Fetva Meclisi
Soru
Size yurt dɪşɪndan yazɪyorum. Marketten aldığımız her ürünün içeriğini okumak zorunda kalıyoruz. Çünkü haram madde bulunma ihtimali oluyor. Firmalar içerikleri değiştirebildiği için ekmekte, yoğurtta ve diğer ürünlerde her alışverişte tekrar tekrar kontrol ediyoruz. Fakat bazen gözümüzden kaçıyor ve içinde haram madde bulunan bir ürünü satın almış oluyoruz. Eve gelince de artık çok geç oluyor; bazı mağazalar geri iade kabul etmiyor. Bu durumda annem, bu ürünleri çöpe atmak yerine karşı komşumuza veriyor. Kendileri Hıristiyan. Önceleri ben bunun normal olduğunu düşünüyor ve çöpe atılmadığı için içim rahat ediyordu. Fakat sonra şunu düşünmeye başladım: Haram olan bir şeyi başkasının yemesine vesile olmak bizi sorumlu tutmaz mı? O kişi Hıristiyan da olsa sonuçta haram, haramdır diye düşünüyorum. İsraf olmasın diye böyle yapıyoruz ama başkasının haram yemesine sebep olmak beni tedirgin ediyor. Bu durumda ne yapmamız gerekir hocam?
Cevap
Benzer fetvalar
Böyle bir hata ile size gelen yiyecek veya benzeri eşyayı fakir birine vermeniz doğru olandır. Yanlış geldiğini ikaz etmeniz üzerinize düşen görevdi, onu yapmışsınız. Başka yapacak bir şeyiniz de yoktur.
Allah Teâlâ işinizi kolay, kalbinizi müreffeh kılsın. Sizi şeytandan ve bütün şerlerden muhafaza etsin. Âmîn. Gıda konusunda elbette hassas olacağız ama evine gittiğimiz Müslüman’ın da belli bir hassasiyeti olabileceğini unutmayacağız. Açık bir haram getirmeleri durumu olursa ona çok açık ve nazik bir dille tepki göstereceğiz. Şüpheli bir durum seziyorsak bu sefer “bunu yemem” tepkisi yerine mesela gıdadaki hassasiyetlere işaret eden bir muhabbet ortamı açarak konuya giriş yapacağız. Belki de böylece o ailenin de gıda konusunda şuurlu olmasına sebep olup ecir kazanacağız. Ama hiçbir şekilde zemini tartışma zeminine dönüştürmeyeceğiz. Bu önemli. Sonuç olarak tablomuz bize şunu gösteriyor: Açık bir haram ile haram riski aynı değil ama dikkat ikisi için de geçerli. Bir arada oturmaya gelince, esasen bir arada oturulamaz şeklinde kural yoktur. Bir arada oturmak genellikle bir süre sonra cıvık denebilecek hareketlere, göz kaymalarına neden olabileceği için tedbir bakımından sakıncalı görülmüştür. Bu hususta da gıdada olduğu gibi bir tebliğ fırsatı kollayarak oturabiliriz. Gözümüzü ve aklımızı kontrol edemeyeceğimize veya karşımızdakilerin gevşekliğine bakarak da oturmayı iptal edebiliriz. Rabbim sizi korusun. Bu mübarek ümmetin mübarek insanlarından olasınız.
Direkt söylemenizi ama nezaket ve inceliği bırakmamanızı tavsiye ederiz. Mesela, sizin din açısından hassas olduğunuzu ama onları da sevdiğinizi söyleyebilirsiniz. Ramazan’ı gerekçe gösterebilirsiniz. Erteledikçe onun düzelme ihtimalini de erteliyorsunuz, ola ki sizin sözünüz etki eder ve kalbi yumuşar. Nezaketle ve dikkatlice uyarın, ilişkiyi kesmeyin. Ve onlar için dua edin muhakkak. Umutla da onların ıslahına vesile olmayı bekleyin, büyük bir hayır işlemiş olacaksınız.
Öncelikle, Allah’ın rızasını gözeterek haramdan sakınma hassasiyetiniz çok kıymetlidir. Bu, imanınızın güçlü olduğunu gösterir. Ev arkadaşınızın yaşam tarzından uzak durun. Onu uyarmışsınız ancak düzelmiyorsa bu konuda daha fazla zorlamanıza gerek yoktur. Eğer mümkünse farklı bir ev arkadaşı bulmaya çalışın. Kendi özel alanınızı koruyun, haram ortamına maruz kalmamaya dikkat edin. Zinadan kendinizi korumaya çalışın. Bunun için ibadetlerinizi artırın, özellikle namazı terk etmeyin ve Kur’an okumaya devam edin. Kendinizi yalnız bırakmayın, güvenilir ve dindar arkadaşlar edinin. Boş zamanlarınızı verimli kullanın, spor, ilim, mesleki gelişim gibi alanlara yönelin. Allah’tan yardım isteyin. İlmî ve dini sohbet halkalarına katılın.
Bir insanın Müslüman olmaması onunla sosyal ilişki içinde olmamıza mani değildir. Yeme içme dâhil her türlü sosyal ilişkimiz olabilir onlarla. Şu kadar ki bazı hassas noktalara dikkat ederiz: Müslüman olmayan biri ile ilişkimiz bizi Müslümanlığımızdan kompleksli duruma düşürmemelidir. Böyle bir ihtimal durumunda ilişkiyi keseriz. Asla imana, ibadete ve ahlaka dair konularda tartışmayız, seviyesiz ortamda tebliğ bile yapmayız. Onlardan tartışma içerikli sorular gelmesi durumunda ise soruların çapı ve yoğunluğu kadar bir mesafeyi anında koyarız. Onlarla ilişkilerimizi haramlara bulaşma nedeni yapamayız. Bu şu demektir: Onlarla yiyip içerken bize ait helal haram hassasiyetimiz zedelenmemelidir. Hatta konuşmamızda bile bu ölçümüz canlı kalmalıdır. İlişkilerimiz üzerimizdeki farz ibadetleri aksatma nedeni olmamalıdır. Onlarla ilişkimiz evlilik gibi mahrem ve hassas konularımız etrafında hatta yakınında bile olmamalıdır. Müslüman olmayanlarla ilişkilerimizde onların ekonomik ağırlığı altında olmamalıyız. O kadar ki onların ikramlarını bile benzerini yapabildiğimiz kadarı ile kabul etmeliyiz. Müslüman olmayanlara dinimizi ulaştırmamız bizim görevimizdir. Bir kelime bile olsa önümüzdeki fırsat, onu değerlendiririz ama dini anlatmanın en güzel yolunun onu iyi yaşamak olduğunu unutmayız. Dini anlatacağız diye dini olmayanın seviyesine düşerek konuşma yapmak bir yanlıştır. Bunu biliriz. Böyleleri için sürekli hidayet duası yaparız. Duamız da onun gıyabında olur.
Tam bir fitne zamanında yaşıyoruz. İmanın fitneye kapılma ihtimali yüksek olan bir zamandır bu zaman. Buna göre de bir mü'min olarak ilk ve öncelikli vazifemiz, imanımızı korumak olmaktır. Başkaları ile ilgilenirken biz eriyor olabiliriz. İmanımızı, salih amellerimizi, mü'min çevremizi, cihat heyecanımızı, ahiret endişemizi eskitmeden korumakla başlayan bir görevimiz vardır. Bu bölümü teminat altına almalıyız. İkinci olarak da şunu bileceğiz: Biz kuluz. İnsanlar da bizim gibi kuldurlar. Kalplerimiz Allah Teâlâ'nın elindedir. Hidayet etmek onun işidir. Biz ses çıkarırız, yol alırız; neticeyi Allah Teâlâ verir. Sanki her sözümüz bir kişiyi hidayete erdirecek gibi bir beklenti içinde olamayız. Görevimizi iyi belirleyelim. Bizim görevimiz hidayete erdirmek değil hidayete davet etmektir. Bunu becerebilirsek gerisini Allah Teâlâ kolaylaştırır. Üçüncü olarak da şunu bileceğiz: İnsanlar sözlerden çok örneklerden etkilenirler. Biz iman iddiası olan mü'minler olarak iyi mü'min olma gayretinde olacağız. 'Bütün dünya fesada boğulsa ben tek başıma son iyi mü'min örneği olarak kalacağım' şuuru bize hakim olmalıdır. Başarı burada gizlidir. Anlatan, anlattığını kendi üzerinde örneklendiremeyen mü'min başarılı olamaz. Resmi görevli, memur mantıklı hocalık başarısızlık bir numaralı örneğidir. Bir başka temel husus da şudur: İnsanların kul olmaları ile alakalı derdi olanlar insanlarla mal ilişkisine girmeyecekler. Mal alıp verme ile sürdürülen ilişkilerin üzerine imani etki geliştirmek zordur. Ve özellikle Allah Teâlâ'nın bizi başarılı kılması için samimi dualar yapmaya mecburuz. Duamız kadarız biz, duamız! Rabbim muvaffak kılsın.