Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Hisse/pay senetlerinin zekâtı nasıl hesap edilir?
Cevap
Benzer fetvalar
Şirketler, hükmî şahıs niteliğinde olduklarından, şirketlerin kendisi değil de ortaklardan her birinin hissesi, tek başına veya varsa diğer mallarıyla birlikte nisap miktarına ulaşırsa zekâta tâbi olur. Buna göre, aslî ihtiyaçlarından fazla, nisap miktarı (80.18 gr. altın veya değeri) mala sahip olan kimsenin, bu malın üzerinden bir yıl geçmesi hâlinde zekâtını vermesi gerekir. Sanayi sektöründe faaliyet gösteren şirketlerin; duran varlıkları (üretim aletleri, makine vb.) zekâttan muaftır. Bir yıllık borçlar, malzeme, işçilik, üretim, pazarlama, yönetim, finansman vb. giderlerin maliyet hesapları yapılıp çıkarıldıktan sonra dönen varlıklar (yarı mamul ve üretilmiş mallar, hammaddeler, nakit para, çek vs.) net kâr ile birlikte kırkta bir (%2,5) oranında zekâta tâbidir. (Zühaylî, el-Fıkhuî-İslâmî, 3/1947-1948) Dolayısıyla böyle bir şirketin ortağı olan kişinin, şirketin büro, alet vb. duran varlıkları dışındaki dönen varlığından kendi hissesine düşen miktarın nisaba ulaşması ve üzerinden bir yıl geçmesi hâlinde zekâtını vermesi gerekir. Ticaret alanında çalışan şirketlerde de durum aynıdır. Hisse sahiplerinin, zekâtın verilmesini şirket yönetimine bırakması hâlinde, yönetim, hisse sahiplerine vekâleten onların payının zekâtını verebilir. Bu durumda, gerçek şahıslar mallarının zekâtını nasıl hesaplayıp veriyorlarsa, şirket yönetimi de o şekilde verir. Şirket, hisselerin zekâtını vermemişse, hissedarların kendi hisselerinin zekâtını vermeleri gerekir. Kamerî yıl esasına göre senede bir envanter/bilanço çıkarılır. Dönen varlıklar, nakitler, çekler ve alacaklar değer olarak toplanır. Varsa borçlar çıkarıldıktan sonra geride kalan tüm meblağın %2,5’i zekât olarak verilir.
Selamünaleyküm. İnşaat bir maldır. Her mal gibi inşaatın da yapılırken ve bittikten sonra bir değeri vardır. Nitekim inşaat, kullanıma hazır durumda iken satıldığı gibi yapım aşamasında da o anki değeri üzerinden satılmaktadır. Bu da inşaatın her an bir değeri bulunduğunu ve hesaplanabileceğini göstermektedir. İnşaat işi yapan bir Müslüman, elindeki inşaat halindeki malın değerini maliyeti üzerinden hesaplar. Bitmiş inşaat da maliyeti üzerinden hesaplanır ve elde ne kadar mal bulunduğu anlaşılır. Elindeki malın ona maliyeti mesela çimento satan bir nalburun elindeki malın maliyetini hesaplayıp zekâtını vermesi gibi bir durumdur. Bu eğer bir şirket şeklinde ise, şirketteki ortaklığı oranında malı hesaplanmış olur. Böylece kaç paranın ya da ne kadar malın zekâtını vereceğini bilir. Zekât verebilecek kadar elde nakit bulunmaması ya da kardeşinizin durumunda olduğu gibi hissesinin veya inşaatın durumu hakkında bilgi kısırlığı varsa sonradan bilgi netleşmesi ile beraber geçmiş toptan ödenmek üzere zekât bir iki yıl geciktirilebilir.
Selamünaleyküm. Zekâtınızı şu şekilde hesap edin: - Önce, defterinizdeki borçlarınızı, imzaladığnız senetleri, kestiğiniz çekleri, tahakkuk etmiş vergi, fatura ve benzeri ödemeleri hesaplayın. - Elinizdeki nakit paraları, banka hesabındakileri, müşteri çeklerini, üretimde kullanacağınız gayrı mamül parçaların size maliyet değerlerini, mamül hâle getirdiğiniz malların imalat değerlerini toplayın. - Birinci toplamı ikinci toplamdan çıkarın. Elinizde kalan varsa onun yüzde iki buçuğunu zekât olarak verin. Allah kolaylık versin.
Kâr amacıyla alınıp satılan mallara “ticaret malları” denir. 24 ayardan 80,18 gr. altın değerinde ticaret malına sahip olan kişinin, nisap miktarı mala sahip olmasının üzerinden bir kamerî yıl geçmesi hâlinde, kırkta bir (% 2,5) oranında zekâtını vermesi gerekir. Zekât, diğer şartlar yanında, hakikaten veya hükmen elde mevcut bulunup üzerinden bir kamerî yıl geçen maldan verilir. İleride sağlanması muhtemel artışlar zekâtın hesaplanmasında dikkate alınmaz. Ticaret malları için de aynı ilke geçerlidir. Bu itibarla, ticaret malının zekâtı verilirken, satıldığı takdirde elde edilecek kâr dikkate alınmadan sanki malın bizzat kendisinden zekât veriyormuş gibi zekât hesaplama anındaki cârî/güncel değeri esas alınır.
Zekâtın farz olması için kişinin Müslüman, akıl baliğ; yıllık borcu ve temel ihtiyaçlarından fazla “nisap miktarı” hakikaten ya da hükmen artıcı nitelikte mala/paraya sahip olması gerekir. Ayrıca söz konusu malın/paranın üzerinden, edinme anından itibaren bir kamerî yılın geçmesi ve bu birikimin yıl sonunda nisap miktarının altına düşmemesi gerekir. Kişinin maaş ve ücret gibi gelirinin olması tek başına zekât mükellefiyeti doğurmaz; asıl olan yukarıda belirtilen şartların gerçekleşmesidir. Bu gelirlerin zekâtı, zekât yılı başında malik olunmayan ancak yıl içerisinde edinilen mallar (mâl-i müstefâd) kapsamında değerlendirilir. Söz konusu malların zekat yılının (havl) ne zaman başlayacağı konusunda içtihat farklılıkları bulunmaktadır. Hanefî mezhebine göre zekât yılı içerisinde sonradan elde edilen gelirler, yıl hesabı itibarıyla zekâta tabi mevcut mallara dahil edilir ve onlarla birlikte zekâtı verilir. (Serahsî, el-Mebsût, 3/31-32; Merğînânî, el-Hidâye, 1/100-101) Şâfiî mezhebine göre ise sene içerisinde hayvanın yavrulaması ve ticaret malının artması gibi durumlarda oluşan fazlalık, yıl hesabı açısından mevcut malla beraber değerlendirilirken; miras, hibe vb. yollarla müstakil olarak elde edilen mal/para ise mevcut birikime dahil edilmez, her mal/para kendi kamerî yılını tamamladığında zekâtı verilir. (Nevevî, Ravza, 2/269-270; Nevevî, el-Mecmû’, 5/365) Din İşleri Yüksek Kurulu, zekât yılı içerisinde sonradan elde edilen gelirlerin yıl şartı bakımından mevcut mallara/paralara dâhil edilerek zekâtının verileceği görüşündedir. Buna göre maaş ve ücret gibi gelirlerin zekât durumu şu şekildedir:
Ticari bir mal olduğunda araziler de zekât malıdır, para gibi onların da zekâtı verilmelidir. Arazilerin zekâtı ile alakalı olarak şu ayrıntılara dikkat etmeliyiz: Arazilerin de nisaba yani zekâtın gerekli olması için şart olan ölçüye ulaşması gerekir. Nisab 81 gram altın veya onun değeridir. Yani elimizdeki arazinin o günkü değerinin 81 altın tutarında olması gerekir. Bu rakam ve daha fazlası arazinin değeri olunca arazimiz nisaba ulaşmış demektir ve zekâtı verilir. Arazi için zekât farz olunca verilecek miktar değerinin % 2,5 kadarıdır. Zekâtın arazi için farz olmasında yıl şartı vardır. Tıpkı parada olduğu gibi üzerinden yıl geçince zekât farz olur. Yıl için de hicri yıl geçerlidir. Bu da üç yüz elli beş gündür. Araziye bir ticari meta olarak sahip olduğu günden itibaren bir yıl sayar ve sonunda zekâtını verir. Arazinin ekonomik değerini, zekât farz olduğu günkü piyasa üzerinden değerlendirir. Üzerinde yapılanma devam eden (inşaat, ifraz gibi…) arazilerin zekâtı, zekât farz olan günün yani yıl sonunun piyasası o hâliyle ne ise ona göre hesap yapılır. Arazinin zekâtını nakit olarak vermekte zorlanan yani elinde nakit bulunmayan, o gün ne kadar zekât vermesi gerektiğini hesaplar ve kendisini zekâta borçlu sayar, ilk fırsatta zekâtını aynı rakamlarla verir. Arazi zekâtı verecek olan nakit çıkarmakta zorlanıyorsa veya arazinin kendisini zekât olarak vermek fakir açısından daha yararlı oluyorsa arazinin kendisinden de zekât verebilir. Piyasa fiyatı üzerinden araziyi değerlendirdikten sonra üzerine farz olan zekâta karşılık gelecek kadar arazi parçasının tapusunu fakire verir. Zekât farzı da yerini bulmuş olur. Arazide ortak olanlar, hisselerinin piyasa değeri kadarının zekâtını verirler.
ZEKAT ve SADAKA konusundaki diğer fetvalar
Tabiatta kendiliğinden yetişen kamış, ot ve benzeri şeyler için öşür gerekmez. (Serahsî, el-Mebsût, 3/2; İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-kadîr, 2/249) İnsanlar tarafından kazanç elde etmek üzere yetiştirilen kavak ve kamış gibi ürünlerden ise zekât (öşür) gerekir.
Sözlükte onda bir anlamına gelen öşür, dinî bir kavram olarak, tarım ürünlerinden verilen zekât demektir. Tarım ürünlerinin zekâta tâbi oluşu Kur’ân ile sabittir. Yüce Allah, “Ey iman edenler! Kazandıklarınızın iyilerinden ve rızık olarak yerden size çıkardıklarımızdan infâk edin.” (el-Bakara, 2/267); “Çardaklı ve çardaksız (üzüm) bahçeleri, ürünleri çeşit çeşit hurmaları, ekinleri, birbirine benzer ve benzemez biçimde zeytin ve narları yaratan O’dur. Her biri meyve verdiği zaman meyvesinden yiyin. Devşirilip toplandığı gün de hakkını (zekât ve sadakasını) verin, fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri sevmez.” (el-En'âm, 6/141) buyurmaktadır. Bu ürünlerin zekâtlarının oranı bizzat Hz. Peygamber (s.a.s.) tarafından belirlenmiştir. Bir hadis-i şerifte, “Yağmur ve nehir sularıyla sulanan toprak mahsullerinde onda bir; kova ile (masraf edilerek) sulananlarda ise yirmide bir öşür gerekir.” (Buhârî, Zekât, 55 [1483]) buyrulmuştur.
Vergi bir vatandaşlık görevidir; zekât ise dinî bir yükümlülüktür. Ayrıca zekât ile vergi; mükellefiyet, temel gaye, oran, miktar ve harcanacağı yerler (et-Tevbe, 9/6) bakımından birbirinden farklıdır. Bu itibarla, devlete ödenen vergiler zekât yerine geçmez. Zekâtın ayrıca verilmesi gerekir. (Karadâvî, Fıkhu’z-zekât, 2/1118; İslâm Ticaret Hukukunun Günümüzdeki Meseleleri, 996)
Tercih edilen görüşe göre her türlü toprak mahsulleri ile meyveler için zekât/öşür vermek gerekir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/53) Dolayısıyla çay ve pancar da zekâta (öşre) tâbidir.
Öşrü verilen tarım ürünleri, üreticisi tarafından paraya dönüştürülmedikçe ürün olarak ambarda ne kadar kalırsa kalsın yeniden öşre tâbi olmaz. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/268, 298) Ancak öşrü verilen bir ürün satılır ve paraya dönüştürülürse bu para nakit türü diğer zekât malları ile birlikte değerlendirilir.