Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Menopoza geçiş döneminde kanaması olan bir kadın ibadetlerini nasıl yerine getirir?
Cevap
Benzer fetvalar
Uzmanların belirttiğine göre menopoz sürecine giren kadın kesintisiz bir yıl âdet görmez ise menopoza girmiş demektir. Menopoz dönemine giren bir kadından gelen kanamalar, âdet değil istihâze (özür) kanaması olarak kabul edilir (Kâsânî, Bedâî’, 3/200). Buna göre, menopoz dönemine girdikten sonra devamlı kanama gören kadın, her namaz vakti için abdest alır, abdest bozan başka bir hâl meydana gelmedikçe, bu abdestle o vakit içerisinde dilediği kadar namaz kılar ve diğer ibadetleri yapar. Namaz vaktinin çıkmasıyla veya başka abdest bozan bir hâlin meydana gelmesiyle abdesti bozulur (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/106-107). Menopoz döneminde görülen kanamanın devamlı olmaması hâlinde ise sadece geldiği anda abdest bozulur.”
Uzmanların belirttiğine göre menopoz sürecine giren kadın, kesintisiz bir yıl âdet görmez ise menopoza girmiş demektir. Buna göre henüz menopoza girmemiş bir kadın, hac ve umre sırasında kanama gördüğünde âdet hükümlerine göre amel eder. Menopoza girmiş bir kadından gelen ise özür kanı olarak kabul edilmektedir. Bu durumda olan kadının, bir kadın doğum uzmanına muayene olup kanamasının âdet kanı mı yoksa özür kanı mı olduğunu tespit ettirmesi uygun olacaktır.
Hamile bir kadının gördüğü kanama âdet değil, istihâze kanıdır. İstihâze kanı, vücudun herhangi bir yerinden akan kan hükmündedir. Bu kanın akmasıyla yalnız abdest bozulur, gusül gerekmez. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/29-30) Hamile iken gelen kanamanın süreklilik arz etmesi hâlinde özür hükümleri geçerli olur. Bu durumdaki hamile bir kadın her namaz vaktinin girmesi ile yeni bir abdest alır; başka bir sebeple bozulmadıkça bu abdest o vakit çıkıncaya kadar geçerli olur. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/29) Mâlikî mezhebine göre ise özür sahibinin abdesti, vaktin girmesi veya çıkması ile değil, özrün dışında abdesti bozan bir şeyin meydana gelmesi ile bozulur. (İbn Rüşd, Bidâyetü'l-müctehid, 1/40-41; Desûkî, Hâşiye, 1/116) Dolayısıyla bir kimsede bulunan özür hâlinin, kişiyi ileri derecede sıkıntıya sokması ve abdest almada ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakması durumunda Mâlikî mezhebinin bu görüşü ile amel edilebilir.
Geçmiş olsun, Rabbim afiyet versin. Âdet günlerinin en fazla müddeti on gündür. On gün içerisinde gelen kanamalar âdet kabul edilmelidir. Âdetinizin beş gün sürdüğüne göre genel bir kanaat kanamanın kesilmesiyle belirleyebilirsiniz. Kanama kesilmediği sürece -ilave bir hastalık durumu da yoksa- beş gündür kanamam diye bir kanaat belirtmeniz mümkün değildir. On gün içerisinde gelen kanamalarını âdet kabul edebilirsiniz. On günü aşan kanamalarınızda da en son gördüğünüz on gün veya on günden az olan âdet kadarını âdet kabul edip kalanı istihaze/özür kabul edebilirsiniz. Rabbim afiyet versin Allah'a emanet olun.
Hanefî mezhebine göre âdetin asgari süresi üç gün, azami süresi ise on gündür. Üç günden az veya on günden fazla devam eden kanamalar âdet değil, istihâze (adet ve nifas dışında, herhangi bir hastalık sebebiyle oluşan kanama) olarak kabul edilir. İki adet arası temizlik süresi ise en az on beş gündür. (Mergînânî, el-Hidâye, 1/32; Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/26) Düzenli âdet gören bir kadının normal (mutad) âdet günlerinden sonra kanaması devam eder ve bu kanama on günü geçmezse kanamanın tamamı âdet hükmündedir. Ancak bu kanama on günü aşarsa mutad âdet günlerinden sonraki kanamaların hepsi istihâze kabul edilir. (Serahsî, el- Mebsût, 3/178; İbnü’l Hümâm, Fethu’l kadîr, 1/176-178) Mesela düzenli adeti altı gün olan bir kadının kanaması devam eder ve bu durum on günü aşmazsa kanama olan günlerin tamamı âdetten sayılır. Fakat aynı kadının kanaması on günü geçerse, altı günden sonraki kanamaların tamamı istihâze kabul edilir. Bu kadın, on günden sonra namazlarını kılması ve oruçlarını tutması gerektiği gibi, mutadı olan altı günden sonra on güne kadar eda etmediği namaz ve oruçlarını da kaza eder. (Aynî, el-Binâye, 1/664-665; İbn Nüceym, el-Bahr, 1/223) Temel hükümler böyle olmakla birlikte nadiren de olsa kimi kadınların düzenli olarak üç günden az veya on günden fazla kanaması olabilmektedir. Buna göre düzenli olarak üç günden az ya da on günden fazla kanaması olan kadınlar tıbbi muayenenin de bunu desteklemesi hâlinde üç günden az ve on beş güne kadar olan kanamalarını âdet olarak kabul edebilir.
Selamünaleyküm. Elli beş yaşında adet kanamanız kesilmiş olmalıydı. Şu anda adet kanamanız devam ettiğini söylediğinize göre şöyle yapın: Doktora görünün. Doktor sizdeki kanamanın AYBAŞI KANI olduğunu söylüyorsa siz hâlâ aybaşı olmaya devam ediyorsunuz demektir. Normal önceden olduğu gibi, aybaşı olarak devam edin. Eğer kanamanın aybaşı kanı olmadığını söylerse onu özür durumu sayıp normal hayatınıza devam edin yani aybaşı olmamış gibi sayın. Böylece rahat edersiniz.
KADINLARA ÖZGÜ HALLER konusundaki diğer fetvalar
Rahim ameliyatı sebebiyle veya rahmin alınmasından sonra gelen kanama istihâze (özür) hükmünde olup ibadete engel değildir. Dolayısıyla böyle bir kadın, kanaması devam etse bile ibadetlerine hemen başlayabilir. Ancak kanama bir namaz vakti süresince devam edecek olursa kişi özür sahibi olur ve her namaz vakti için yeniden abdest alması gerekir. (Merğînânî, el-Hidâye, 1/34-35) Mâlikî mezhebine göre, özür sahibinin abdesti, vaktin girmesi veya çıkması ile değil, özrün dışında abdesti bozan bir şeyin meydana gelmesi ile bozulur. (İbn Rüşd, Bidâyetü'l-müctehid, 1/40-41; Desûkî, Hâşiye, 1/116) Dolayısıyla bir kimsede bulunan özür hâlinin, kişiyi ileri derecede sıkıntıya sokması ve abdest almada ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakması durumunda Mâlikî mezhebinin bu görüşü ile amel edilebilir.
Fıkıh kaynaklarında tercih edilen görüşe göre vajinal akıntının (rutûbetü’l-ferc) temiz olduğu ifade edilmekte olup (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/166), çamaşıra bulaşması namaza engel değildir. Bu itibarla tampon ya da ped kullanma zorunluluğu yoktur.
Fıkıh kaynaklarımıza göre iki âdet arasındaki temizlik müddeti en az on beş gündür. (Merğînânî, el-Hidâye, 1/34) Bu süre dolmadan önce görülen kanama, özür kanaması olup ibadetleri yapmaya engel değildir. Bununla birlikte, bir âdetin bitiminden sonra on beş gün dolmadan meydana gelen kanamanın âdet kanaması olduğuna dair alanında uzman hekim teşhisi varsa bu teşhis de dikkate alınabilir.
Uzmanlara göre, anne ve bebek açısından sağlıklı olan normal doğum olup sezaryen sadece tıbbi zorunluluk halinde başvurulabilecek bir yöntemdir. Buna göre tıbbi zorunluluk olmadıkça sezaryen yöntemine başvurmak dinen de uygun değildir.
Âdet veya lohusalık döneminde diş tedavisi yaptırmak caizdir. Bu dönemde yapılacak dolgu, kaplama, tel taktırma, implant yaptırma veya sabit protez abdest ve guslün sıhhatine engel olmaz.
Hamilelik bir hastalık olmadığı gibi doğum da fıtri bir hadisedir. Sezaryen ise, gerçek sebeplerle ve gerektiği zaman yapıldığında anne ve bebeğin hayatını kurtaran bir ameliyattır. Ancak zamanla modern bir doğum şekli olarak algılanmaya başlanmış, normal doğum yerine isteğe bağlı sezaryen oranları gittikçe artış göstermiştir. Konuyla ilgili yapılan çalışmalar planlı sezaryen ameliyatının, sorunsuz bir normal doğum ile karşılaştırıldığında, anne ve bebek sağlığını hayatın ilerleyen safhalarında olumsuz yönde etkileyen bir uygulama olduğunu göstermektedir. Ayrıca tıbbi bir engel yoksa kendiliğinden başlayan doğumun bebeğin yararına olduğu, sağlığını ve geleceğini olumlu etkilediği çalışmalarla ortaya konulmuştur. Dolayısıyla tıbbi bir zorunluluk olmadıkça annenin fıtri olan doğum şeklinden vazgeçip hem kendisinin hem de bebeğin sağlığını olumsuz yönde etkileme riski olan sezaryen talebinde bulunmasına bir hak olarak yaklaşılması doğru değildir. Bu durumda sezaryen isteğe bağlı olarak değil, annenin ya da bebeğin hayatını koruma gayesiyle gerçekleştirilen zorunlu tıbbi bir müdahale olarak görülmelidir.