Fetva Meclisi
Soru
Benim beynimde nohut büyüklüğünde bir doku gelişmemiş ve bu benim sağ elimi bazen uyuşturuyor. Bazen de (yılda bir veya iki yılda bir) uykuda hafif derecede nöbet geçiriyorum. Ben imanımın yarısını kurtarma ve huzurlu bir yuva kurma amacıyla evlilik düşünüyorum ama bu hastalık beni korkutuyor ve bu yönde adım atamıyorum. Bir kez denedim ve söyledim, olmadı. Allah’a tevekkül ettim ama insanın hevesi kırılıyor. Gizlemek doğru mu olur bilemiyorum. Ne yapmam lazım hocam?
Cevap
Benzer fetvalar
A- Çocuklu veya çocuksuz, hangi ailenin daha iyi olacağını bilemezsiniz, bilemeyiz. Sabırla geçirmemiz gereken bir hayatı böyle bir takıntıya kurban etmeyiniz. B- Toplumdan etkileniyor olmanız, birinin hamilelik haberinin sizi etkilemesi Allah’ın size verdiği enerjiyi tüketmiyor olmanızdandır. Ev işi size az geliyordur, kendinize aktif işler üretin, bir vakıfta sosyal işler yapın. Çok Kur’an okuyun, zikir yapın, ilim meclislerine katılın. Şeytanın sizinle ilgilenmesine fırsat bırakmayın. Duanız eksik olmasın. Dünyayı cennetiniz zannetmeyin. Dertlerden daha büyük bir yürek taşımaya bakın. Allah yardımcınız olsun. Selamünaleyküm.
Bulaşıcı hastalığı olan biriyle evlenmek caizdir. Evlenip evlenmeme ise tamamen senin rızana bağlıdır. Böyle bir evlilikte riskin varlığı bilindiği için ileride hastalık bulaşırsa bu senin baştan kabul ettiğin bir risk olur; karşı taraf sorumlu tutulamaz. Ancak, tedbirsizlik sonucu ya da kasıtlı olarak bulaştırırsa, bu haram ve kul hakkı olur, ağır vebaldir. Evlilik, özellikle böyle özel durumlarda, uzun vadeli güven üzerine kurulmalıdır. Öfke kontrolü olmayan, sorumluluk bilinci zayıf biriyle risk büyüktür. Bu nedenle, “onu seviyorum” duygusunun yanında, karakter analizi yapmadan ve güven testinden geçirmeden böyle bir evliliğe girilmemelidir. Yani öfke anında kırıcı mı yoksa sakin mi? Sorunları diyalogla mı yoksa restleşerek mi çözüyor? Eğer bu şartlar sağlanmıyorsa, sevgi tek başına bu riskli evlilik için yeterli sebep olmayabilir. Nihayetinde doktorlar, ailen ve çevrenle istişareni yapmadan duygusallığa kapılarak yalnız başına evliliğe karar vermemeni tavsiye ederim. Allah en doğru kararı almanı nasip etsin.
Bu konuyu öncelikle doktorunuzla sonra da bir psikolog ile görüşün. Bu konuyu onlarla spesifik olarak değerlendirin. Çıkan sonuçlara göre hareket etmeye çalışın. Eğer bu sonuçlar annenizin taleplerinin aksine ise annenize doktorların söylediklerini göstererek onun da içinin rahat etmesini sağlayın. Bu konuda aile efradınızdan destek de alabilirsiniz. Allah yardımcınız olsun. Allah'a emanet olun.
Öyle bir hasta ile yaşanmaz şeklinde bir doktor raporu alırsanız boşanmanızda sakınca olmaz. Doktor öyle bir rapor vermedikçe sizin böyle düşünmeniz şeytana alet olmanız olur. Anlaşılan bunu bir takıntıya dönüştürme ihtimaliniz var. İbadetlerinizi arttırarak kendinizi boşlukta kalmaktan kurtarın. Allah yardımcınız olsun.
Selamünaleyküm.Gördüğünüz tedaviyi doktorunuza sorun; kadınlık ve doğumla alakası varsa ve mesela doğum yapmanız açısından küçük de olsa bir risk taşıyorsa bunu hemen söylemelisiniz. Karşı taraf da buna rağmen kabul ederse yolunuza devam edersiniz. Yoksa ayrılırsınız.
Tedavisi olmayan bir hastalık değildir bu. Doktora gidin ve doktor kontrolünde tedavi olun. Biiznillah evlenirsiniz de çocuğunuz da olur. Güzel bir hayat yaşarsınız. Allah’a emanet olun.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Evlenmek istemediğinizi belirtmeniz kaderle inatlaşmak değildir. Böyle bir arzunuz da olmayabilir. Neticede bir zaman sonra uygun bir evliliği yaparsınız belki, o zaman da böyle konuşmazsınız ve olur biter.
Otla etin mubahlığı aynı değildir. Toprağın bitirdiği, ekin ve meyve her ne varsa, sahiplik sorunu olmadıkça mubahtır. Zehirli ve zararlı olanlar ise insan sağlığı açısından sakıncalı olduğu için yenmez. Bunun dışında toprağın bitirdiğinde temel kural mubahlıktır. Et cinsi ise iki şeyle sınırlandırılmıştır. Birincisi: Hayvanın eti yenir cinsten olmasıdır. İkincisi ise: Balık türü hariç, eti yenecek hayvanın kesiminin besmeleli ve uygun yolla yapılmış olmasıdır. Sadece suda yaşayabilen hayvanların, bir kesime tabi tutulmadan yenmesi helaldir. Suda ve karada yaşayabilen ve sadece karada yaşayabilen hayvanlardan çekirge gibi akıcı kanı olmayanlar hariç kesime tabi tutulmadan yenmesi caiz değildir. Domuz ve köpeğin hiçbir yolla mubah olması mümkün değildir. Bu ikisi dışındaki hayvanlar kesim yoluyla temiz olurlar. Eti yenenin eti, eti yenmeyenin derisi kullanılabilir. Yırtıcı ve leş yiyen hayvanların eti yenmez. Hayvan kesilmeden önce diri olmalıdır. Ölmek üzere olan bir hayvanın kesilmesi bir fayda sağlamaz. Hayvanı kesenin; Müslüman, Akıllı, Mümeyyiz, Gerçek Yahudi veya Hıristiyan olması gerekir. Kesilen hayvanın boğazı ve damarları kesilmelidir. Kesime başlamadan önce de bıçağı kullananın besmele çekmesi şarttır. Av hayvanlarının helal olması, ava besmeleyle başlanmasıyla mümkündür.
1- Bir kere aile bütçesi şeklinde bir uygulama yapmayın. Sizin bir bütçeniz olsun, eşinizin bütçesi ayrı olsun. Bu bir ibadettir, namazı ortak kılamayacağınız gibi zekâtı da ortak veremezsiniz. Bütçeleriniz belli olsun, harcamayı dilediğiniz gibi ortak yapın. 2- Altınlarınız bulunduğuna göre siz borçlardan önce ZEKÂT MÜKELLEFİ idiniz. Borç bitiş tarihi olan son dört ayı başlangıç yapın. On ikinci ayın sonunda malınızın toplamının yani altınların değeri artı elinizdeki nakit paralar artı SGK'dan alacağınızın toplamı artı eczanedeki satılık olarak bekleyen ilaçların maliyet fiyatı üzerinden tutarı ve artı varsa başkalarından alacaklarınızın toplamını MALINIZ OLARAK BELİRLEYİN. 3- O ay içindeki ödemelerinizi yani tahakkuk eden vergi ve sigorta bedellerini, şahıslara olan borçlarınızı, faturası gelmiş elektrik ve benzeri ödemelerinizi bir önceki maliyetten düşün. Kalan miktar sizin zekât için ödemeniz gereken maldır. Onun yüzde iki buçuğunu zekât olarak vereceksiniz. 4- Zekâtı nakit olarak da verebilirsiniz. Eczanenizdeki ilaçlardan da verebilirsiniz. Mesela bin lira zekât tutuyorsa o bin lirayı nakit olarak da verebilirsiniz, üzeri fiyattan hesaplayarak bin liralık ilaç da verebilirsiniz. 5- Zekât gününde ödeme yapmanız nakit bulma zorluğu gibi bir nedenle sıkıntı oluşturuyorsa zekât borcunuzu hesaplayın. Mesela bin lirayı hesap edin. Onu zekât borcunuz olarak bir kenara kaydedin. Ara ara ödemelerle ya da ilaçlarla borcu bitirebilirsiniz. Bir ay veya üç ay taksitlendirilmesinde sakınca yoktur. 6- Zekâtı para veya ilaç olarak nasıl verecekseniz zekât alabilecek nitelikteki bir fakire vereceksiniz, bunu unutmayın. 7- Eşiniz de nisap miktarı mala sahip ise onun da böyle bir hesap sistemi olacak. 8- Kurbanı da siz kendiniz keseceksiniz. Eşinizin malı varsa o da ayrı bir kurban kesecek. Allah kabul etsin.
'Ya hasta olursam!' diyen biri gibi olmayın. Hastalık kaderimiz ama biz yaşamaya devam ediyoruz. Günahlar da böyledir. Günah işlememek ana ilkemiz olsun. İşlememeye de çalışalım. İşlediğimizde hemen tevbe ve istiğfar edelim. Tekrar işlersek, tekrar tevbe edelim. Tekrar tekrar.. Ölünceye kadar bu böyle devam etmelidir. Sonunda şeytan mağlup, biz galip oluncaya kadar. Kul olarak biz, Allah'ın işine ve hükmüne karışır gibi hesaplar, muhasebeler yapmayız. Haddimizi bilir, boynumuzu bükük tutarız.
Müslüman bir insanın, Allah’ın dininden bazı bölümleri beğenmesi kabul edilemez. Müslüman, Allah’a teslim olmuş insanın adıdır. Bir yandan teslim olduğunu söyleyip diğer yandan da pazarlık yapmak söz konusu olamaz. Namazlardan bir namazı, bir rekâtını atarak kabul etmek nasıl gülünç ise, İslam’ın içinden namazı atıp, gerisini din olarak benimsemek de gülünçtür. Namaza dokunulamadığı gibi, her biri namaz ayarında olan herhangi bir emrine de dokunulamaz. Zekât, oruç, hac gibi temel emirler ya da o emirler düzeyinde güçlü bilgi ile oluşan yasaklar ve cezalar pazarlık meselesi haline getirilemez. Bu meselede şu hususların önceden bilinmesi ve benimsenmesi şarttır: 1- Dinimiz İslam, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin bi'setinden itibaren başlamış bir din değildir. Allah Teâlâ’nın gönderdiği bütün dinler aslında İslam dini idi. Tahrif gördükleri için Allah onları değiştirdi. İslam o dinlerin son şeklidir. Kıyamete kadar da kalacak din İslam dinidir. 2- İslam, zaman ve mekân etkisi dışındadır. İnsan için gelmiş bir dindir; nerede insan yaşıyorsa, hangi zamanda insan varsa, İslam orada o insan için vardır. Şu çağın şartları veya filan bölgenin gerekleri İslam’ın içinde bir değişikliği gerektirmemektedir. 3- İslam, insan eli değmemiş haliyle kaldığı için ‘son din’ olma özelliğini korumaktadır. Hiçbir zaman, hiçbir güç İslam’dan koparma yapamayacağı gibi, ilave de yapamayacaktır. Tarihin farklı dönemlerinde denenmiş; ama asla başarılamamıştır bu denemeler. 4- Önceki dinler olan Yahudilik ve Hıristiyanlık, o zamanın insanlarının zevkine uydurulduğu için kaldırıldı. İnsanlığın din konusunda böyle bir sabıkası vardır. Batı kültürünün etkisiyle yetişen nesiller zaman zaman Hıristiyanlığın başına geleni İslam adına da düşünüyor olabilirler. Sırf bu nedenle büyük yatırımlar da yapabilirler. Bu bir anlamda savaştır. Dini içten eritme ve çürütme savaşıdır. Müslüman bir insanın savaşı sadece ağır silahlarla oynanan bir tiyatro olarak görmesi oldukça üzücüdür. Yaşadığımız çağda kalemle yapılan savaşların gücü, silahla yapılan savaşlardan daha etkili olmaktadır. Bu yüzden de, dininden korkan namazlı Müslümanlar görebilmekteyiz. Kıldığı namazdan sonra, ‘şeriattan Allah’a sığınan’ ucube insanlarla karşılaşabiliyoruz. 5- Şeriatsız din, eli kolu bağlı bir dindir. Camilere, evlerdeki namaz odalarına sıkıştırılmış bir dindir. Hâlbuki Allah, fitne kalksın, yegâne söz sahibi Allah olsun diye din gönderdi. Ve dinini bütün kainata gönderdi. Hıristiyanların tahrif edip, kiliseye daralttığı din, Allah’ın onlara gönderdiği din değildi. İslam’ın da o mantıkla incelenmesi hiçbir şekilde kabul edilemez. Eğer İslam, o mantıkla da yaşanabilir bir din olsaydı Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, Mekke’den Yesrib’e hicret etmek zorunda kalmaz, Daru’l-Erkam’da güzel bir din yaşardı.
Fındığı, depolaması yani muhafaza etmesi için verirse, satış da o gün ortaya çıkan bir ticaret gibi olur. Bunda sakınca yoktur. Fındığı mesela ağustos ayında tüccara verdiği hâlde fiyatını ocak ayında mesela tespit ederlerse bunda dinen sıkıntı olur. İki pozisyon arasında fark şöyle anlaşılabilir: Birincisinde fındık depoda bekliyordur, sahibi istediği zaman geri alabilir onu. İkincisinde ise fiyatı belirlenmediği hâlde tüccar onu kullanmıştır sadece fındığın sahibine kaç para vereceğini daha sonra belirleyeceklerdir. Bu ikinci durum yanlıştır.