Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Âdeti bittikten sonra on beş gün geçmeden yeniden kanaması başlayan bir kadın ibadetlerine devam edebilir mi?
Cevap
Benzer fetvalar
İki kanama arasında on beş gün temizlik süresi olması gerekir. On beş gün dolmadan ortaya çıkan kanamayı ÖZÜR KANAMASI kabul ediyoruz. Oruç tutar, her vakit abdest alarak da namazınızı kılarsınız. Bunun dışında da bir değişiklik yoktur. Sonra takviminiz aslına dönünde mesele kalmaz.
Âdet kanaması, adet kabul edilen günler dışında henüz temizliğin en az müddeti olan on beş gün dolmadan gelen kanama istihaze/özür kanamasıdır. Özür kanaması olan bir kadın her namaz vakti abdest alarak namazını kılar. Namaz dışında diğer günlük işleri de temizlik günlerindeki kadın gibidir.
Başka Müslüman bir kadın doğum uzmanına daha danışmanızı tavsiye ederiz. Her âdet kanamanızda kesinlikle beşinci günde kanamanın aslında bittiğini geri kalan lekelenmelerin âdet olmadığını söylerse öyle yaparsınız. Kesinlik olmadığını, her âdet döneminde değişebileceğini söylerlerse: En son gördüğünüz normal kanamaya (3 gün veya fazla, 10 gün veya az) göre hesap edersiniz. Mesela; son gördüğünüz normal kanama 7 gün temizlikte 20 günse bu ay gelen kanama ve lekelenmelerin ilk 7 gününü âdet 20 gününü temiz kabul edersiniz. Rabbim afiyet versin, geçmiş olsun.
Hanefî mezhebine göre âdetin asgari süresi üç gün, azami süresi ise on gündür. Üç günden az veya on günden fazla devam eden kanamalar âdet değil, istihâze (adet ve nifas dışında, herhangi bir hastalık sebebiyle oluşan kanama) olarak kabul edilir. İki adet arası temizlik süresi ise en az on beş gündür. (Mergînânî, el-Hidâye, 1/32; Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/26) Düzenli âdet gören bir kadının normal (mutad) âdet günlerinden sonra kanaması devam eder ve bu kanama on günü geçmezse kanamanın tamamı âdet hükmündedir. Ancak bu kanama on günü aşarsa mutad âdet günlerinden sonraki kanamaların hepsi istihâze kabul edilir. (Serahsî, el- Mebsût, 3/178; İbnü’l Hümâm, Fethu’l kadîr, 1/176-178) Mesela düzenli adeti altı gün olan bir kadının kanaması devam eder ve bu durum on günü aşmazsa kanama olan günlerin tamamı âdetten sayılır. Fakat aynı kadının kanaması on günü geçerse, altı günden sonraki kanamaların tamamı istihâze kabul edilir. Bu kadın, on günden sonra namazlarını kılması ve oruçlarını tutması gerektiği gibi, mutadı olan altı günden sonra on güne kadar eda etmediği namaz ve oruçlarını da kaza eder. (Aynî, el-Binâye, 1/664-665; İbn Nüceym, el-Bahr, 1/223) Temel hükümler böyle olmakla birlikte nadiren de olsa kimi kadınların düzenli olarak üç günden az veya on günden fazla kanaması olabilmektedir. Buna göre düzenli olarak üç günden az ya da on günden fazla kanaması olan kadınlar tıbbi muayenenin de bunu desteklemesi hâlinde üç günden az ve on beş güne kadar olan kanamalarını âdet olarak kabul edebilir.
Geçmiş olsun, Rabbim afiyet versin. Âdet günlerinin en fazla müddeti on gündür. On gün içerisinde gelen kanamalar âdet kabul edilmelidir. Âdetinizin beş gün sürdüğüne göre genel bir kanaat kanamanın kesilmesiyle belirleyebilirsiniz. Kanama kesilmediği sürece -ilave bir hastalık durumu da yoksa- beş gündür kanamam diye bir kanaat belirtmeniz mümkün değildir. On gün içerisinde gelen kanamalarını âdet kabul edebilirsiniz. On günü aşan kanamalarınızda da en son gördüğünüz on gün veya on günden az olan âdet kadarını âdet kabul edip kalanı istihaze/özür kabul edebilirsiniz. Rabbim afiyet versin Allah'a emanet olun.
Devamlı kanaması olan kadının üç hâli vardır: a) Büluğ (ergenlik) yaşından önce kanaması olan ve büluğa erdikten sonra da kanaması kesintisiz olarak devam eden kızın âdeti, Hanefî mezhebine göre her aydan on gün, temizlik dönemi de yirmi gün kabul edilir. Yani on günü âdet, yirmi günü de istihâze (özür) olarak kabul edilir. (İbn Âbidîn, Reddü'l-muhtâr, 1/286) Diğer bazı fakihlere göre ise yaygın olan âdet süresi altı veya yedi gün olduğundan bu durumdaki kadınlar her ayın yedi günü âdet, kalan günleri ise istihâze (özür) hükümlerine göre amel eder. (Nevevî, el-Mecmû‘, 2/396) b) Düzenli âdet gördükten sonra kanaması kesilmeden devam eden ve geçmişteki âdetini hatırlayan kadın ise; daha önceki âdet ve temizlik hâlindeki mutadını esas alır. Mesela önceden beş gün âdet yirmi gün de temizlik müddeti görüyor idiyse, devamlı kanaması olduğu zaman da buna göre âdet ve temizlik dönemini takdiren hesaplar. Dolayısıyla her ayın beş günü âdet, yirmi günü de temizlik müddeti kabul edilir. c) Düzenli âdet gördükten sonra kanaması kesilmeden devam eden, ancak geçmişteki âdetini unutan bir kadının (mütehayyire) durumu ile ilgili fıkıh mezheplerinin farklı görüşleri olmakla birlikte, kadınların genelde gördükleri âdet süresine uygun olması ve günümüz tıbbi verileriyle de desteklenmesi sebebiyle âdetin yedi gün olarak kabul edilmesi uygun olur. Nitekim Hanbelî mezhebi içinde bu yönde görüşler bulunmaktadır. (bk. Zeylaî, Tebyîn, 1/62-63; İbn Kudâme, el-Muğnî, 1/233-236; Desûkî, Hâşiye, 1/171; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 1/289) Fıkıh kaynaklarındaki hükümler böyle olmakla birlikte günümüzde bir kanamanın âdet kanı olup olmadığı hususundaki tereddütlerin giderilmesinde, uzman doktorların teşhislerinden yararlanılabilir.
KADINLARA ÖZGÜ HALLER konusundaki diğer fetvalar
Uzmanlara göre, anne ve bebek açısından sağlıklı olan normal doğum olup sezaryen sadece tıbbi zorunluluk halinde başvurulabilecek bir yöntemdir. Buna göre tıbbi zorunluluk olmadıkça sezaryen yöntemine başvurmak dinen de uygun değildir.
Âdet veya lohusalık döneminde diş tedavisi yaptırmak caizdir. Bu dönemde yapılacak dolgu, kaplama, tel taktırma, implant yaptırma veya sabit protez abdest ve guslün sıhhatine engel olmaz.
Hamilelik bir hastalık olmadığı gibi doğum da fıtri bir hadisedir. Sezaryen ise, gerçek sebeplerle ve gerektiği zaman yapıldığında anne ve bebeğin hayatını kurtaran bir ameliyattır. Ancak zamanla modern bir doğum şekli olarak algılanmaya başlanmış, normal doğum yerine isteğe bağlı sezaryen oranları gittikçe artış göstermiştir. Konuyla ilgili yapılan çalışmalar planlı sezaryen ameliyatının, sorunsuz bir normal doğum ile karşılaştırıldığında, anne ve bebek sağlığını hayatın ilerleyen safhalarında olumsuz yönde etkileyen bir uygulama olduğunu göstermektedir. Ayrıca tıbbi bir engel yoksa kendiliğinden başlayan doğumun bebeğin yararına olduğu, sağlığını ve geleceğini olumlu etkilediği çalışmalarla ortaya konulmuştur. Dolayısıyla tıbbi bir zorunluluk olmadıkça annenin fıtri olan doğum şeklinden vazgeçip hem kendisinin hem de bebeğin sağlığını olumsuz yönde etkileme riski olan sezaryen talebinde bulunmasına bir hak olarak yaklaşılması doğru değildir. Bu durumda sezaryen isteğe bağlı olarak değil, annenin ya da bebeğin hayatını koruma gayesiyle gerçekleştirilen zorunlu tıbbi bir müdahale olarak görülmelidir.
Nifas, doğum ya da düşükten sonra gelen kanamadır. Doğumda rahmi alınan bir kadından nifas kanı gelmeyeceğine göre bu durumda lohusalık gerçekleşmiş olmaz.
Rahim ameliyatı sebebiyle veya rahmin alınmasından sonra gelen kanama istihâze (özür) hükmünde olup ibadete engel değildir. Dolayısıyla böyle bir kadın, kanaması devam etse bile ibadetlerine hemen başlayabilir. Ancak kanama bir namaz vakti süresince devam edecek olursa kişi özür sahibi olur ve her namaz vakti için yeniden abdest alması gerekir. (Merğînânî, el-Hidâye, 1/34-35) Mâlikî mezhebine göre, özür sahibinin abdesti, vaktin girmesi veya çıkması ile değil, özrün dışında abdesti bozan bir şeyin meydana gelmesi ile bozulur. (İbn Rüşd, Bidâyetü'l-müctehid, 1/40-41; Desûkî, Hâşiye, 1/116) Dolayısıyla bir kimsede bulunan özür hâlinin, kişiyi ileri derecede sıkıntıya sokması ve abdest almada ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakması durumunda Mâlikî mezhebinin bu görüşü ile amel edilebilir.
Fıkıh kaynaklarında, bir kadının hangi yaşta menopoza gireceği hususu ihtilaflı bir konu olmakla birlikte genel olarak elli beş yaş kabul edilmiş, bu yaşı doldurmadıkça kendisinden gelen kanın âdet olduğu belirtilmiştir. Ancak bu hüküm zamanın tıbbi bilgi ve tecrübelerine dayanmaktadır. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 3/516) Menopoz, kadınlarda gebe kalma ve doğurma yetisinin sona ermesiyle âdetten kesilme hâli demektir. Menopoz dönemine geçiş sürecinde âdet düzensizlikleri ve âdet günlerinde değişiklikler meydana gelebilir. Uzmanların belirttiğine göre bir kadın kesintisiz bir yıl âdet görmez ise artık menopoza girmiş demektir. Buna göre menopoza geçiş sürecindeki bir kadından gelen kan âdet kanı olarak kabul edilir. Menopoza girmiş bir kadından gelen kan ise özür kanı olarak kabul edilmektedir. Dolayısıyla menopoza girdikten sonra görülen kanamalarda özür hükümlerine göre amel edilir. Menopoza geçiş dönemindeki kadının, bir kadın doğum uzmanına muayene olup, kanamasının âdet kanaması mı yoksa özür mü olduğunu tespit ettirmesi ve ibadetlerini ona göre yapması uygun olur.