Fetva Meclisi
Soru
Bir arkadaşım bu sene böbreğinden ameliyat oldu ve oruç tutamıyor. Arkadaşıma bu tutamadıkların borç olmuyor, geçici bir hastalık olduğu için parasını vermene de gerek yok demişler. Bu doğru mudur hocam, arkadaşımız ne yapmalı?
Cevap
Benzer fetvalar
Toplam kaç gün oruç tutamadığınızı hesaplayın. Ne zaman ne kadar tutabilirseniz, borçtan düşecek şekilde onları yavaş yavaş tutun. Hastalık nedeniyle tutamadığınız için fazlasını tutmanız gerekmez.
Aleykümselam. Sıhhatinize kavuşuncaya kadar oruç borçlarınızı erteleyebilirsiniz. Bir kenara not edin, borçlarınızı unutmayın. Tutmaya kararlı olun. Gerisini Allah'a havale edin.
Kaza orucu tutarken âdet gören kişinin sadece bozulan orucu tutması yeterlidir. Önceki oruç kazasına yenisi eklenmez.
Ameliyatlı birinin dayanamaması özürdür. Özürle bozulan oruç sadece o günü kaza etmeyi gerektirir, kefaret gerekmez.
Selamünaleyküm. Aynı orucu tekrar tutmanız yeterlidir.
Öncelikle geçmiş olsun, Rabbim sabır versin, şifa ihsan etsin. Böbrek ameliyatı sonrası oruç meselesi, sağlığın durumuna bağlıdır. Eğer doktorun oruç tutmanı sakıncalı bulmuyorsa, sağ böbreğin tek başına görev yapabiliyorsa ve oruç tutarken su kaybı, halsizlik, tansiyon gibi sorun yaşamıyorsan oruç tutabilirsin. Ancak oruç seni zorlar, sağlığını tehlikeye atar veya ilaçlarını düzenli alamazsan oruç tutmaman gerekir. Dinimizde sağlık önceliklidir. Allah kolaylık ister, zorlaştırmaz. Gerekirse bu senenin orucunu kaza edersin ya da fidye verirsin. Sağlığın tam olarak düzelinceye kadar kendini zorlamamak en iyisidir. Doktorunun tavsiyesi ve kendi hissettiklerin bu konuda en doğru yol göstericidir. Geçmiş olsun, dua ediyorum.
ameliyat konusundaki diğer fetvalar
Keşke bağışlama yönünü tercih etmese idiniz. Trafik canavarına yem vermiş oldunuz. Böyle bir kazada sigorta şirketlerinin takdir ettiği rakam kadar bir rakam alabilirsiniz. Aldığınızı da evinizde kullanmanızda sakınca yoktur. O size helal bir paradır. Aldığınızın çok olmadığını zannediyorum. Hepinize geçmiş olsun. Günahlarınıza keffaret olsun. Allah Teâlâ tekrarından muhafaza buyursun.
Biri kadın diğeri erkek ve ikisi de aynı derecede uzman doktor şeklinde bir seçeneğimiz olmadığı sürece erkek doktorda ameliyat olmanın sakıncası yoktur. Geçmiş olsun.
Kadının memelerinin günlük yaşantısını etkileyecek kadar büyük olması mesela kamburunun oluşmasına neden olması ya da eğilip doğrulmayı zorlaştıracak durumda olması bir hastalıktır. Bu hastalığın cerrahi bir müdahale ile iyileştirilmesi de caizdir. Böyle bir nedenle yapılan müdahalenin sonradan değiştirilmesi ya da mezara konurken giderilmesi gibi bir şart söz konusu değildir. Bu durumun gerçek bir hastalık mı yoksa estetik merakı mı olduğu ise Allah ile kulu arasındaki bir durumdur. Zira sadece estetik amaçlı böyle bir uygulama caiz değildir. Uzman doktorlarla görüşüp cerrahi müdahaleden başka bir çare olmadığına kanaat getirerek işlem yapılmalıdır.
Özellikle kadınlar açısından yüz güzelliği ile ilgilenmek insan fıtratı ile alakalı bir durumdur. Bu nedenle dinimiz penceresinden bakıldığında yüz güzelliği ile ilgili uygulamalar için esastan “sakıncalı/caiz değil” denmesi isabetli değildir. Tamamen her şeyin mübah görülebileceği bir esneklik de yoktur. Caiz olanı caiz olmayanı vardır. Umumiyetle “Allah’ın yarattığını değiştirmek” olarak başlıklandırılabilecek uygulamalar için sakıncalı denmektedir. Ameliyatla veya iple yüz germe, göz kapağını germe, çene düzeltme, burun değiştirme veya düzeltme, yarık dudak ameliyatı yaptırma gibi uygulamalar ve bunların lazer, iğne gibi farklı bir yöntemle yapılması için bu genel kural zikredilebilir. Söz konusu uygulamaları bazı örnekler üzerinden gerekçeleri ile ele alabiliriz. HIFU uygulaması caiz görülmüştür. Çünkü bu uygulamada Allah’ın yarattığını ameliyatla değiştirme ve karşı tarafı aldatma durumu bariz bir şekilde yoktur. Microblading (kaşları daha gür gösterecek bir uygulama) yöntemi ile kaş yaptırmak dövmeye benzediği için caiz görülmez. Dövme hadisle sabit bir haramdır. Krem ve benzeri kimyasallar kullanarak dudak yarığını kapatmak veya yüz derisini germek sakıncalı görülmemiştir. Çünkü bu uygulama kökten değişiklik yapan bir ameliyat benzeri değildir. Netice olarak şu bilinmelidir: Allah’ın yarattığı tipi değiştirmek, insanları aldatacak bir görüntüye kavuşmak gibi maksat ve sonuçlara götüren uygulamalar caiz olmaz. Her ne olursa olsun sağlığı uzun vadede de olsa etkileyen mesela kansere neden olan uygulamalar caiz olmaz.
Geçmiş olsun. Allah Teâlâ afiyetinizi ihsan etsin. Namazı, iyileşmenize engel olmayacak şekilde nasıl kılabiliyorsanız öyle kılabilirsiniz. Buna yatarak kılmak da dâhildir.
Namazı ayakta kılmanın şart olduğu bilinen bir gerçektir. Bu şartın yerine getirilmemesi ise ancak bir hastalık nedeniyle caiz olabilir. Özellikle farz namazlar için genel kural budur. Nafile namazlarda durum biraz daha hafif ele alınabilir. Ayakta kılmamak için genel olarak ölçü şu şekilde belirlenir: Ayakta duramamak, Durursa zarar görmek, Durması durumunda hastalığının artması veya iyileşmenin gecikmesi, Baş dönmesi, Ayakta idrar kaçırmanın artması genel engeller olarak görülebilir. Bu durumdaki biri namaza oturarak başlayabilir. Namaz içinde durumu fark ederse oturarak devam edebilir. Ayakta kılamayan biri oturma veya kılabildiği şekilde kılma ruhsatı aldıktan sonra rükû ve secdede hangisini yapabiliyorsa onu yapar, gerisini ima ile yani başını eğerek yapar. Tıbbi ifadelerle bakıldığında ise ayakta kılamama veya secdeye gidememe özürleri ise şu durumlar değerlendirilebilir: Secdeye gidememeye ait tıbbi örnekler Temel olarak iki durum söz konusu Secdeye gidilmesi halinde mevcut hastalığın ilerlemesi, İlgili organlardan birinde fonksiyon kaybı (eklem hareket açıklığının azalması gibi) ya da ağrı nedeniyle secde yapmak için gerekli hareketlerden birinin yapılamaması gibi. Genel olarak her türlü hastalığın nekahet döneminde özellikle cerrahi branşlarda (kaza, travma ya da ameliyat sonrası) hastanın kendisini iyi hissedene kadar (geçici bir süre) ani tansiyon düşüklüğü gibi durumlara karşı secde etmemesi tavsiye edilebilir. ORTOPEDİ: Diz ve kalçada kireçlenme varsa secde etmek hastalığın ilerlemesine sebep olabilir. Menisküs: Secdede ısrar mevcut yırtığın ilerlemesine ve ameliyatın daha zor olmasına neden olur. Diğer ortopedik hastalıklarda; hasta secde edebiliyorsa yapsın denebilir. BEYİN CERRAHİSİ: Bel eklemi eğilmeye müsaade edebiliyorsa, fıtığın artmasına neden olmayacak şekilde (hekim tarafından tarif edilir) secde eder. CİLDİYE: Sedef benzeri hastalıklar eklem çevrelerini özellikle sık tutar. Hastalığın atak dönemlerinde dizlerin (yaraların) üzerine basınç uygulanması şikâyetleri artırabilir, iyileşmeyi olumsuz etkiler Mikrobik bir hastalık, cerrahi ya da dâhili bir hastalığa eşlik eden yaralar, basınca maruziyet nedeniyle diz çevresinde daha sık görülebilir. “Açık yara” tabir edilen durumlarda sargı üzerinden bile olsa yaranın basınca maruz kalması iyileşmeyi olumsuz etkileyebilir. GÖZ: Vitrektomi gibi bazı göz ameliyatlarından sonra birkaç hafta secde edilmez. Göz içi basıncı artıran durumlarda uzun süre secde etmek mahsurlu, üç tesbih okunacak miktar secdede problem olmuyor. KBB: Baş dönmesi yapan hastalıklarda ne kadar yavaş hareket edilse de kulak kristallerinin hareketi kulak çınlaması ve baş dönmesini artırır. Şikâyet artar ancak hastalığın gidişatını etkilemez. DÂHİLİYE: Tansiyon düşüklüğü olan hastaların secde etmesi çok sıkıntı olmaz ancak kalkarken hızlı hareket edilmesi “ortostatik hipotansiyon” (pozisyonel tansiyon düşüklüğü) nedeniyle bayılmaya neden olabilir. Ciddi kansızlıkta bu tabloya neden olabilir ancak böyle durumlarda gerekli müdahale ile kısa dönemde iyileşme sağlanır. CERRAHİ BRANŞLAR: Ameliyat sonrası yara iyileşme problemi ve “anastomoz” ameliyatlarında, müdahale hattında gerilme, iyileşmeyi olumsuz etkileyeceği için Üroloji ve karın ameliyatları sonrası hekim tavsiye ettiği kadar (2-3 hafta) secde edilmemesi uygundur. Bütün bu örneklerde hekim kendisi namaz kılan birisi ise zararın olup olmayacağını yani temel ölçümüz olan iyileşmeyi geciktirme bile olsa sonuç ruhsat verebilir. Bu konuda namaz kılan bir doktor adeta müftü durumundadır.