Fetva Meclisi
Soru
Hocam, sizi ziyaret eden müteahhit bir arkadaşıma o meslekten uzak dur şeklinde bir öğüt vermişsiniz. Müteahhitliği günah bir meslek mi görüyorsunuz, ben de müteahhitlik yapıyorum, bana da bırakmamı öğütler misiniz?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. İş ile merhametin kesiştiği yerde durmalısınız. İşe dair kuralları merhamet alanının dışına taşıyın. Merhametiniz işinizi ezerse, şeytan merhamet adı ile iki tarafa da işkence zemini oluşturur. İşe dair kullarınız şeffaf ve kesin kurallar olsun. O kurallarda merhamete gerek yoktur. Bunun dışında ise anne olun, arkadaş olun; rahat edeceksiniz, rahat ettireceksiniz. Size dualar ederiz.
Selamünaleyküm. Bir kere bu kardeşimiz mükemmel bir tevbe etmelidir. Tevbesini canı bilmelidir. Sonra da ana sermayesini helal malı olarak bilmeli ve faizden geldiği kesin olan rakamı da elinden çıkarmalıdır. Elinden çıkarırken de sadaka gibi bir niyet edemez, haramla sadaka olmaz. Üçüncü muhtaç zannettiği bir veya bir kaç kişiye devretmesinde sakınca yoktur.
Aleykümselam. Mesleğiniz bir polis memurunun durumu ile aynı çizgide durmaktadır. Bir mü'min insanın kalbine danışıldığında bu mesleği iyi sayması mümkün değildir. Ancak siz, bir devlet memurusunuz. Polisin amirine itaat ettiği duruma benziyor işiniz. Daha temiz bir işe geçmenizi tavsiye ederim ama bir banka memuru ile de aynı olmadığınızı söyleyebilirim. Allah yardımcınız olsun.
Selamünaleyküm.Sorunsuz bir iş olmaz; her işin kendine göre iç sorunları muhakkak vardır. Faize dayalı bir düzende muhasebecilik ve mali müşavirlik elbette sıkıntılıdır. İmtihan dünyasındayız, kaçarak değil savaşarak kazanacağız. Madem siz haram/helal biliyorsunuz o zaman, sizin gibi helal peşinde olacak iş sahiplerinin 'filan muhasebeci Allah'tan korkar' diyeceği bir ortam hazırlamaya kararlı olun. Bunu da ispat edin, çığır açmış olursunuz.
Müslüman hile yapmaz, hileye alet olmaz. Orada hile yapmadan bulunamıyorsan kendine dahi iyi bir iş bulmaya çalış. Bulunca da ayrıl.
Değerli kardeş, Doğruluğunda tereddüdümüz olmayan ya da iki Müslüman'ın hiçbir şekilde tereddüt etmeyecekleri bir gerçeği söylüyorsunuz: Biz, kanunları İslam olmayan bir ülkede yaşıyoruz. Daha da ötesinde diyebiliriz ki, hukuk sistemi olarak İslam'ı yok sayıp, yerine kendini oturtmak isteyen bir sistemde yaşıyoruz. Bu husus tartışmayı gerektirmeyecek kadar açıktır. Ancak ne yapılması gerektiği hususu, tartışma konusudur. Yıllardan beri Müslümanlar, doğrudan veya dolaylı olarak bu konuyu tartıştılar. Sizin de bildiğiniz gibi hiçbir endişe yokmuş gibi girip çıkan da olmuştur küsüp gider gibi kendini dışlayan da olmuştur. Geldiğimiz nokta ise ortadadır. Bir Müslüman, sadece kendisini düşünecekse yani namaz kılıp evinde oturmakla yetinecekse, gerçekten onun için bir sorun yoktur. Bir de bol bol nafile oruç tutar, kandil gecelerinde de mevlit dinlerse işi tamamdır. Ama böyle bir tavır, ne kadar Ümmet olma şuuruna yakın bir tavırdır? Ruhbanlıkla cemaat adamı olmak arasındaki fark burada gözümüze çarpmıyor mu? Meseleyi daha iyi anlamamıza yardım edecek bir tafsilata da işaret edelim: Bir camide imam olan kişi, avukattan ne kadar farklı olabilir ki? Bir imamın -hususi endişeler taşımaması durumunda- avukattan daha iyi sayılabilecek hangi yönlerini bulabilirsiniz? Eğer meseleye uzaktan seyreden bir bakışla bakacaksak durum budur. Hayır meseleye Ümmet'imizin geçirdiği badirelerden biri olarak bakacaksak daha geniş bir açı çizmemiz şart olmaktadır. Meselenin başka bir boyutu da samimilik boyutudur. Hukuk ve benzeri alanlardaki 'İslam dışılık' endişesini; en az hukuk kadar 'İslam'ın dışında kalmış olma hatta İslam'la savaşma' hâlinde olan mesela ekonomiye, neden aynı şekilde uyarlamıyoruz? Yoksa faiz üzerinden servet elde etmek hafif bir günah türü müdür? Bütün suç hukukun üzerinden mi muhasebe edilecektir? İşimize gelen ve gelmeyen ayrımı yapabilir miyiz? Yoksa 'bu zorunluluk gereği' mi diyeceğiz? Ümmet adına yapılan işlerde böyle kararlar verilemez. Eğer mesele bütün Müslümanları alakadar eden bir mesele ise o zaman Ümmet adına karar verecek mercilerin yani ulemanın ve âkiller kadrosunun devreye girmesi gerekir. Onlar da böyle bir kararı verirken dünü, bugünü ve yarını düşünerek karar vereceklerdir elbette. Kesinlikle hukuk, dikenli bir ormanı andırmaktadır. İçinde dolaşıp da gömleğini dikenlere takmamak neredeyse mümkün değildir. Ama yol almak diye bir derdi olanlar, gerektiğinde gömleklerini feda etmesini de bilmelidirler. Hem gömlekten olmaya razı olmamak hem de yol almaya çalışmak kime nasip olmuş! Dinimiz ve taviz kelimelerini katiyetle bir araya getirmeye yanaşmayız. Din, üzerinden taviz verilebilir bir değer değildir. Yahudiler öyle yaptıkları için Yahudi oldular. Biz inşaallah dinimizi koruma hassasiyetiyle yaşayacağız. Fakat, dinimizin asla esnemez kuralları olduğu gibi, şu şekilde de olabilir denecek kuralları vardır. Zaruretler hâlinde ruhsatla amel edilebilecek bölümleri vardır. Sizin gibi olanların izlemesi gereken siyaset şu olmalıdır: a- Bir kere İslam'ın aslını ve ana hatlarını bilmelisiniz. Bir 'İslam' kelimesinin etrafında dönüp durmak yerine, onun iç sistemini bilmek ve bu uğurda yürümek gerekir. b- Münferit kararların hayır getirmesi beklenmez. Zaten eğer İslam ise gayemiz, İslam istişareyi mü'minlik standartlarından biri olarak önümüze koymuştur, ona riayet edelim. c- Bu meseleyi veya herhangi bir meseleyi yirmi dört saatimizin bütününü işgal edecek ve diğer görevlerimizi mesela ailemizi, günlük ibadetlerimizi ihmal ettirecek hâle getirmemiz de doğru olmaz. Her şeyi dengede ve yerli yerinde değerlendirmeliyiz. İfrat veya tefrit hatadır. d- Muhakkak bir cemaat içinde ve cemaatle hareket hâlinde olmalıyız. Bu cemaat de İslam'ı kendi idrakine göre anlayan, kalıplarını aşamayan, mü'minleri kuşatacak geniş bir yürek taşıyamayan bir karakterde olmamalıdır. Ümmet'i bütün renkleriyle ve sorunlarıyla, farklılıklarıyla, geçmişle gelecek arasında dengeli bir yerde durarak kavrayabilen bir cemaat, içinde bulunmayı zorunlu gördüğümüz cemaat olmalıdır. İslam'ın bir alanını, kendine çalışma alanı yapıp gerisini yok gören anlayıştan uzak kalmaya mecburuz. e- Biz umut ümmetiyiz. Kıldan yapılmış göçebe çadırlarında yaşayanların bile Kur'an nuruyla nurlanacağına, küfür ehlinin nihai galibiyeti elde edemeyeceklerine, durum ne olursa olsun sonunda Allah'ın yardımının bize ereceğine, dünyanın ahiretteki kazancımızın yanında bir hiç olduğuna iman ediyoruz. Bu iman, bizim enerjimiz ve çalışma aşkımızdır. Yanar eririz ama ateşe atılırken bile 'Rabbim bana yeter!' deriz. İslam'ın sistemi, hilafeti kalkmış olabilir. Bir gün daha gür ve daha müessir olarak geri geleceğine imanımız, yarın sabah güneşin doğacağına olan itimadımızdan daha fazladır. Dik durun, erimeyin, küçük düşünmeyin, küçük ve dağınık düşünenlerle mesafeli kalın. Allah'a emanet olun.
hak konusundaki diğer fetvalar
Bu bir kul hakkıdır. Ahirete gitmeden önce bu haktan kurtulmanız gerekir. Şöyle yapın: Böyle bir günah işlediğiniz için samimi bir tevbe yapın. Minibüs sahibini bulmaya çalışın. Ondan helallik isteyin verirse ne ala, vermezse istediği hakkını verin. Onu bulamazsanız varislerini bulun. Bu da mümkün olmuyorsa o gün cebinize haram olarak giren miktarı yaklaşık olarak da olsa tespit edin ve o miktarı bir fakire sadaka olarak verin. İnşaallah ahirete götürmezsiniz o hakları.
Salih insan: Allah’ın haklarını ve kulların haklarını yerine getiren, hata ederse de tevbe eden insan demektir. Dış görünüşü itibariyle böyle bilinen biri için “salih insan olduğunu umuyoruz” denir. İç âlemini Allah’a havale ederiz. Kıyamete kadar salih insanlar az veya çok bulunacaktır.
Arkadaşınız kendisine ait bir şeyi size verebilir. Ona “kimseye vermemesi” konusunda bir şart koşulmamış ise onun size vermesinde sakınca olmaz.
Bu örfi bir durumdur. Genel muhabbet ifadelerinden biri olabileceği gibi bir tuzak ifade de olabilir bu cümleler. Karşı tarafın ne anlayacağına göre belirlenebilir hüküm. Genel olarak bunu helallik saymak gerekir kanaatindeyiz.
İş sahibinin işi helal bir iş ise onun işletme hatalarından ötürü işçisi sorumlu olmaz. İkaz edebileceği yönler olursa onu ikaz eder. Kendisi işini hakkıyla yapar, kazandığı helal olur.
Yasaların size izin verdiği bir işi, hile ve aldatma olmadan yapmanızda hiçbir sakınca yoktur. Böyle bir kul hakkı oluşmaz.