Fetva Meclisi
Soru
Hocam ben hakka riayet etmeye çalışan bir gencim ama bazen hastalık boyutunda olduğunu da düşünmüyor değilim. Örneğin otobüste istemeden de olsa birine çarpabiliyoruz veya kolumuz vs. değiyor. Bu durumlarda “affedersiniz” gibi kelimeler kullanıyorum ancak helallik almadığım için içim rahat etmiyor. Demek istediğim hocam hangi durumlarda helallik alınmalıdır? Hangi vakitler birinin hakkına girmiş oluruz? Beni tanımasanız bile sizin için dua eden bir gencin olduğunu bilin. Allah sizden razı olsun, cennetine alsın sizi inşallah.
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Allah o gün yardımcımız olsun; karşılaşalım veya karşılaşmayalım, durum ağırdır. O kişiyle karşılaşsan o ağır, onu yaratan ile karşılaşsan o daha ağır. Kul hakkını düzeltip ahirete gitmekten başka çaremiz yoktur.Evet, orada da helalleşmek mümkündür ama bu bizim ibadetlerimizden öbürüne verilmek yoluyla olacaktır. Allah Teâlâ bir yolla onu râzı edebilir ama böyle bir garanti yoktur, umuttur o sadece. Karşımızdakinin zararı telafi edilebiliyorsa açıklamaya gerek olmayabilir. Allah yardımcımız olsun.
Beşer olarak her şeyi elimizin altında tutamayız, her duygumuzu dizginleyemeyiz. Affetmemiz isteniyor ve affediyorsak yapabileceğimizi yaptık demektir. Affın gereği olarak da intikam almıyoruz, insani alakamızı zedelemiyoruz. Böylece yapabileceğimizi yapıyoruz demektir.
Sorunu çözümsüzlük sınırına taşıyorsun, buna gerek yok. Her şeye rağmen genel bir istiğfar ve sürekli salih amellerle kapanır bu biiznillah. Bu şekilde düşünmeniz sağlıklı değil. Sanki affı olmaz bir günah olabilirmiş gibi kör bir noktaya taşınıyorsunuz. Tevbe ettikten sonra öyle bir günah yoktur.
Güzel kardeşim, hatasız kul olmaz. Hepimiz hata ederiz; keşke ölmeden o hataları temizleyip gidebilsek. Benim şahsımla alakalı kimseden hak talebim yoktur. Dinime hizmet ederken elbette çile çekecek, okların hedefi olacağım; bunu normal görüyorum, bir hak oluştu ise onu da helal ediyorum. Bu ifadeler ve tutumlardan dinimiz zarar gördü ise o da benim çözebileceğim bir iş değildir. Herkes hatasına istiğfar etmelidir. Allah'a emanet olun.
Büyük bir hata ettiniz. O hataya benzer bir hata daha yapıyorsunuz: Hatanız için müthiş bir tevbe ile Allah’a sığınma yerine güya bir hak helalliği araştırıyorsunuz. Boş verin o kadını ve kendinizi ateşten koruyun: Müthiş bir tevbe ile kendinizi ateşten koruyun. Dünya yıkılsa bir daha tekrar etmemeye azimli olun. O hatayı oluşturan ortamı ve sebeplerden uzak durun. Bu hatayı ebediyen kimse ile konuşmayın. Çok ibadet edin ki, geçmiş uçurum kapansın.
Hak helal etmek, kişinin maddi veya manevi olarak uğradığı bir zararı karşı tarafa bağışlaması ve bu konuda artık bir talepte bulunmamasıdır. Bu, tamamen kişinin rızasına bağlıdır ve gönülden verilmesi gerekir. Kur'an-ı Kerim'de Allah şöyle buyurur: "Affetsinler ve hoş görsünler. Allah’ın sizi bağışlamasını istemez misiniz?" (Nur sûresi, 24/22) Affetmek ve helal etmek bir fazilettir ancak kişinin gönlünden gelmesi gerekir. İyi davranman, ona öfkelenmemiş olman, konuşman veya oturup bir şeyler yiyip içmen sadece insanî bir tavırdır, helallik anlamına gelmez. Helallik, kalbinin tamamen ferahlaması ve "Ben artık bu hakkı talep etmiyorum." demen ile gerçekleşir. Birine hakkını helal ettikten sonra, tekrar “Ben hakkımı geri istiyorum” diyemezsin. Çünkü helallik, geri dönüşü olmayan bir bağış gibidir. Ancak eğer gerçekten helal ettiysen ama sonradan içinde pişmanlık oluştuysa bu pişmanlık geçmiş bir eylemi değiştirmez. Ama gerçekten helal ettiğinden emin değilsen yani "Tam olarak helal ettim mi emin değilim" diyorsan o zaman zaten helal etmemiş olabilirsin ve hakkını hâlâ talep etme hakkın vardır. Kalbinde huzursuzluk varsa ve onu unutamıyorsan belki de helal etmek için henüz hazır değilsin. Kendine zaman tanı. Eğer içini rahatlatmak istiyorsan bir sadaka verip "Ya Rabbi, ben bu hakkımı almayı sana bırakıyorum." diye dua edebilirsin. Eğer gerçekten helal etmek istiyorsan ama içindeki kırgınlık geçmiyorsa “Ya Rabbi, ben helal ediyorum ama kalbim hâlâ üzgün, bana bunu unuttur.” diye dua edebilirsin. Sonuç olarak, helallik tamamen kalbinle verdiğin bir karardır. Allah sana en doğru yolu göstersin ve içini ferahlatsın kardeşim.
hak konusundaki diğer fetvalar
Yasaların size izin verdiği bir işi, hile ve aldatma olmadan yapmanızda hiçbir sakınca yoktur. Böyle bir kul hakkı oluşmaz.
Arkadaşınız kendisine ait bir şeyi size verebilir. Ona “kimseye vermemesi” konusunda bir şart koşulmamış ise onun size vermesinde sakınca olmaz.
Burada önce “hakkım olan” beyanını incelemek gerekir. Herkes yaptığını doğru görebilir, kendisini haklı bulabilir. Herkes yasaları kendisine uydurmaya çalışabilir. Kimse haksızlığı kabullenmiyor olabilir. Savcısı da hâkimi de kendisi olan bir insan “benim hakkım” diyebilir. Bu sebeple bağımsız ve adil kişilerin “senin hakkındır” dediği şeyi ancak rüşvet ile alabiliyorsan o verilen rüşvet alan için rüşvettir ve haramdır, veren için ise gasp edilmiş bir şeydir ama rüşvet değildir. Bu durumda mü'min insanın takvayı tercih edip haramdan ebediyen uzak kalması evla olandır ama fetva olarak malını, canının, onurunu kurtarmak için zalime rüşvet verebilir, bu verdiğinden dolayı günaha girmez.
Bu bir kul hakkıdır. Ahirete gitmeden önce bu haktan kurtulmanız gerekir. Şöyle yapın: Böyle bir günah işlediğiniz için samimi bir tevbe yapın. Minibüs sahibini bulmaya çalışın. Ondan helallik isteyin verirse ne ala, vermezse istediği hakkını verin. Onu bulamazsanız varislerini bulun. Bu da mümkün olmuyorsa o gün cebinize haram olarak giren miktarı yaklaşık olarak da olsa tespit edin ve o miktarı bir fakire sadaka olarak verin. İnşaallah ahirete götürmezsiniz o hakları.
Haram bir işi icra etmiyor olduğu sürece müteahhitlik için asla haram diyemeyiz. O da helal bir meslektir. Mesela bir meyhane inşaatı veya faizli bir banka binası değilse söz konusu taahhüt bir sakınca iş olarak söz konusu değildir. Yalnız ülkemizde ve zamanımızda sürdürülen müteahhitlik mesleği üzerinde bazı hatalar da göz ardı edilemez. Özellikle kul hakkı boyutu ile bakıldığında bu meslek tehlikelidir diyebiliriz. Devletle bağlantılı ihalelerle ilgili olarak not düşmeye gerek yoktur zannediyorum, herkesin bildiği açık bir milyonların hakkı ile ölüp gitme riskinden söz edebiliriz. Diğer sivil olan müteahhitlikte ise insanların sınırsız zevklerine hitap edilen bir işte ne kadar hakkı verilerek bir iş yapılabilir bunu iyi düşünmek gerekiyor. Müteahhit kardeşlerimiz bitmiş işlerini satmalıdırlar. Söz verilerek yapılan işlerde daha sonra sorun oluşması ihtimali yüksektir. Bir bina yapımını örnek alacak olursak yüzlerce itiraz noktasından söz etmek mümkündür. Sözleşmeler çok ayrıntılı ve noter şartlarında yapılmalıdır. Akraba veya dost değil iş yapılan muhatap olarak bakılmalıdır herkese. Kul anlamasa da kulu yaratan anlıyor diye bilinmelidir. Bu inceliklere dikkat edilemiyorsa bu meslek tehlikelidir. Yarın Allah’ın huzurunda düşük kaliteli bir musluktan ötürü hesap vermek Müslüman için zordur. Bunu anlatmak istiyorum. Allah yardımcımız olsun.
Üniversiteden yeni mezun olmuş olsanız da öğrenci kartınız geçerli ise ve işletmeler bunu kabul ediyorsa, bu durumda öğrenci indirimi hakkınızdan yararlanmanız meşru kabul edilir. Burada bir kul hakkı söz konusu olmaz. Eğer mezun olduktan sonra öğrenci kartınız geçerliliğini kaybetmişse bu durumda, öğrenci olmadığınız halde öğrenci indirimiyle bilet almak, hakkınız olmayan bir indirimden yararlanmak anlamına gelir. Bu, kul hakkına girer. Bu hakkı telafi etmek için de; Hakkı sahiplerine iade etmek:Ödemeniz gereken ücret ile ödediğiniz indirimli ücret arasındaki farkı hesaplayarak, ilgili sinema veya tiyatro işletmesine geri ödemeye çalışabilirsiniz. İşletmeyle iletişime geçip durumu açıklayarak ödeme yapabilirsiniz. Eğer doğrudan iade mümkün değilse:Bu durumda farkı sadaka olarak ihtiyaç sahiplerine vermek, kul hakkından kurtulmak için bir çözüm olabilir. Bu esnada Allah’a tevbe etmeyi ihmal etmeyin.