Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Gayrimeşru yolla sağlanan kazançtan zekât vermek gerekir mi?
Cevap
Benzer fetvalar
İslâm dini, kişilerin meşru işlerle uğraşmalarını ve geçimlerini helal yollardan sağlamalarını emreder. Gayrimeşru ve haram yollarla elde edilen kazanç ile ibadetler yerine getirilemez. Dolayısıyla bu kazanç ile kurban ibadetini yerine getirmek caiz değildir. Malını haram yoldan kazanan kişi, eğer onun gerçek sahibini tespit edebiliyorsa bu malı ona iade etmelidir. Eğer tespit edemiyorsa bu durumda onu ihtiyaç sahiplerine vererek elinden çıkartmalıdır.
Şöyle bilmeliyiz bunu: a. Bir Müslüman borçlu ise ve borcunu ödeyemiyorsa o Müslüman’a borcunu ödemesi için zekât verilmesi caizdir. b. Borcunu kapatabilecek gayrimenkulü veya benzeri bir malı bulunana zekât vermek gerekmez. c. Elindeki gayrimenkulü mesela ekip biçtiği tarlası gibi ihtiyaçlarında kullandığı bir varlığı ise onu satması istenmez, dolayısıyla da ona zekât verilebilir. d. Elindeki arsası veya dairesi resmi yollarla hacizli durumda ise bu nedenle de onu paraya çeviremiyorsa böyle bir gayrimenkulün varlığı ile yokluğu aynı kabul edilir.
Kişi zekâtını, bizzat kendisi elden verebileceği gibi başkasına vekâlet vererek veya havâle yoluyla da verebilir. Burada önemli olan, zekâtın, zekât alacak kişiye ulaşmasıdır. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/269-270) Ancak varsa havâle ve EFT masrafları zekâttan düşülmeyip ayrıca ödenir.
Emlakçıların ticarî amaçla alıp sattıkları gayrimenkuller zekâta tâbidir. Buna göre, emlakçıların alıp satmak amacı ile mülkiyetlerinde bulundurdukları gayrimenkuller, borçlar düşüldükten sonra değeri nisap miktarına ulaşmış ve üzerinden bir kamerî yıl geçmiş ise kırkta bir (%2,5) oranında zekâta tâbidir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/20) Her bir gayrimenkul üzerinden ayrı ayrı bir yıl geçmiş olması şart değildir. Dolayısıyla zekât vermekle yükümlü olduktan sonra mülkiyete geçen emlakın, diğer mal ve emlak ile birlikte hesaplanarak zekâtı verilir. Bu kapsama giren gayrimenkullerin zekâtları verilirken zekât hesaplama anındaki güncel değeri esas alınır.
Hanefi mezhebi uleması zekâtın bedel olarak verilmesini caiz görmüşlerdir. Bu şu demektir: Ürettiği kumaşın zekâtını verecek olan kumaş verebileceği gibi kumaşın değeri olan parayı da verebilir. Aynı şekilde paranın zekâtı verilirken onu bir daireye dönüştürüp daire veya dükkân olarak da vermek mümkündür.
Bir tarlayı veya bahçeyi sahibinden kiralayan veya hediye/ikram gibi bir sebeple kullanan kim ise oradaki ürünün zekâtını da o verir. Çıkan ürün zekât nisabına (yaklaşık bir ton) ulaşıyorsa zekât verir.
ZEKAT ve SADAKA konusundaki diğer fetvalar
Zekâta tâbi olup olmama bakımından alacaklar üç kısımdır: İnkâr edilen veya geri alınma ihtimali olmayan alacaklar için alacaklının her yıl zekât vermesi gerekmez. Şayet bu tür ümit kesilmiş bir alacak daha sonra ödenirse, tahsil edilip üzerinden yıl geçtikten sonra sadece o yılın zekâtı verilir; geçmiş yıllar için zekât gerekmez. (Merğînânî, el-Hidâye, 1/96)
Zekât, gıda ve giyim eşyaları gibi mallardan aynî olarak verilebileceği gibi para, döviz ve altından da nakdî olarak verilebilir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/298-299) Çek veya senet, bir malın, bir paranın kime ait olduğunu belirten, iki veya daha fazla kişi arasında tanzim edilmiş bir belgedir. Dolayısıyla üzerinde yazılı miktardaki malı veya parayı temsil etmektedir. Bu nedenle, zekât mükellefi olan bir zengin, vadesinde ödeneceğini kesin olarak bildiği senedi, zekâtına mahsuben fakire ciro edebilir. Ancak sorumluluk para tahsil edildiği zaman düşer. Senet ödenmediği takdirde zekâtın tekrar verilmesi gerekir. (Bk. İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/270)
Aralarında dört mezhep imamının da bulunduğu fakihlerin çoğunluğu zekâtın, gayrimüslimlere verilemeyeceğinde görüş birliğine varmışlardır. Çünkü esas olarak zekât Müslüman fakirlerin hakkıdır. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/49; Nevevî, el-Mecmû’, 6/197; el-Fetâva’l-Hindiyye, 1/188; İbn Nüceym, el-Bahr, 2/261; İbn Kudâme, el Muğnî, 2/487; Halîl, Muhtasar, 59)
Zekât senenin herhangi bir zamanında verilebilir. Oruç ve hac ibadetlerinde olduğu gibi nisap miktarı malın üzerinden bir sene geçmiş olması konusunda da kamerî yıl hesabı uygulanır. Zekâtın farz olduğu andan itibaren verilmesi gerekir. Bunun için belli bir kamerî ayı veya Ramazan’ı beklemeye gerek yoktur. Zekât vermekle yükümlü olanların, yükümlü oldukları andan itibaren en kısa zamanda zekâtlarını vermeleri gerekir. Çünkü zekât bir kulluk borcudur, borç da bir an önce ödenmelidir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/271-272)
Tarım ürünlerinin öşrü hasat edildikten sonra farz olur. Nitekim Yüce Allah, “Devşirilip toplandığı günde hakkını (zekât ve sadakasını) verin.” (el-En'âm, 6/141) buyurmuştur. Henüz hasat edilmeden ürünü tarlada telef olan çiftçinin, zekât/öşür ödemesi gerekmez. Hasattan sonra ürünün çalınma, kaybolma, gasp gibi elde olmayan bir nedenle telef olması durumunda da öşür gerekmez. Ancak hasat edildikten sonra, üreticiden kaynaklanan bir taksirle ürün zayi olursa öşrünün verilmesi gerekir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/331)