Fetva Meclisi
Soru
Hanefi birisi şafi birisine kurban vekaleti verdi. Şafi olan bunu kurban bayramının 4. günü kesti. Hanefi kurban borcunu ödemiş olur mu hocam ?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Elbette vekâlet verebilirsiniz. Ancak şimdi kurban vakti geçti. Bir dahaki kurbanda inşaallah bunu yaparsınız.
Aleykümselam. Bu şekilde bir kurbanda sakınca yoktur. Allah kabul etsin.
Kadın olmanız kendi adınıza bir kurban kestireceğiniz zaman eşinizin iznini almanızı gerektirmez ama sizin bu durumda kurban kesmeyi kendinize farz gibi tutmanız doğru bir hareket değildir. Borçlarınızla ilgilenmeniz kurbandan önemlidir.
Vakfın, kendisine verilen vekâletler adedince kurbanlık satın alması normaldir. Vakfın tahmin üzerinden kurbanlıkları satın alıp kendisine vekâlet verildikçe o kurbanlıklardan hisse ayırması da normaldir. Satın alma işinden sonra yeni vekâlet talepleri olması durumunda henüz sahiplendirilmemiş kurbanlıklardan birine o vekâletlerin yönlendirilmesi olabilir ama sahibi olmadan bir nedenle mecburen kesilmiş kurbanlıklara sonradan verilen bir vekâleti saymak caiz olmaz. Bu son maddeyi şöyle özetleyebiliriz: Vakıf mesela yüz kurbanlık almıştı. Seksen kurbanlık sahipleri belli olarak kesildi. Geriye kalan yirmi kurbanlık ise kurban kesme günleri bitiyor veya kasaplar gidecek gibi bir sebeple acele ile kesildikten sonra gelen bir vekâlet sahipsiz olarak önceden kesilmiş o kurbanlıklara sayılamaz. Bu, kurban kesecek olanın niyeti belirlenmeden kesilme demektir ki ibadette niyetin önceden olması şartı gereği caiz olmaz. Bu şekilde sahipsiz kalmış kurbanlıklar diğer adak ve benzeri sadaka içerikli kesimlere yönlendirilebilir.
Şafii ulemasına ve ulemanın büyük bir bölümüne göre kurban kesmek, müekked bir sünnettir. Hanefi mezhebinde ise vaciptir.
Aleykümselam. Elbette yardımda bulunmak mükemmel bir iş ama kurban ibadeti hazzının ve heyecanının da kaybolmaması gerekir. İki kurban kesen birini burada keserek bunu yapabilir. Ya da bir yıl gönderip bir yıl kesebilir ama kurban ibadeti yardım gönderme ibadeti olmamalıdır. Ortalama bir yöntem bulabilirsiniz inşaallah.
bayram konusundaki diğer fetvalar
Selamünaleyküm. Bu durumda yapacak bir şey yok. Bir hata imiş oldu. Tekrarını yapmamaya gayret ederiz. Allah hepimizi mağfiret buyursun.
Selamünaleyküm. Şart koşmanız şartınıza bağlı kalmanızı gerektirmektedir. Önceden düşünecektiniz. Bilerek konuşmayın. Bilmediklerinizden mesul olmazsınız.
Selamünaleyküm. Ortasını bulmaya çalışın. Eşinizi ailesine götürüp babanıza dönün. İki tarafa da özrünüzü ve böylesini istemediğinizi tatlı bir dille beyan edin. Babanız size istemekte haklıdır ama eşinizin bir hakkını ilga etmekte haklı değildir. Yine de kalplerinin yumuşaması için dua etmelisiniz. Allah sabırlar versin.
Selamünaleyküm. Hanefi mezhebinin muteber kitaplarından el-Bahru'r-Raik isimli eserin er-Rukû' ve's-Sücûd fi's-Salat bölümünde şu hüküm vardır: 'Farzların ilk ikisinde, nafilelerin bütün rekâtlarında, vitir ve bayramlarda Fatiha vaciptir. Farzların son ikisinde ise Sünnet'tir.'
Selamünaleyküm. Nikâhlı bir kadınla, o ay başı veya lohusa olmadıkça hiç bir şekilde ilişki hiç bir zaman haram değildir. Namazı geciktirmek gibi bir durum yoksa hiç bir keraheti yoktur. Helaldir, mubahtır.
Selamünaleyküm. Şevval ayında tutulması tavsiye edilen altı günlük orucun bize ulaşan temel kaynağı İmam Müslim'in rivayet ettiği bir hadisi şeriftir. Bu hadisi şerifin tercümesi şu şekildedir: 'Kim Ramazan orucunu tutar ve sonra Şevval ayından ona altı gün ilave ederse bütün yılı oruç tutmuş gibidir.' Hadisi şerif Müslim'de Sıyam, 39/2758'de kayıtlıdır. Aynı hadisi ve benzerlerini Ebu Davud, Tirmizî, Ahmed, Darimî, Beyhakî, İbni Mace, İbni Hibban, İbni Huzayme, Nesaî, Taberanî de rivayet etmiştir. İmamlarımızdan İmam Malik ve İmam Ebu Hanife ise bu orucu hoş karşılamamışlardır. Zira İmam Malik, kendisine seleften böyle bir hadisin ulaşmadığını söylemektedir. Bu iki imamızın önemli gerekçelerinden biri de, zaten kendilerine ulaşmayan bu hadise rağmen insanların bu orucu Ramazan orucu gibi farz zannetmelerinden çekinmiş olmalarıdır. Ama şunu bilmekte yarar vardır: İmam Malik'in görüşüne rağmen Maliki mezhebi bu orucu sünnet görmüştür. İmam Ebu Hanife'nin görüşüne rağmen Hanefi mezhebi Şevval orucunu sünnet görmüştür. Çünkü Hak, uyulmakta her şeyden öncedir. Burada ne İmam Malik ne de Ebu Hanife'nin (Allah onlara rahmet etsin) yerilmesini gerektirecek bir durum yoktur. Nihayetinde hak bildiklerini söylemişlerdir. Kendi yetiştirdikleri talebeleri de hakka daha yakın olanı ortaya koymuşlardır. (İmam Malik'in nedenlerini tahlil için İstizkâr yirmi ikinci bölüme bakılabilir.) Şunu da bilmekte yarar vardır. Bu ümmet, Müslim'in Sahih'ini kendisine rehber kabul etmiş bir ümmettir. Allah ondan razı olsun. Bu durumda bizim önümüzde mesele şu şekilde durmaktadır: Ulemamızın büyük bir bölümü bu hadisi ve diğerlerini esas alarak bu orucu müstahab görmüşler, Fıkıh kitaplarında önemli bir yer vermişlerdir. İki İmamın çıkışını da saygıyla karşılamışlar ama Hadis onlar için belge olmuştur. Bize düşen de ümmetin sevadı azamını izlemektir. Fıkıhtaki ihtilaflardan lezzet almanın uygun olmadığı hepimizin bildiği bir hakikattir. Derin ilmi meseleler ehline havale edilmelidir. Allah'a emanet olunuz.