Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Emlakçı, kendi mülkiyetindeki gayrimenkullerin zekâtını vermekle yükümlü müdür?
Cevap
Benzer fetvalar
Ticaret maksadıyla elde bulundurulan taşınmaz mallar zekâta tâbidir. Kişilerin ticarî amaçlı olarak alıp sattıkları taşınmaz mallar da bu kapsamda yer alır. Buna göre, büro ve mesken gibi kullanım amaçlı olmayıp alıp satmak amacı ile kişilerin ellerinde bulundurdukları taşınmazların, bir yıllık borçlar çıktıktan sonra değerleri nisap miktarına ulaşmış ve üzerinden bir kamerî yıl geçmiş ise kırkta bir (% 2,5) oranında zekâtının verilmesi gerekir. (bk. Kâsânî, Bedâ’i, 2/6, 20) Ticaret amaçlı olarak alıp satmak üzere elde bulunan taşınmazların zekâtları, zekât hesaplama anındaki cari/güncel değeri üzerinden verilir. Ev, dükkân, tarla veya bağ-bahçe yapma niyetiyle satın alınan arsalar ise zekâta tâbi değildir.
Bir arsa üzerine yapı oturtan birinin niyeti önemlidir. Yapıp kullanmak için bina yapan birisinin o bina nedeniyle zekât vermesi gerekmez. SATMAK niyeti ile yapan ise her yıl o şahsın genel zekât vakti geldiğinde o yapının da zekâtını vermesi gerekir. Burada şunu anlamalıyız: Gayrimenkullerin bulundurulmasındaki niyet zekâtın gerekli ve gereksiz olmasına etki etmektedir. Gayrimenkuller, sahibinin zekât günü geldiğinde o günkü piyasa şartlarına göre ederi üzerinden zekâtı verilir. Satıcının zihnindeki en yüksek fiyat veya müşterilerin teklif ettikleri en düşük fiyat ölçü alınmaz. Bir değerlendirme kuruluşu veya etkili bir emlakçı üzerinden de fiyat ortalaması bulunabilir. Henüz bitmemiş inşaat durumundaki gayrimenkullerin zekât hesaplaması ise mevcut durumuna göre takdir edilecek fiyatı üzerinden zekâtı verilir.
Selamünaleyküm. Emlakçı mantığı ile yani alıp satmak maksadı ile elde edilen gayrimenkuller, ticari bir meta gibi değerlendirilip zekâtları verilir. Kullanmak ve saklamak maksadı ile tutulanlardan ise elde edilen kiralar zekât için hesaplanan mala katıldığında zekâtları verilmiş olmaktadır.
Kendinize Ramazan ayının belli bir gününü ZEKÂT HESEPLAMA GÜNÜ olarak belirlemişsiniz. Bu güzel. Her sene öyle yapmaya devam edin. Eğer o gün elinizde nisap miktarından fazla yani seksen bir gram altın veya onu satın alabilecek bir mal varsa onun zekâtını vereceksiniz. Elinizdeki ne ise onun yüzde iki buçuğunu. Nisabın altına düştüğünüzde vermeniz gerekmeyecek. O hesap gününden önce sattığınız evin bedeli veya başka bir yolla bütçenize gireni mevcuda ilave edeceksiniz. Toplamının yüzde iki buçuğunu zekât vereceksiniz. Eğer evi sizin önceden belirlediğiniz zekât hesap gününden bir gün sonra satarsanız ya da elinize o günden sonra bir mal geçerse onun zekâtı bir dahaki yılda hesaplanacak demektir. Geçen yıla ait verdiğiniz zekât gerekenden fazla oldu ise onu geri de alamazsınız bir dahaki yıldan da düşemezsiniz. Para birimlerini birbirine çevirmeniz gerekmiyor. Elinizde ne varsa onu hesap edin. Şu birim olsa idi şöyle olurdu demeye gerek yoktur. Allah kabul buyursun.
İnşaat yapıp satanların zekât hesabı ile alakalı şöyle bir özet yapabiliriz: İnşaat yapanların ellerindeki binalar, fabrikalar ve benzeri yapılar TİCARET ADAMI mantığı ile ele alınır. Yapınız sizin adeta bir nalbur dükkânınız var gibi kabul edilir. Temel mantığınız bu olacak. Satmak için yaptığınız her yapı buna dâhildir. Aşağıda anlatılacak şekliyle zekâtı verilir. Oturmak, iş için kullanmak veya kiraya vermek için yani satma dışında bir maksat için yaptıklarınız ise böyle değildir. Onların kazancı üzerinden zekât vereceksiniz. İnşaatı devam eden ve satmak üzere yapılan binalar, inşaatları bitmemiş olsa bile dükkândaki satılık mal durumundadırlar. Zekât zamanınız geldiğinde yapının tamamlanması açısından durumu ne olursa olsun mevcut haliyle piyasa değeri üzerinden zekâtı verilir. Proje üzerinden satılan inşaatların zekâtı ise inşaat sahibinin zekâtını vermesi gereken bir maldır. Tapu teslim edilmeden ön ödeme alınmış olsa bile mal yapanındır. Teslimat yapılana kadar her zekât yılı geldiğinde mevcut durum değeri üzerinden zekât verilir. Mevcut bitmemiş inşaatın değer takdiri piyasa açısından oluşmuyorsa yapılan harcamalar esas alınarak da bir fiyat belirlenebilir. Başkasının arsası üzerine müteahhit olarak bina yapa ise kazancının zekâtını verir. Zira mal başkasınındır, o imalatçı durumundadır. Satışı engellenmiş mesela belediyenin yıkma kararı verdiği, tapudaki bir engelden dolayı devletin SATILAMAZ kaydı koyduğu inşaatlar ticaret mali gibi değildir. Engel kalkmadıkça zekâtı verilmesi gerekmez. İnşaat yapan kişinin dış destek aldığı için yoğun borç altında olması durumunda ise normal bir tüccar gibi hesaplama yapar. Elindeki varlığından borçlarını düşer. Kalanın zekâtını hesaplar.
Bir insan bir daireyi veya benzeri gayrimenkulü oturmak, kullanmak, kiraya vermek, yazlık yapmak, çocuklarına bırakmak, parasını korumak gibi niyetlerle satın alabilir. Bu niyetler için ticari niyet diyemeyiz. Bir şeyi ticari maksatla alınması uygun fiyatını bulduğunda kâr edecek şekilde satmak için alması ise ticari niyettir. Anlaşılıyor ki parayı değer kaybından veya çalınmaktan korumak için satın alınan gayrimenkul ticaret malı sayılmıyor. Ticaret malı olmayan gayrimenkulün de başka bir sebep yoksa zekâtı verilmesi gerekmez. İleride ev yapmak veya üzerinde ziraat yapmak için alınmış bir arazi böyledir. Zekât vermemek için satın aldığı binayı ticari maksatla almadığını söyleyen birisinin yaptığı zekâta karşı hile yapmaktır. Bu da onun imanı ile ilgili bir durumdur. Böyle üzerinde zekât gerekmeyen bir gayrimenkulü olan kişi elindeki binayı veya arsayı satınca da o anda o arsa veya binanın zekâtı gerekmez. İnsan binasını veya arsa ya da dükkânını her an satabilir. Satar satmaz zekât payı diye bir şey gerekmez. Sattığı arsa veya binanın parası eline geçtiğinde diğer zekâtını verdiği paraya ilave olur ve zekât günü gelince hepsinin toptan zekâtı verilir. Eğer sattığı gayrimenkulün parasından başka parası yoktu ise bu sefer o paranın yılı dolunca elinde ise zekâtını verir. Elindeki gayrimenkulün ne için edinildiğine yönelik bir niyet tereddüdü yaşıyorsa kişi burada da ihtimal üzerinden yol alınmaz. Zira niyet kesin karar demektir. İçinden öyle veya böyle gibi farklı kanaatler geçmesi niyet sayılmaz. Zekât da buna göre düşünülür. Kullanmak ve satmak gibi iki niyeti aynı anda yapmış birisinin ise zekât vermesi gerekmez. Çünkü böyle bir niyet birleştirmede ticari olan değil kullanmak için olan niyet ağır basar. Ticari niyetle bulundurduğu gayrimenkulü kullanıma çevirmeye niyet ettiğinde ise zekât düşer yani zekât vermesi gerekmez. Burada ibadetten kaçmak gibi bir hileye başvurması ise onun imanı ve ibadet anlayışı ile alakalı bir konu olarak görülür.
ZEKAT ve SADAKA konusundaki diğer fetvalar
Hayvanların zekâtı, kendi cinsinden verilebileceği gibi değerleri üzerinden para olarak da verilebilir. (bk. Kâsânî, Bedâ’i, 2/41) Ancak fakirin yararına olanı tercih etmek daha uygundur.
Altın ve gümüşten yapılmış ziynet eşyaları, zekât için gerekli diğer şartları da taşıdığı takdirde Hanefîlere göre zekâta tâbidir. Bu itibarla altından yapılmış ziynet eşyaları, 24 ayardan 80,18 gr. veya daha fazla olup üzerinden de bir yıl geçmiş ise kırkta bir oranında zekâtları verilir. Altın ve gümüş dışındaki maden ve taşlardan mamul ziynet eşyası ise zekâta tâbi değildir. (İbn Nüceym, el-Bahr, 2/243) Şâfiî mezhebine göre ise kadının mutad ölçülerde ve israfa kaçmayacak şekilde ziynet olarak kullandığı altın ve gümüş takılar, aslî ihtiyaç sayıldığından bunlardan zekât gerekmez. Ancak ziynet eşyası olarak değil de tasarruf amaçlı saklandığında bunların zekâtı verilmelidir. (Nevevî, el-Mecmu’, 6/35-36, 46; Şirbînî, Muğni'l-muhtâc, 2/99; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/41-42)
Birbirinden farklı ayardaki altınların zekât nisabı, 24 ayardan 80,18 gram altın değeri üzerinden hesaplanır. Buna göre, ayarları veya ağırlıkları ne olursa olsun kişinin elinde bulunan altınların toplamı 24 ayardan 80,18 gram altın değerine ulaştığında kırkta bir (% 2,5) oranında zekât verilmesi gerekir.
Üretim araçları zekâta tâbi değildir. Ancak bunlarla elde edilen ürün veya gelirler, tek başına ya da diğer birikimlerle birlikte nisap miktarına ulaşır ve üzerinden bir yıl geçerse kırkta bir (%2,5) oranında zekâta tâbi olur.
Öşrü verilen tarım ürünleri, üreticisi tarafından paraya dönüştürülmedikçe ürün olarak ambarda ne kadar kalırsa kalsın yeniden öşre tâbi olmaz. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/268, 298) Ancak öşrü verilen bir ürün satılır ve paraya dönüştürülürse bu para nakit türü diğer zekât malları ile birlikte değerlendirilir.
Altın ticareti yapan bir kimse zekâtını sahip olduğu altın ve elde ettiği gelirin toplamı üzerinden verir. Ayarları veya ağırlıkları ne olursa olsun altın ticareti yapan kimsenin elinde bulunan altınların toplamı 24 ayardan 80,18 gram altın değerine ulaştığında, kırkta bir (% 2,5) oranında zekât verilmesi gerekir. Zekât yıllık bir ibadet olduğu için zekât verme zamanı bir kameri yıl üzerinden hesaplanır. Söz gelimi, geçen yılın zekâtı 15 Ramazan’da hesaplanmışsa, yeni yılın zekâtı 15 Ramazan’da elde mevcut altın esas alınarak hesaplanır. Yıl içinde altın miktarında meydana gelen artışlar ve eksilmeler dikkate alınmaz. Ticaret için olan ziynetlerin zekâtı, sırf maden değerleri üzerinden değil; işçilik, kullanılan kıymetli taşlar vb. şeyler dâhil güncel maliyet değeri üzerinden hesaplanır. Kuyumcu olmayanlar için ise bozdurma fiyatı üzerinden zekât verilir.