Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Ticaret amaçlı alınıp satılan taşınmaz mallar için zekât vermek gerekir mi?
Cevap
Benzer fetvalar
Kâr amacıyla alınıp satılan mallara “ticaret malları” denir. 24 ayardan 80,18 gr. altın değerinde ticaret malına sahip olan kişinin, nisap miktarı mala sahip olmasının üzerinden bir kamerî yıl geçmesi hâlinde, kırkta bir (% 2,5) oranında zekâtını vermesi gerekir. Zekât, diğer şartlar yanında, hakikaten veya hükmen elde mevcut bulunup üzerinden bir kamerî yıl geçen maldan verilir. İleride sağlanması muhtemel artışlar zekâtın hesaplanmasında dikkate alınmaz. Ticaret malları için de aynı ilke geçerlidir. Bu itibarla, ticaret malının zekâtı verilirken, satıldığı takdirde elde edilecek kâr dikkate alınmadan sanki malın bizzat kendisinden zekât veriyormuş gibi zekât hesaplama anındaki cârî/güncel değeri esas alınır.
İnşaat yapıp satanların zekât hesabı ile alakalı şöyle bir özet yapabiliriz: İnşaat yapanların ellerindeki binalar, fabrikalar ve benzeri yapılar TİCARET ADAMI mantığı ile ele alınır. Yapınız sizin adeta bir nalbur dükkânınız var gibi kabul edilir. Temel mantığınız bu olacak. Satmak için yaptığınız her yapı buna dâhildir. Aşağıda anlatılacak şekliyle zekâtı verilir. Oturmak, iş için kullanmak veya kiraya vermek için yani satma dışında bir maksat için yaptıklarınız ise böyle değildir. Onların kazancı üzerinden zekât vereceksiniz. İnşaatı devam eden ve satmak üzere yapılan binalar, inşaatları bitmemiş olsa bile dükkândaki satılık mal durumundadırlar. Zekât zamanınız geldiğinde yapının tamamlanması açısından durumu ne olursa olsun mevcut haliyle piyasa değeri üzerinden zekâtı verilir. Proje üzerinden satılan inşaatların zekâtı ise inşaat sahibinin zekâtını vermesi gereken bir maldır. Tapu teslim edilmeden ön ödeme alınmış olsa bile mal yapanındır. Teslimat yapılana kadar her zekât yılı geldiğinde mevcut durum değeri üzerinden zekât verilir. Mevcut bitmemiş inşaatın değer takdiri piyasa açısından oluşmuyorsa yapılan harcamalar esas alınarak da bir fiyat belirlenebilir. Başkasının arsası üzerine müteahhit olarak bina yapa ise kazancının zekâtını verir. Zira mal başkasınındır, o imalatçı durumundadır. Satışı engellenmiş mesela belediyenin yıkma kararı verdiği, tapudaki bir engelden dolayı devletin SATILAMAZ kaydı koyduğu inşaatlar ticaret mali gibi değildir. Engel kalkmadıkça zekâtı verilmesi gerekmez. İnşaat yapan kişinin dış destek aldığı için yoğun borç altında olması durumunda ise normal bir tüccar gibi hesaplama yapar. Elindeki varlığından borçlarını düşer. Kalanın zekâtını hesaplar.
Emlakçıların ticarî amaçla alıp sattıkları gayrimenkuller zekâta tâbidir. Buna göre, emlakçıların alıp satmak amacı ile mülkiyetlerinde bulundurdukları gayrimenkuller, borçlar düşüldükten sonra değeri nisap miktarına ulaşmış ve üzerinden bir kamerî yıl geçmiş ise kırkta bir (%2,5) oranında zekâta tâbidir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/20) Her bir gayrimenkul üzerinden ayrı ayrı bir yıl geçmiş olması şart değildir. Dolayısıyla zekât vermekle yükümlü olduktan sonra mülkiyete geçen emlakın, diğer mal ve emlak ile birlikte hesaplanarak zekâtı verilir. Bu kapsama giren gayrimenkullerin zekâtları verilirken zekât hesaplama anındaki güncel değeri esas alınır.
Zekât bir ibadettir. Bütün ibadetler gibi niyetle ibadet durumuna gelir. Arsanın sahiplenildiği zamandaki niyete göre zekât gerekecek veya gerekmeyecektir. Çünkü zekât ticari mallarda gerekir, mücerret arsada gerekmez. Buna göre: Satıp kâr etmek değil de parasını korumak, ileride ev yapmak, çocuklara yatırım olarak saklamak gibi amaçlarla satın alınan arsa için zekât gerekmez. Bu satın almada ticari amaç yoktur. Zekât ticari amaca gerekli olur. Ticaretini yapmak üzere elinde arsa bulunduran ise sıradan bir tacir durumundadır. O her yıl elindeki arsaların zekâtını verecektir. Ticaret dışı bir amaçla bir arsa bulunduran daha sonra satmaya karar verdiğinde ise FİİLEN SATTIĞI AN eline geçen paranın gerektirdiği zekâtı verir. Daha takvaya yakın ve şüpheden uzak kalmak isteyen ise elindeki arsanın satılık olduğu sürece her yıl değeri üzerinden zekâtını vermesidir.
Birikmiş altın ve para ya da zekâtı gereken değerli eşya, ticaret malı hakkında şöyle bir uygulama yapılabilir: - Altın/gümüş, para cinsi, satılık ticari eşya (menkul/gayrimenkul), alacaklar artı hanesine yazılır. Borçlar eksi hanesine yazılır. Borçlar düştükten sonra geride kalan rakam toplam olarak SEKSEN BİR GRAM altın değerinde ise bu mü'min zekâta muhatap mü'mindir. Bu durum ilk defa gerçekleşiyorsa yani bu kadar mala ilk defa sahip oluyorsa o tarihten itibaren 355 gün (bir kameri yıl) geçtikten sonra zekât verilir. Bu da gösteriyor ki zekât, ticari mallarda, değerli eşyada üzerinden bir yıl geçincedir. Ondan sonra her yıl o tarihte aynı hesap yapılır. Elde kalan rakam seksen bir gram altının değerinin altına düştü ise o yıl zekât yoktur. Aynı seviyede ise veya arttı ise yekünün zekâtı verilecek.
Selamünaleyküm. Ticaret amaçlı ev, mağazadaki mal gibi müşterisi beklenen satılık mal demektir. Ev dediğiniz şey, satılık diye ilan asıldığında ticaret malı olur. Kiraladığınızda ise elinize geçecek para, zekât verirken zekâtı verilmiş para olacaktır.
ZEKAT ve SADAKA konusundaki diğer fetvalar
Bir yıllık borcu ve temel ihtiyaçları dışında 24 ayardan 80,18 gr. veya daha fazla altına veya bu değerde para veya ticaret malına sahip olan bir kimse, buna mâlik olduğu günden itibaren üzerinden bir yıl geçtiğinde, zekât vermekle yükümlü olur. Zekâta tâbi olan paranın alınan yardımlardan ve burs paralarından oluşması durumu değiştirmez.
Günümüzde mübadele aracı olarak kullanılan para, kâğıt paradır. Para, eşyanın bedeli olarak kullanılmakta, alım-satım onunla yapılmakta, işçi ücretleri, memur maaşları vs. onunla verilmekte ve zenginlik ölçüsü kabul edilmektedir. Dolayısıyla kâğıt para, altın ve gümüşün mübadele vasıtası olarak yapmış olduğu görevi yüklenmiştir. Bu itibarla, altın ve gümüşün zekâtının verilmesi gerektiği gibi kâğıt paranın da zekâtı verilmelidir. (Cezîrî, el-Mezâhibü’l-erbe‘a, 1/549; Zühaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî, 3-1821)
Bir kimsenin zekâtla mükellef olması için âkil ve bâliğ olması gerekir (Kâsânî, Bedâî’, II, 9 vd.). Bu bakımdan Hanefîlere göre zengin de olsa büluğ çağına girmemiş çocukların mallarından zekât vermek gerekmez. Ancak, çocuklara ait tarım arazilerinden elde edilen tarım ürünlerinin öşrü yani zekâtının verilmesi gerekir (Serahsî, el-Mebsût, III, 50; İbn Nüceym, el-Bahr, II, 255). Şâfiî mezhebine göre zekât vermek için akıl ve büluğ şart değildir. Çocuk ve aklî yeterliliği olmayan (mecnun) kimsenin de zekât vermesi gerekir (Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, I, 602).
Ticaret mallarının zekâtı, malın değeri üzerinden hesaplanıp parayla verilebileceği gibi malın kendi cinsinden de verilebilir.
Bir yıllık borcu ve aslî ihtiyaçları dışında 24 ayardan 80.18 gr. altını veya bu miktar değerinde malı yahut parası olan kimseler, dinen zengin sayılır. Kira gelirlerinin zekâta tâbi diğer mal ve gelirlerle birlikte, temel ihtiyaçlar ve borçlar çıktıktan sonra nisap miktarına (80.18 gr. altın veya değeri) ulaşması ve üzerinden bir yıl geçmesi hâlinde kırkta bir (%2,5) oranında zekâtının verilmesi gerekir.