konusunda ilk nesillerle farklı bir noktada durmamız neticede onlarla aramızdaki bir mesafe olarak duracaktır. Kur'an'ımızın önümüze koyduğu HARAM AYLAR hicri takvimle takip edilebilecek aylardır. Hicri takvim yok kabul edildiğinde kitabımızın bu açık emri de yok duruma getirilmiş olur. Ramazan ve orucu, bayramlar, hac ibadeti, zekat ibadeti hicri takvime göre belirlenebilir. Hicri takvime uyulmadığında bu temel ibadetlerde bile sorunla karşılaşılacaktır. Buluğa erme, kadınların iddeti gibi bazı hukuki meselelerde kameri aylar yani hicri takvim esas alınmaktadır. Bunlara ilave olarak bir de İslam'ı hayatın her alanına kendi damgasını vuran, yabancı kültürlere karşı kendini koruyan bir din olarak algıladığımızda da takvimin de İslam ümmetinin ilk neslinde kullanılan takvim olması gerektiği ortaya çıkacaktır. Belki birinci sırada bir konu değildir ama bu ümmetin konusudur. Biiznillah da bir gün tekrar uygulanacaktır.
Selamünaleyküm. Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’i övmek kadar büyük bir meziyet olabilir mi? Keşke becerebilsek, keşke en güzel mevlidi ben yazabilsem! Ama Kur'an gibi görülecek bir mevlüt değil, duygularımı yansıtacak bir mevlit olacak! Sıkıntıyı anlamış bulunuyorsunuz, mevlit ne için yazıldı ne için kullanılıyor, nerede kullanılıyor? Mesele buradadır.
Selamünaleyküm. Mezkür yerde Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin Kur'an'ı ve Ehli Beyt'ini ashabına tavsiye buyurduğuna dair sahih rivayetler vardır. Bu tavsiye onların halife olmalarından ziyade takdir ve tazim görmelerine yönelik bir tavsiyedir. Zira Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin emirlerine titizlikte eşsiz örnekler veren ashabının oradaki emri ihmal etmeleri tasavvur bile edilemez. Meseleyi Diyanet Vakfı Ansiklopedisinden okuyabilirsiniz.
Selamünaleyküm. Birinci sorudaki meselede, ESMA-ÜL HÜSNA'nın yüzde yüz kesinleşmiş şekli yoktur. Bu nedenle bir kişinin niyetinden şüphe etmek gerekmeyebilir. Kur'an'ımızdaki sıralamada ise Ümmetin genel idrakine aykırı bir iş yapmamak gerekir. Fetret devri ile alakalı, kesin bilgimiz yoktur. Ulemanın farklı farklı içtihatları vardır. Bize direk yararı dokunmayan bu tür meselelere dalmamız doğru olmaz. Allah'a emanet olunuz.
Selamünaleyküm. Bu mesele üzerinde henüz bir birlik ne yazık ki oluşturulamadı. Müslümanlar olarak böyle bir meselede ittifak edememiş olmamız elbette esef vericidir. Müslümanların bir Hilafet'inin olmayışının en tabii sonuçlarından birini görmüş oluyoruz. Gayet üzgünüz. Herkes yaşadığı bölgedeki uygulamaya uyabilir. Fitnenin çıkması, müminlerin birbirlerini incitmeleri daha ağır bir hata olur. Cuma namazı hakkındaki mesele ise şöyledir: Hadislerde bayram namazı kılınan bir gün cumaya rastladığı için Peygamber aleyhisselam efendimiz, Cuma namazı kılamayacaklara izin vermiştir. Bu da Cuma kılmaya yasak getirme değildir, sadece izin vermiştir. Mesele budur, gerisi yanlış anlaşılmış olmalıdır kılamama diye bir şey yoktur.
Hıristiyanların kutladığı manada bizim bir yılbaşımız yoktur. Onlar, yılbaşını bir dini gerekçeyle kutlamaktadırlar. Bizim için din, sadece Allah ve Resulü’nün emrettiği şeylerdir. Yılbaşı diye bir ibadet türü de yoktur. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin, Mekke’den Medine’ye hicret etmesi, takvim başlangıcı olarak kabul edilmiş ve Hicret Takvimi adıyla anılmıştır. O takvimin başı da bizim yılbaşımız olmuştur. Bizim sevincimiz, takvim yapraklarının yenilenmesine, baharın coşmasına değildir. Bunlar geçici güzelliklerdir. Biz, Rabbimizin affına nail olduğumuz gün yeni dönemimizi başlatmış sayar, sevinir, uçarız.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Selamünaleyküm. Evlilik, şeytanın en çok müdahale ettiği, fitneye en müsait kulluk imtihanımızın cereyan ettiği alanlardan biridir. Mümkün olduğu kadar sağlam ve açık bir zemine oturmalıdır evlilik. Duygusallıktan uzak başlanmalıdır ki, aklın gereği yapılabilsin. Anladığım kadarı ile siz, yıpranacağınızı bile bile bu yola girmek istiyorsunuz. Bence dik durun, yok diyen siz olun; göreceksiniz daha kıymetli olacaksınız. Bir insanın peşinden bu kadar kederlenmek değmez.
Selamünaleyküm. Mealler arasında ciddi bir fark olmaz, tercümede üslup farkıdır gördükleriniz. Aynı tercüme olması zaten mümkün olmaz. Diyanet'in mealini okuyabilirsiniz.
Selamünaleyküm. Bir hanım evlendikten sonra eşinin emrinde olur; istişare eder eşi onunla ama eşinin daha rahat kazanacağı bir iş ortamını zorlamaz. Ailesi ile de bütün samimiyeti ile bağını sürdürür lakin eşi onun ilk tercihi olur. Aksi takdirde şeytan fitnesini çok rahat yayar. Sabırlı olun, dik durmaya şeytana ezilmemeye gayret edin. Size dualar ederiz.
Selamünaleyküm. ULULEMR, emir sahibi yani yönetici demektir. Ne yönetici ne de bir başkası, Allah'ın hakkı olan farz/haram koyma işine karışamaz. Serbest alanlarda ise emredebilir/yasak koyabilir. Onlara da itaat ederiz.
Selamünaleyküm. Evet, hadisin muhtevası o değildir ama kızların böyle sululuklara alışmamaları açısından yapılan yanlıştır.
Selamünaleyküm. Zannederim kastınız, onu sevdiğinizi söyleyeceğiniz bir mektup vermektir. Eğer durum bu ise, bu bir haram değildir ama kalitesiz bir başlangıçtır. Özellikle bu zamanda bunu yapan kız, seviyesiz bir evlilik başlatmış oluyor büyük ihtimalle.