Fetva Meclisi
Soru
Hocam sizi çok seven bir kardeşiniz olarak size bir sorum var. Farklı dernekler, tarikatlar ve cemaatlerden olan kardeşlerimizle tartışmalar oluyor aramızda. Bu tartışmalar bazen müteşâbih ayetler üzerinden bazen de tasavvuf erbabının sözleriyle alakalı oluyor. Bizler bu tartışmalara girmek istemesek de açıklama yapmamayı vicdanen rahatsız buluyoruz. Sizce bu tarz konularda ne yapalım? Karşı taraf yanlış söylese de tartışmaya girmemek için susalım mı? Allah razı olsun sizden.
Cevap
Benzer fetvalar
Yapmamız gereken o kadar çok işimiz vardır ki, o işlerimizin arasında birbirimizin fikir farklılıklarına ayırabileceğimiz bir vakit limiti yoktur. Hiç yoktur. Bugüne kadar kolay kolay iki insan birbirlerini böyle derin konularda ikna edebilmiş değildirler. Herkes kendi düşüncesinden memnundur. Gereksiz yere enerjimizi birbirimizle israf edemeyiz. Size tavsiyem bu konular açıldığında teşekkür edip susarak konunun dışında kalmanızdır. Ben öyle yapıyorum. En azından onun fikirlerinin derinleşmemesini sağlarsınız. Kendi psikolojiniz de bozulmamış olur. Şeytan bizi, birbirimizle tartışırken görmekten mutlu olur. Onu mutlu edecek işleri iyi niyetle bile olsa yapamayız. Tavsiyem budur: Tartışmayın. İzah etmeyin, eğri zannettiğinizi doğrultmaya çalışmayın. Bugüne kadar düzeltebilen olmadı, siz de düzeltemeyeceksiniz. İşinize bakın; işimiz vaktimizden çoktur.
Değerli Kardeşim. Daha önce hocamıza gönderilmiş olan benzer soruya verdiği cevabı sizinle paylaşayım; Aziz kardeşim. İmkânınız olsa da İslam tarihini başından itibaren bugüne kadar satır satır inceleseniz. Ne yazık ki bu ümmetin en ağır imtihanı iç imtihanı olmuştur. Sözünü ettiğiniz tartışmalar sadece şu anda bulunan sıkıntılar değildir. Tarih, benzer sürtüşmeler, tartışmalar ve ithamlarla doludur. Ama o muhteşem kullukları yaparak bu imtihanı kazanıp gidenler de o tartışmaların arasından sıyrılarak gitmişlerdir. Yani şunu söylemek istiyorum: Bizim imtihanımız müşrikleri, Yahudileri ve bize düşmanlığını bildiğimiz kitleleri aşarak Rabbimize gitmek değildir. Allah Teâlâ, önümüze neyi çıkarırsa onu kazanmaya mecburuz. Ashabı kiram başta olmak üzere bütün nesiller bu imtihana tabi tutulmuşlardır diyebiliriz. Bize düşen bundan ibret almaktır. Kâfirin önünde ceketini düğmeleyen ama mü'min kardeşinin önünde kaplan kesilen mü'min kendisi ile çelişen bir tavır içindedir. Bu üzücü ama gerçektir. Bu dini böyle yaşayacak ve Rabbimizin rızasını kazanacağız. - Mü'min değerlidir. Hiçbir günah mü'mini atma nedenimiz olamaz. - Mü'minler Allah'ın kitabı, Peygamber aleyhisselamın sünnetini katiyetle tartışamazlar. Âyetler ve hadisler bizim imanımızdır. - Ümmet'imizin büyükleri olanlar, ulemamız, fukahamız, meşayıhımız, mücahitlerimiz önderlerimiz ve örneklerimizdir. Ama putlarımız değildirler. - Kur'an ve Sünnet ölçülerinde içtihat ederek önümüzü açan, bize yol gösteren müçtehitlerimizi hürmet ve takdirle anmaya mecburuz. Allah'ın şeriatını anlamamıza katkı sağlayan her içtihat bizim için bir nimettir; kıymetini biliriz. - Müçtehidi peygamber gibi göremeyiz elbette. Onun makamı hiçbir şekilde nübüvvet makamının şu kadarı bile sayılamaz. Dolayısıyla peygamberlik makamına göre durumu belli olan bir müçtehidin sözü de hadislerin yanında kendisinin peygamberlik makamındaki yeri gibidir. Ve elbette bir müçtehidin sıradan bir mü'mine göre mevkii ölçülemeyecek kadar farklıdır. Müçtehidin sözü ile sıradan bir mü'minin sözü arasında da bu mesafe vardır. - Mü'minlerin nefislerini tatmin için dinimize ait konuları kullanmaları en iyi ifadeyle bir çirkinliktir. Birbirimizi ezmek için dinimiz dışında bir şeyi kullanmalıydık. - Aklı olan, mü'minle uğraşmaz. Uğraşılacak şirk ehli, dalalet ehli mi kalmadı? Aynı şekilde, mü'minle uğraşanla uğraşmak da akıllılık değildir. - Fitneden uzak durun. Mescitlere gidip namazlarınızı eda edin. Evinizin kıymetini bilin. Mü'min kardeşlerinizi cennet arkadaşları olarak bilin. İslam'ı cemaatinden, tarikatından ibaret görenlerin kısırlığı sizi boğmasın. İslam, bütün kâinatı kuşatacak güçtedir. Sürtüşerek değil kuşatarak Allah'a ulaşabiliriz. Kötüleri örnek görmeyin. Yılmayın, usanmayın. Allah'a emanet olun.
Yarın da maazallah, Kur'an’a inanmadığını söyleyen ama adı Müslüman olanlar ile karşılaşacaksınız. Bu bir iman imtihanıdır. Her türlü saldırıya her cepheden hazır olmamız gerekiyor. Evet, öyle bir fitne var. Biz de bu zamanın mü'minleri olarak o fitnelere rağmen imanımızı korumak durumundayız. Size tavsiyemiz şudur: O tür kaymışlarla muhatap olmayın. Onları ikna etmeye çalışmayın. Ona bir faydanız olmaz ama siz bozulabilirsiniz. O da bir zamanlar sizin gibi inanıyordu, birisinin bir cümlesini merak ettiği için o duruma geldi. İmanımız halatlarla limana bağlı bir gemi gibi değildir. İmanımızı tehlikeye atamayız. Allah Teâlâ yardımcımız olsun.
Allah Teâlâ yardımcımız olsun. Size özet olarak tavsiyem şudur: Siz öncelikli olarak kendinizi korumaya bakınız. Tedavi ederken mikrop kapma riskinizi hiç unutmayın. Bunun için dua edin. Mesleğiniz, zihinlerde delik açmaya müsait bir meslektir. Dolayısıyla kaş yaparken göz çıkarmamak hedefiniz olsun. Benim hususi kanaatim şudur: Tartışan birini ikna etmek neredeyse mümkün değildir. Özellikle gençler tartışarak fikirlerini daha fazla köklendirirler. Tartışmadan uzak durun. Sizin ciddi tavrınız, imanlı sözleriniz yeterlidir. Tartışarak kaybeden siz olabilirsiniz. Riskli fikirler taşıdığını gördüğünüz gençlerin etrafına başkalarını toplamasını engelleyecek dolaylı tavırlar kullanmanız zannedersem yapabileceğiniz en kestirme iş olur. Mesela görüşmelerinizde o gencin arkadaşlarının da rahatça duyuyor olması onun adına iyi bir reklam olabilir, bu ayrıntıya dikkat ediniz. Allah yardımcınız olsun.
Hiç tartışmamak hayatı durdurmak olur. Biz bizi yaratan Allah ile tartışmayız, onun şeriatı ile tartışmayız. Bizim gibi insanlarla tartışırız. Edebine uyulabildikten sonra tartışmanın sakıncası yoktur. Dini konularda tartışırken şu kurallara uymaya çalışın: a. Düşündüklerini ve savunduklarını “din” olarak görme ve gösterme. “Dine ait olduğunu zannettiğin” şeyler olarak gör. Bu bakış sana haddini bilme ve ileri gitmeme nezaketi getirecektir. b. Senin için kesin gibi olan şeylerin karşındakiler için de öyle olmayabileceğini kabul et. c. Dine ait olarak bildiğin hususlarda baştan sona her şeyin tek düzey olması gibi bir tutum içinde olma. Sen ne konuşursan o konuştuğun dinin en önemli meselesi gibi olmasın. Dinin temelleri var, farzları var, vacipleri var… Bu derece olmayan hususları var. Âyet var hadisten öncelikli. Âlim sözü var hadisten sonra gelir. Din bir kurallar ve o kuralların tertibi üzerine kuruludur. Buna uy. d. Bazı doğruların ilk bakışta görülemeyebileceğini bilmelisin. İnsanların kavrama düzeyleri de farklı olunca sana açık seçik gibi gelen bir hususun bir başkası için kapalı olabileceğini bil. Bu da bazı doğruların farklı ihtimaller üzerinden anlaşılabileceği gerçeğini gösterir. e. Mü'minler arasında ülfet ve muhabbetin bulunması ve yükselmesinin kimi meseleleri konuşmaktan daha önemli olacağını asla unutma. Tartışınca ne olacak, tartışmayınca ne olacak denklemini iyi kurmalısın. f. Sık sık kendini test et; gerçekten doğruyu karşındaki ispat ederse kabul edebilecek ve susacak mısın yoksa inadın sürecek mi, bunu kalbine sık sık danış. Adalet ve insaf hissiyatın ne durumdadır diye kendini sorgula. g. Ve hiçbir zaman şunu unutma: Din yaşanması içindir tartışılması için değildir.
Siz ahlakınızdan taviz vermeyin. İnsanlarla iyi geçinin. Ama insanları zorlamayın. Farz denecek konularda ve haramlar konusunda bu titizliğinizi koruyun ama diğer ayrıntı konularda abartıya kaçmayın ve insanların sizin gibi olmasını beklemeyin. Yoksa onları kendinizden soğutursunuz. Allah hepinize afiyet versin.
arkadaş konusundaki diğer fetvalar
Evet, namaz kılmayan/kılamayan mü'minlere kâfir muamelesi yapmamız yanlış olur. Namaz kılmayan değil namazı inkâr eden kâfirdir. Bu çizgi önemli bir çizgidir: Namaz kılamayan da bizim iman kardeşimizdir, onu dışlayamayız. İkinci önemli bir çizgi de şu olmalıdır: Namaz kılmayanı da kılan gibi tutamayız; onu Allah öyle tutmuyor ki biz tutalım. İbadet açısından işlenebilecek en büyük kabahat namaz kabahatidir. Onu işleyenin masum gibi tutulması mümkün değildir. Bu iki çizginin ortasında bir itidal oluşturmak mümkündür. O da şöyle olabilir: Kılan ve kılamayanlar olarak bir arada oluruz. Kılanlar olarak kılamayanları himmetimize muhtaç kabul ederek herkesin konum ve kabiliyetini de hesaba katarak nasihat eder ve onlar için bir “namaz çevresine” dönüşürüz. Biiznillah namaz rahmeti onları da kuşatmış olur. Bu tutum, bizden beklenen tutumdur. Biiznillah başarı ihtimali de çok yüksektir.
Elbette, böyle bir risk varsa onun da o riske karşı tedbirli olması farzdır. Farzı terk etmesi de haramdır.
Gıybet, bir mü'mini ismi veya vasfı ile arkasından rencide etmek yani onurunu kıracak bir söz söylemektir. Zulüm gören ise kendisine zulmedeni, bir medet arama mantığı ile anabilir. Bu bir gıybet değil, hak arayışı olur. Sadece içe atmak bir çare değildir, belki yeni bir sorun ihdasıdır da. İftiraya kaçmadan, yalan üretmeden ve abartmadan dert anlatılır.
İnsanın kendisine güvenmesi yani öz güven gurur, kibir ve ucub gibi hastalıkları beraberinde getirmediği sürece Müslüman için gereklidir. Müslüman öz güveni yüksek olması, yüksek olması için gerekeni yapmalıdır. İnsanın Allah’ın ona verdiği kabiliyetlerinin farkında olmasıdır. Bu farkındalık kibir, gurur ve zulüm gibi sakıncalar oluşturmadıkça gereklidir. Bir diğer sakınca da insanın öz güven denen hissi Allah’a muhtaçlığını yok kabul edecek bir erime içinde olmasıdır. Allah’a tevekkülü gereksiz bulacak seviyeye gelmesi ise kişinin helak olmaya doğru kayması olacaktır. Böyle bir zafiyet sebebi olmadıktan sonra Müslüman öz güvenini güçlendirecek eğitim almalı, bunu sağlamaya yardım edecek arkadaş çevresi seçmelidir. Geçmişindeki acı tecrübelere takılıp kalmamalıdır.
Sizin eşinizi evinizde görmek istemeniz hakkınızdır ama eşinize bir babanın çocuğuna “şu saatte eve geleceksin” der gibi yapmanız onu daha fazla ters tarafa itebilir. Evet, haklısınız ama siz kendinizi de irdeleyin; bakın siz becerip eve çekemediğiniz de oluyor mu? Bu sorunu, onun baba veya annesi ile yardımlaşarak çözmeniz daha kolay olur.
On iki yaşındaki çocuk büyük ihtimalle çocuktur henüz ama onun kadın dünyasını biliyor ve hissediyor olma ihtimalini de göz ardı edemeyiz. Sokak kıyafeti ile olmasa da farklı bir kıyafette olmanız ve oturma kalkmalara dikkat etmeniz ateşten uzak kalmanız demek olur. Allah Teâlâ yardımcımız olsun.