Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Hamile bir kadından gelen kanın hükmü nedir? Bu esnada ibadet yapılabilir mi?
Cevap
Benzer fetvalar
Tıbben hamileliğinizde bir hastalık, düşük gibi bir durum yoksa Hanefi mezhebine göre gelen kanamayı özür/istihaze kabul etmeniz gerekmektedir. Tıbben de kadının hamilelik döneminde kanama görmesi normal görülmediği gibi adet olarak da kabul edilmemektedir. Hamilelik döneminde bir kere dahi olsa gelen kanama Hanefi mezhebine göre hareket eden bir kadın için hastalık kanaması yani istihaze olmuş olur. Bu durumda kanama gelmeye devam ederken engelleyebiliyorsa tampon gibi dezenfekte edilmiş bir malzeme ile kanamayı engelleyerek namazını kılması, engelleyemiyorsa kanama devam ederken her namaz vakti yeni bir abdestle namazını eda etmesi gerekmektedir.
Rahim ameliyatı sebebiyle veya rahmin alınmasından sonra gelen kanama istihâze (özür) hükmünde olup ibadete engel değildir. Dolayısıyla böyle bir kadın, kanaması devam etse bile ibadetlerine hemen başlayabilir. Ancak kanama bir namaz vakti süresince devam edecek olursa kişi özür sahibi olur ve her namaz vakti için yeniden abdest alması gerekir. (Merğînânî, el-Hidâye, 1/34-35) Mâlikî mezhebine göre, özür sahibinin abdesti, vaktin girmesi veya çıkması ile değil, özrün dışında abdesti bozan bir şeyin meydana gelmesi ile bozulur. (İbn Rüşd, Bidâyetü'l-müctehid, 1/40-41; Desûkî, Hâşiye, 1/116) Dolayısıyla bir kimsede bulunan özür hâlinin, kişiyi ileri derecede sıkıntıya sokması ve abdest almada ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakması durumunda Mâlikî mezhebinin bu görüşü ile amel edilebilir.
Hanefi mezhebi fukahası, hamile kadının aybaşı olmayacağını kabul etmişlerdir. Sizden gelen özür kanı hükmündedir. Özürlü gibi davranacaksınız yani her vakit abdest alıp namaz kılacaksınız. Hayatınızın gerisinde de bir değişiklik olmayacak zaten.
Özür sahibi kimsenin çamaşırına özür yerinden çıkarak bulaşan kan, irin, idrar, dışkı, cerahat gibi şeyler özür hâli devam ettiği müddetçe namaza engel değildir. Zira özür hâli devam ettiği için bundan kaçınılması mümkün değildir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/306-307) Kalın bağırsak ameliyatı olup da sürekli dışkı çıkaran ya da bir namaz vakti hiç kesilmeden dışkı çıkarıp sonra da her namaz vakti bu özrü en az bir kez tekrarlanan kişi özür sahibi sayılır. Böyle kimseler Hanefî mezhebine göre her vakit için bir abdest almak suretiyle namazlarını kılarlar. Bu abdestle vakit içinde diledikleri kadar farz veya nâfile namaz kılabilirler. (Merğînânî, el-Hidâye, 1/34) Mâlikî mezhebine göre ise özür sahibinin abdesti, vaktin girmesi veya çıkması ile değil, özrün dışında abdesti bozan bir şeyin meydana gelmesi ile bozulur. (İbn Rüşd, Bidâyetü’l-müctehid, 1/41; Desûkî, Hâşiye, 1/114-118) Bir kimsede bulunan özür hâlinin, kişiyi ileri derecede sıkıntıya sokması ve abdest almada ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakması durumunda Mâlikî mezhebinin bu görüşü ile amel edilebilir.
Uzmanlardan alınan bilgiye göre, döllenmiş yumurtanın rahim içine değil de fallop tüpüne yerleşmesi durumunda oluşan dış gebelikte, zamanla tüpte gelişen embriyo, bölgedeki damarlardan birinin veya birkaçının yırtılmasına ve kanamaya neden olabilir. Rahim içinden olmayıp damar yırtılmasından kaynaklandığı için dış gebelik esnasında görülen kanama istihâze (özür) sayılır. Özür hâli, kanamanın bir namaz vakti boyunca kesilmeden devam etmesi ve her namaz vaktinde en az bir defa tekrarlaması durumunda meydana gelir. Böyle bir kadın diğer özür sahipleri gibi her namaz vakti için abdest alır. Zira Hz. Peygamber (s.a.s.), özür sahibi bir kadına böyle yapmasını bildirmiştir. (Buhârî, Vudû’, 63 [228])
Fıkıh kaynaklarında, bir kadının hangi yaşta menopoza gireceği hususu ihtilaflı bir konu olmakla birlikte genel olarak elli beş yaş kabul edilmiş, bu yaşı doldurmadıkça kendisinden gelen kanın âdet olduğu belirtilmiştir. Ancak bu hüküm zamanın tıbbi bilgi ve tecrübelerine dayanmaktadır. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 3/516) Menopoz, kadınlarda gebe kalma ve doğurma yetisinin sona ermesiyle âdetten kesilme hâli demektir. Menopoz dönemine geçiş sürecinde âdet düzensizlikleri ve âdet günlerinde değişiklikler meydana gelebilir. Uzmanların belirttiğine göre bir kadın kesintisiz bir yıl âdet görmez ise artık menopoza girmiş demektir. Buna göre menopoza geçiş sürecindeki bir kadından gelen kan âdet kanı olarak kabul edilir. Menopoza girmiş bir kadından gelen kan ise özür kanı olarak kabul edilmektedir. Dolayısıyla menopoza girdikten sonra görülen kanamalarda özür hükümlerine göre amel edilir. Menopoza geçiş dönemindeki kadının, bir kadın doğum uzmanına muayene olup, kanamasının âdet kanaması mı yoksa özür mü olduğunu tespit ettirmesi ve ibadetlerini ona göre yapması uygun olur.
KADINLARA ÖZGÜ HALLER konusundaki diğer fetvalar
Düzenli âdeti olan bir kadının âdet dönemi öncesinde gördüğü lekelenmeler âdet hükmünde kabul edilir ve o andan itibaren âdet günü sona erene kadar âdetli sayılır. Dolayısıyla lekelenmelerin olduğu günlerde de namaz kılınmaz ve oruç tutulmaz. Ancak on gün geçtiği hâlde kanama devam ediyorsa mutat olan âdetten sonraki kanamalar âdet değil özür kanıdır. Kanaması on günden fazla devam eden bir kadın, “özür sahibi” kimselerin yaptığı şekilde abdest alır ve namazını kılar. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/30) Fıkıh kaynaklarında yer alan genel hüküm bu olmakla birlikte, âdet döneminden önce görülen lekelenmelerin âdet öncesi hormonal değişikliklerden kaynaklandığı bilinir ve doktor kararıyla bunların âdet kanaması olmadığı tespit edilirse, âdet günleri sabit olan kadınların bu günlerinden önce ve sonra görecekleri lekeler, özür kanaması sayılır.
Lohusalık, doğum veya düşük yapan ya da kürtaj olan bir kadının belli bir süre gördüğü kanamadır. Bu durumdaki kadına da lohusa denir. Her kadın için farklı lohusalık süreleri olabilir. Bu, kadınların fiziki bünyelerine, kalıtım ve çevre şartlarına göre değişir. Lohusalık süresinin alt sınırı yoktur. Üst sınır ise Hanefî mezhebine göre kırk; Şâfiî mezhebine göre altmış gündür. Bu üst sınırlar geçtikten sonra görülen kan, lohusalık değil, özür kanıdır. Ayrıca lohusalık günlerindeki kanama bir süre kesilip sonra devam ederse, kanamanın kesildiği günler de lohusalık hâlinden sayılır. (Aliyyü’l-Kârî, Fethu bâbi’l-‘inâye, 1/148; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 1/294) Kadınlar âdet ve lohusalık hâllerinde cinsel ilişkide bulunamayacağı gibi bu dönemlerindeki kadınla cinsel ilişki kurmak da haramdır. Ayrıca âdet ve lohusa olan kadınlar namaz kılamaz, oruç tutamaz (Buhârî, Hayız, 6 [304]; Müslim, Hayız, 67-69 [335]) ve Kâbe’yi tavaf edemezler. (Buhârî, Hayız, 1, 7 [294, 305]; Müslim, Hac, 111, 119-120 [1211]) Kadınlar âdet ve lohusalık hâllerinde kılamadıkları namazları daha sonra kaza etmezler, ancak tutamadıkları oruçları kaza ederler. (Müslim, Hayız, 67-69 [335]) Kırk gün dolmadan lohusalık kanaması kesilen kadın, boy abdesti alır ve ibadetlerini yapmaya başlar.
Hanefî ve Hanbelîlere göre; el, ayak veya parmak gibi uzuvları belirmiş olan bir bebek düşüren kadından gelen kan, lohusalık kanıdır. El ve ayak gibi uzuvları belirmeden meydana gelmiş düşükten sonra görülen kan, istihâze (özür) kanıdır. (bk. Merğînânî, el-Hidâye, 1/35; İbn Kudâme, el-Muğnî, 1/253) Şâfiî ve Mâlikîlere göre ise her durumdaki düşük, lohusalık sebebidir. (Remlî, Nihâyetü’l-muhtâc, 1/323; Desûkî, Hâşiye, 1/174) Mezheplerin verdiği bu hükümlerin, rahimden çıkan şeyin cenin olup olmadığı ancak el-ayak gibi uzuvların belirmesiyle anlaşılabildiği zamanlarda verilmiş olduğu dikkate alınmalıdır. (bk. Kâsânî, Bedâ’i, 1/43) Günümüzde ise hangi aşamada olursa olsun düşen şeyin cenin olup olmadığı tespit edilebildiği için buna göre davranmak uygun olacaktır. Bu itibarla organları belli olsun ya da olmasın düşenin cenin olduğu bilindiği durumlarda düşükten sonra görülen kan da lohusalık kabul edilmelidir.
Cünüp olup da henüz gusletmeden önce âdet görmeye başlayan bir kadının hemen gusletmesi şart değildir, guslü âdetinin bitimine kadar geciktirebilir. (Haddad, el-Cevhera, 1/31-32; İbn Nüceym, el-Bahr, 1/63) Ancak bu durumdaki kadınların gusül abdesti alması uygun olur.
Bazı fıkıh kaynaklarında âdet, lohusalık ve cünüplük hâlinde gusletmeden saç ve tırnakları kesmenin, koltuk altı ve kasık temizliğinin tenzihen mekruh olduğu değerlendirilmesi yapılmıştır. (el-Fetâva’l-Hindiyye, 5/358) Ancak bu konuda sağlam bir delil bulunmamaktadır. Nitekim diğer bazı fıkıh kaynaklarında ise yapılan bu değerlendirmenin uygun olmadığı ifade edilmiştir. (Büceyrimî, Tuhfe, 1/256; Dimyâtî, Hâşiye, 1/77-85) Bu sebeple âdet, lohusalık ve cünüp hâlinde olanların gusletmeden saç ve tırnaklarını kesmesinde, koltuk altı ve kasık temizliği yapmasında bir sakınca yoktur.
Hanefî mezhebine göre üç günden az ve on günden fazla devam eden kanamalar âdet değil, istihâze (özür) olarak kabul edilir. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/26-27; İbn Nüceym, el-Bahr, 1/201) Şâfiî mezhebine göre ise âdetin asgari süresi bir gün, azami süresi on beş gündür. (Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 1/278) Kadın hastalıkları ve doğum uzmanlarının verdiği bilgiye göre; nadiren de olsa kimi kadınların düzenli olarak üç günden az veya on günden fazla kanaması olabilmektedir. Düzenli olarak üç günden az ya da on günden fazla kanaması olan kadınların tıbbi muayenenin de bunu desteklemesi hâlinde üç günden az ve on beş güne kadar olan kanamalarını âdet olarak kabul etmeleri uygun olur.