Fetva Meclisi
Soru
Tarikat dersi almayı istiyorum. Böyle bir zamanda ciddi endişeler de duyuyorum bu konuyla ilgili olarak. Neyi ve kimi tavsiye edersiniz?
Cevap
Benzer fetvalar
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ve ashabından başka sorunsuz bir bağlılık olmaz. Siz büyük ihtimalle bid'atlerin karıştığı bir beraberlik içinde bulunmuşsunuz. Mü'min, kalbinin rahat etmediği yerde duramaz/durmamalıdır. Önemli olan sizin, Allah Teala'nın rızasını yakalamanızdır. Ne tarikat ne de başka bir şey asıl olan değildir. Allah'ın emirlerini yerine getirin, yasaklarından kaçının; Müslümanlık odur. Camiyi terk etmeyin, muhakkak cemaatle namaz kılın. Bir ilmihal dersi izleyin. Ailenize sahip çıkın, çocuklarınızı sokağa terk etmeyin. Evliliğinizin kıymetini bilin. Müminlerin arasında ayrım yapmayın. İman eden herkesi sevin sayın. Kâfirlere direk veya dolaylı bir desteğiniz olmasın. İşte İslam, işte iman!
Bir tarikata intisap etmek dinin emirlerinden değildir. Dinin emri onu yaşamaktır. Bu yaşama emri bir noktada tarikattan başka bir yolla mümkün olmuyorsa ve tarikatta münkerattan bir şey yoksa tarikata girilebilir. Kalbe huzur veren bölümü alınır, gerisi alınmayabilir. Tamamını almak ve uygulamak diye bir şey yoktur. Ve özellikle iyi bir mü'min olma sürecinizi birkaç ay sürecek bir kamp gibi görmeyin. Filan noktaya gelmeniz yılları bulabilir. Siz sürekli gayret içinde olacaksınız. Allah Teâlâ ne zaman neyi nasip ederse size o zaman da onu hissedeceksiniz. Sabır ve teenni ile yol almaya devam edin. Acele etmeyin. Kimseyi ve hiçbir kurumu İslam zannetmeyin. Hepimiz ve herkes İslam’ı yaşama gayreti için varız. Allah Teâlâ yardımcımız olsun.
Bugün yaşanan hayatın akışı içerisinde maalesef, babadan devralınmış, inceliklerine inilmeyen bir din yaşayışı hâkimdir. O kadar ki, daha titiz bir din yaşamaya çalışan veya sünnetlere dikkat ederek yaşamak isteyenler, Müslümanların arasında bile istihza konusu olabilmektedirler. İbadetler neredeyse şartlarımıza uygun olanlar ve olmayanlar şeklinde tasnif edilecek hale geldi. İş maksadını aştı, mecrasını değiştirdi de diyebiliriz. Biz böyle bir gidişatı kökten değiştirmeye muktedir olamayabiliriz. Ancak iki şeyi yapmazsak Allah katındaki sorumluluğumuzdan kurtulamayız. Birincisi, böyle bir gidişatı değiştirme gayret ve samimiyeti içinde olmaktır. İkincisi de, hiç olmazsa kendi eksenimizdeki alanda daha samimi ve aslına uygun bir dini hayatı hâkim kılma gayretidir. Bu değerlendirmeden sonra mevcut şartlarımıza göre, yeni başlayanı ile yenilenmek isteyeni ile hepimiz için ibadetleri ve kulluğu şekillendirecek bir program çizebiliriz. Herkesin kendi şartlarını da dikkate alarak uygulayabileceği kalıcı ve bıktırmayan, feyizli bir ibadet programı tavsiyesi şudur: 1- Önce haramlardan arınma ve haramsız bir hayat yaşama samimiyeti göstermeliyiz. Haram bünyeye girdikten sonra feyiz kalkar. En önemli haram çeşitlerinden biri olarak da kul haklarına dikkat edilmelidir. 2- İbadetin kabul edilmesinin iki ana şartı vardır: İhlâs ve Peygamber aleyhisselama uygunluk. Yaptığımız iş riyasız olmalı ve bidat olmamalıdır. 3- Adım adım yürümek zorundayız. Bulunduğumuz ortamı ve bizim özel şartlarımızı tamamen yok saymak gibi bir hataya düşersek ibadetlerden erken bıkar ve kulluğu terk ederiz. Elbette tembelliğe ve baştan savmaya kaymayacağız. Ancak, şartları gözetmekle, şartlardan ötürü kaytarmak arasındaki dengede Rabbimizin bizi imtihan ettiğini bilip ona göre davranacağız. Başımızı kuma sokmakla elde edebileceğimiz bir şey yoktur. 4- En önemli silah olarak sabrı kuşanmak mecburiyetindeyiz. Sabırsız alınabilecek bir karış yol yoktur. Sabrın sınırını da biz belirlemeyeceğiz. Sabrın kendisi bir sabır konusu olacak kadar sabra aşina olmalıyız. Ne elde edeceksek o muhakkak sabrın sonunda olacaktır. Allah’ın yardımı da sabredenleredir. Bu direncimiz, yılmadan, usanmadan ayakta kalışımız bizim sebatımızdır. 5- İbadet ve kulluk ortamının oluşmasına dikkat etmeliyiz. Salih bir cemaatin varlığı, aynı düşünen kardeşler arasında bulunmak büyük bir nasiptir. Eğer böyle bir ortamı yakalayamadı isek tırmanacağımız yokuş dikleşmiş demektir. Ortam oluşturmanın bir başka yolu da bilgi edinmektir. Taşımalı bilgilerle kulluk daha zor ve pürüzlüdür. Fıkıh, hadis ve benzeri bilgileri mezara kadar sürecek bir programda almaya devam etmeliyiz. 6- Allah’ın salih kullarına ait örnekleri, abartmadan ve uydurmadan incelemek bizim için iyi bir heyecan oluşturur. 7- Şeytanın en önemli taktiklerinden olan, kendini yetersiz ve değersiz görme bataklığına batmadan düşünmek ve çalışmak şarttır. Evet. Zayıfız, âciziz, Rabbimizin huzurunda boynu büküğüz; ama himmetimiz büyüktür. O’nun yardımı ile biz de Ebubekir, Ömer olabiliriz. 8- En mükemmelini yapmayı isteriz; ama ona takılıp kalmayız. 9- Yalnızlığı tehlikeli görmeliyiz. Bir şeyh, ağabey, hoca, mürşid… biri önümüzde ve yanımızda durmalıdır. Ama önümüzde dururken Allah ve Nebi’si ile aramızda durmadan önümüzde olmalıdır. 10- Sürekli olan az, ara sıra olan çoktan hayırlıdır. 11- Kur'an okumayı vazgeçilmez nafile bir ibadet görüp devam etmeliyiz. Kur'an bizim hızımız, aşkımız, enerjimizdir. Belirli bir Kur'an hatmi takvimini hiç aksatmadan sürdürmek zorundayız. Hava ve su gibi sürekli Kur'an’a muhtacız. 12- Namazı kılmayı Müslüman olmanın gereği, hatta olmazsa olmazı görmeliyiz. Önce farzlar, ardından nafileler amellerimiz arasında yerini almalıdır. 13- Zikir dilimizin suyu olsun. 14- İstişaresiz hayat eksiktir. Kimsenin aklı tek başına yeterli olmaz. Bilhassa din konusunda ehlini bulup danışmak kulluk için elzemdir.
Bugüne kadar hiç kimse bir başkasını tartışarak ikna etmemiştir. Bu bir nevi kaşıyarak yarayı iyileştirmeye benzer; hiç kaşıttığın için iyi olan yara gördün mü? Size tavsiyem şudur: Tartışma ortamını terk edin. Böylece şeytan ezilsin, iman güçlensin biiznillah. Sadece o, tartışma anındaki “anlatma, ikna etme heyecanı” ne kadar tatlı oluyor, şeytan o anda ne kadar hız katıyor insana, bu bile incelense anlaşılır demek istediğim. Dinimiz tartışma dini değildir. Hele hele Kur'an ayetleri, hadisle asla tartışma konusu yapılmamalıdır. Evet, şeytan çok daha cazip gerekçeler üretebilir ama sorum şudur: Bugüne kadar tartışıp birisini ikna edeni gören var mı? İblis’in milyon kere düşürdüğü tuzağa bir kere de bizim düşmemizin ne anlamı olacak?
Selamünaleyküm. Asla tarikat İslam'ın kendisi değildir. Tarikat bir mekteptir; girilir de çıkılır da! Şeytan sizi oyalamasın. Siz dininize bakın. İbadetlerinize bakın.
İnsan olarak sınanmak için bulunuyoruz bu hayatta. Dış düşmanlarla sınandığımız gibi insanlığımız ve imanımız bakımından iç dinamiğimizle de sınanacağız. Mü'min olduğumuzu söylediğimiz gibi o iddiamızın ne kadar yerleşik olduğu da görülecektir. Sizin yaşadığınız da budur. Şeytan size, bu yaşadıklarınızın çökme olduğunu söylerken sizin, içteki birikimin test edildiğini çökme olmadığını fiiliyatınızla söylemeniz gerekirdi. Yani kazanacağınız bir noktada kaybetmeye kayıyorsunuz. Tekrar algılamaya çalışın bu ince çizgiyi, rahat edeceksiniz biiznillah. İnsanların riyakâr olmaları veya olmamaları sizin için önemli olmamalıdır. Siz kendi kimliğinizle yaşayın. Siz dik durun, sabit kalın; çevrenize göre şekillenmeye kalkmayın. Bu da size güç katacaktır. İbadetlerinizde eksiklik olmasın. Bilhassa namazı ayakta tutun ki namaz sizi bu hayatın gelgitlerinden korusun. Kur'an okumaya bakın. İstikrarlı bir Kur'an okuma neticede sulanması ihmal edilmeyen bitki gibi içimizdeki iman hissiyatını aktif hâle getirecektir. Duanızı eksik etmeyin. Her gün binlerce kere güzel duaları tekrar tekrar dillendirin. Duanız kadar güçlü hissedersiniz kendinizi. Allah yardımcınız olsun.
cemaate bağlanmak konusundaki diğer fetvalar
Selamünaleyküm. Hiçbir mü'min, takatinin üstünde bir işle yükümlü tutulamaz. Ailesini ihmal edeceği bir işten bereket bulamaz. Hiçbir grup, İslam'ın kendisi değildir. Hiç kimse özel içtihatlarını din olarak bize öğretemez. Kalbimizin huzur bulmadığı bir işte bulunmak zorunda değiliz.
Vealeykümselam. Yalnız Allah olmalıdır yüreklerimizde. Kimin ne diyeceğine bakmak ise o 'yalnız Allah olmalıdır' ilkesini zedeler. Nefsine uyma, zevkine göre din yaşama, insanları putlaştırma, sabrı unutma ve Allah'a tevekkül et. Bir ilmihal kitabı okumadan iş yapma, şeytan seni bir daha geri dönemeyeceğin girdaplara çeker, aman dikkat et! Bir mürşidin, yol gösterici ağabeyin muhakkak bulunsun, bu zifiri karanlıklarda tek başına kaybolursun. Gerisini bırak.
‘İlla hastanede yatmak gerekir’ sözü ne kadar doğrudur? ‘Hasta olan tedavi için hastaneye gider’ diyerek bu soruyu cevaplandırırız, değil mi? İlla tarikata girmeyi de böyle görmelisiniz. Normal şartlarda dinini yaşayamayan biri destek görmek için bir tarikata girebilir, girmelidir de. Şu kadar ki o tarikat İslam’dan değerli bir tarikat olmamalıdır. Şahıslar değil din büyümelidir onun gözünde. Demek ki mesele tarikat meselesi değil ‘hangi tarikat?’ meselesidir. Tarikata girmek farz da değildir haram da değildir.