İslami Delil
Aramaya dön
Fetva

Fetva Meclisi

Soru

Peygamberimizin hadislerinde kadının uğursuz olduğu söyleniyormuş. Bunun gerçek olması ne kadardır? Sizin bu tür sorulara kızdığınızı biliyorum ama emin olun öğrenmek için soruyorum.

Cevap

Evet, kadın ve uğursuzluk kelimesini bir araya getiren sahih hadisler vardır. Bunlardan biri de Buhari’dedir. Buhari’deki hadis şöyledir: “Uğursuzluk varsa; kadında, binekte ve evdedir.” Uğursuzluk ve kadın sözleri Peygamber aleyhisselamın dilinde birleşmiştir, bu doğrudur. Yalnız bunun anlamı hadise dikkat edildiğinde “...varsa, olsa idi... üç şeyde olurdu” şeklinde bir ifade kastedilmiştir. Zira efendimiz aleyhisselam uğursuzluk inancını cahiliye kalıntısı olarak görüyor ve şiddetle reddediyordu. Bu sözü de zaten edebi bir anlatımla beyan etmektedir. İnsanların hayat sıkıntıları umumiyetle bu üç şeyde geçmektedir: Kadın, binek ve ev. Zira bu üç isim hayatın özü niteliğindedir. Bu da beliğ bir şekilde hadiste anlatılmıştır. Kadere iman ettikten sonra ne kadında ne erkekte ne de başka bir şeyde uğursuzluk göremeyiz. Kader bizi kuşatmıştır, imanımız böyledir. Uğursuzluğun olmadığına dair ümmetimizin âlimlerinin icma/söz birliği vardır.
Orijinal kaynak

Benzer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Selamünaleyküm. Kardeşim, biz Buhari'nin hakkındaki kanaate inanıyor ve onunla huzur buluyoruz. Sizin veya bir başkasının ya da Müslüman olmayan birinin tenkiti onun bileceği iş olur. Siz bir bilgi edinme maksadı ile sormadığınız için cevap verme ihtiyacı hissetmiyoruz. Size sizin kanaatiniz yeterlidir. Bize de bizim kanaatimiz. Allah'a emanet olunuz.

Kur’an korunacak sözü varken hadisler korunacak sözü neden yoktur ve korunmamışt
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bu hadis Buhari'de 6492 numaralı hadistir. Sözün Enes bin Malik radıyallahu anha ait olduğu şüpheli değildir. Sözün söylendiği zamanı tam olarak bilemeyiz. Enes radıyalalhu anhın ölümü ile Peygamber aleyhisselam arasında yaklaşık olarak seksen sene vardır. Bu söz de o dönemde söylenmiş olduğuna göre Peygamber aleyhisselamdan yetmiş seksen sene sonraya ait bir söz olmaktadır. Yarım asırdan sonraki bir zaman diliminde Peygamber aleyhisselamın ashabını eğittiği ölçülere kıyas edildiğinde gevşeme denebilecek bir zafiyet izlenebilmiştir. Bu noktada iki hususu tespit etmeliyiz. Birincisi, Enes gibi bir sahabinin göz ve idrak hassasiyetinin ne kadar derin olduğu unutulmamalıdır. İkinci olarak da şu bilinmelidir ki: Peygamber aleyhisselam farklı hadislerinde böyle bir gevşemeye dikkat çekmişti zaten. Öyle veya böyle bizim bugüne gelene kadar bu gevşemenin ne noktaya geldiğine dikkat etmemiz önemlidir. Allah yardımcımız olsun.

Hocam, Enes Bin Malik'ten “Siz bazı şeyler yapıyorsunuz ve o yaptıklarınızı gözü
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Türklerle ilgili hadisler vardır. Buharî menşeli olmasa da bu hadisler vardır. İki hususu bilmemiz gerekiyor. Birincisi buradaki Türkler, Türkiye'de yaşayan insanlar mıdır yoksa başka bir kavimden mi söz ediliyor. Bunu aydınlatmak zorundayız. İkincisi de Türkler veya başka bir kavim, maziyle ya da boş emellerle değil yaptıkları ile övünebilirler. Buna göre değerlendirebilirsiniz.

Muhterem hocam, bazı insanlar Buhari’de Türkleri öven hadis olduğunu öne sürüyor
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bu hüküm Ahzab suresinin otuz üçüncü ayetinden gelmektedir. Âyet, Peygamber aleyhisselamın hanımları olan annelerimize ve onların üzerinden de bütün mü'min kadınlara hitap etmektedir. Âyetin meali: “Evlerinizde kalın ve eski cahiliyede olduğu gibi açılıp saçılmayın.” şeklindedir. Âyet, çok açık bir şekilde cahiliye dönemi kadını ile iman etmiş kadın arasında bir farkı öne çıkarmaktadır. O fark şudur: Cahiliye kadını, ölçüsüz bir şekilde evinin dışında bulunabilen kadındı. Müslüman kadının ise bu ölçüsüzlüğe kapılması mümkün değildir. Müslüman kadının adresi ve merkezi evidir. Bu ev olma durumu dışarı ile bağlantı kuramama gibi bir sonuca götürmez. Dışarının sürükleyen etkisinde kalmamasına yönelik bir tedbirdir bu. Kadının merkezi evidir. Evinden hayatı sürdürür. Evden çıkamaz sözü ile “evi merkezidir” arasında ciddi farklar vardır. Bu farklardan birini kadının camiye beş vakit namaza gitmesi ile alakalı konuda görebiliyoruz. İslam fakihleri caminin onca ağırlığı ve önemine rağmen kadının namaz kılmak için camiye gitmesini serbest bir konu gibi görmemişlerdir. Özellikle genç kadınların ve tedbir açısından dikkatsiz davranabileceklerin camiye giderek kazanacakları muhtemel sevap ile ev merkezini kullanarak kazanacakları sevabın aynı olmadığını hadislere dayanarak belirtmişlerdir. Konuyu basit bir birey hakkı gibi gören anlayış bunu idrak edemez. Dinimiz kadını bir birey olarak değil insanın aslı, hayatın dengesi olarak görmektedir. Bunun için de kadının cami bağlantısına yasak getirmemiş olsa bile sınırlamalar getirmiştir. Yoksa kadın evinin kölesi gibi değildir, evinde hâkimdir ve özgül ağırlığa sahiptir. Kadının ev ağırlıklı bir hayat yaşaması Allah’ın açık bir emridir. Yaşanan çağın fesadından etkilenerek buna itiraz etmek, teslimiyet mantığında arıza bulundurmak demektir. Esasen kadın da bilir ki evden uzaklaştıkça kaybeden odur. O evden uzaklaştıkça şeytanlaşmış gözler ve akıllar için daha kolay bir tuzak olabilecektir. Bu nedenle ümmetimizin geçmişinde ağırlıklı anlayış, kadının evinde sultan olması anlayışıdır. Anneliği ve eş olması penceresinden bakıldığında da bu ince ölçü daha iyi anlaşılır. Kadın, gerekli hassasiyetlere dikkat ederek evinden çıkıp gayet tabi eğitim alabilir, ticaret yapabilir, ziyaretlerde bulunabilir. Onun için yapılması mübah olan hangi iş varsa o işi görmek için evden çıkmasında sakınca vardır diyen bir ilim adamı olmamıştır. Sakınca ölçünün kaçmasında ve adeta kaş yaparken göz çıkarılmasındadır. Sokağın fasit görüntüsünün zihinlere, oradan da ev hayatına yansımasıdır. Kadının çıkıp bir işte çalışması da böyledir. Çalışabilir. Ailesi veya eşinin de uygun gördüğü, imanı ve ahlâkı açısından risk taşımayan bir işe neden gitmesin? Ama bu işi yaşadığımız zamanda hangi kadın bulmuş ve garanti etmiştir? Bu sorunun adil bir cevabı aranmaktadır. Kazanılan prestijler, mallar, diplomalar ve kaybedilen aile saadetleri arasındaki dengeyi ölçmek ve bir kâr-zarar tablosu çıkarabilmek için insanlığın biraz daha aile kaybetmesi gerekiyor anlaşılan. Allah yardımcımız olsun.

İslam toplumunda KADIN EVİNDE OLUR ne anlama geliyor? Kadın dışarı çıkamaz mı? B
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bu hadis farklı şekillerde rivayet edilmiştir ve sonuç olarak sahih bir hadistir.
Bu hadisteki ifade bir emir değildir yani “böyle yapmayan günaha girer” şeklinde değildir. Evliliğin maksadını, insan neslini çoğaltmak olarak anladığımızda bu tavsiye de kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Birileri “güzel eş” aradığı gibi siz de “doğurgan eş” arayın denmiş olmaktadır. 
Elbette doğurgan olup olmamak bilinebilen bir durum değildir. Ancak evlendikten sonra ya da şimdiki imkânlarla evlilik öncesinde test yapılarak anlaşılabilir ki o da tam garanti değildir. Bu durumda da dış sebepler olarak mesela annesi doğurgan olan gibi sebeplere bakarak aranabilir. Bundan da daha öncelikli bir gösterge ise mü'min insanların evliliklerinin hedefinde neyin bulunması gerektiğine işaret edilmiş olmaktadır.

Hocam, Peygamber Efendimizin (sav) doğurgan kadınlarla evlenmemizi teşvik eden h
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Kader ve kaza, her şeyin Allah’ın belli ve düzen içerisinde yarattığı ve takdir ettiğine delâlet eden âyetlerin yanı sıra ilahi ilmin olmuş ve olacak tüm varlık ve olayları kuşattığını belirten âyetlerde de vurgulanmıştır. Bu âyetlerin bir kısmında Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “...O’nun katında her şey bir ölçü (miktar) iledir.” (er-Ra‘d, 13/8); “...Her şeyi yaratıp ona bir nizam veren ve mukadderatını tayin eden Allah, yüceler yücesidir.” (el-Furkân, 25/2); “De ki: Allah’ın bizim için yazdığından başkası bize asla erişmez...” (et-Tevbe, 9/51) Bu âyetlerden başka Allah’ın her şeyin yaratıcısı olduğunu, -kulun tercihi ile irtibatlı olarak- dilediğini dalalette bırakıp dilediğini hidâyete erdirdiğini, insanların ölümlerini O’nun takdir ettiğini bildiren âyetler de (bk. ez-Zümer, 39/62; es-Sâffât, 37/96; el-A`râf, 7/178; el-Vâkıa, 56/60) kapsam açısından kâinatta her şeyin belli bir kadere bağlı bulunduğu, bunun da Allah Teâlâ tarafından belirlendiği sonucunu ortaya çıkarmaktadır. Hz. Peygamber (s.a.s.) de “Cibrîl hadisi” diye bilinen hadiste, kaderi, iman edilmesi gereken şeyler arasında saymıştır. Bu hadise göre Cebrail (a.s.), Peygamberimize, “İman nedir?” diye sormuş, o da, “Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, hayır ve şerriyle kadere inanmandır.” (bk. Müslim, Îmân, 1 [8]; Ebû Dâvûd, Sünnet, 17 [4695]; Tirmîzî, Îmân, 4 [2610]) cevabını vermiştir. Ehl-i sünnet âlimleri belirtilen âyetler ve Hz. Peygamber’in hadisleri çerçevesinde kader ve kazaya inanmayı iman esaslarından saymışlardır.

Kader ve kazaya inanmak iman esası mıdır?

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.