Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Vergi, zekât yerine geçer mi?
Cevap
Benzer fetvalar
Asla zekât ve vergiyi birleştiremeyiz. Bu şuna benzer: Teravih namazı çok yoğun, akşamı da ondan sayalım! Böyle bir şey olamaz.
Selamünaleyküm. Zekât, bir görev olarak verilir. Bir görevle, bir işin karşılığı görülmemelidir. Zekâtın çalışana ücret olarak verilmesi temel ilkeler açısından doğru değildir.
Bir kere yaşadığımız ortamın bir İslam Devleti olmadığını bilmeniz gerekiyor. Bulunduğumuz şartları İslam devletinde bir mü’minin yapacağı işlerle kıyas etmeniz makul değildir. Zekât ve vergi bir arada olmaz, bu doğrudur. Bulunduğumuz yerin zekât yeri olmadığı da başka bir doğrudur. İki doğruyu birbirine karıştırmayalım.
Zekâtın verilebileceği yerler Kur’ân-ı Kerîm’de ismen sayılarak belirtilmiştir. Bunlar; fakirler, yoksullar (miskinler), zekât toplamakla görevlendirilen memurlar, müellefe-i kulûb, hürriyetlerini elde etmeye çalışan köleler, borçlular, Allah yolunda cihad edenler (fî sebîlillah) ve yolda kalmış olanlardır. (et-Tevbe, 9/60) Bu âyette belirtilenler kurum değil, bireylerdir. Buna göre zekât bizzat bireye veya onun vekiline verilmelidir. Bu genel ilkeye göre adı ne olursa olsun kurumlara zekât verilmez. Âlimlerin çoğunluğunun görüşü bu istikamettedir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/43-46; İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-kadîr, 2/272; İbn Kudâme, el-Muğnî, 2/497-498) Ancak halka hizmet veren bu gibi kurumlara gönüllü yardımlar yapılabilir.
Zekât, fakirin şahsına verilebilen bir ibadettir. Kur’an kursu şahıs değildir; kurumdur. Kuruma zekât verilemez. Allah’a emanet olunuz.
Zamanında zekâtını vermeyen bir kişi, daha sonra fakir düşer ve zekât borcunu ödemeden ölürse zekât sorumluluğundan kurtulamaz. Bu durumdaki kişi mirasçılarına, zekât borcunu ödemeleri hususunda vasiyette bulunmalıdır. Şayet vasiyet etmeden ölürse günahkâr olur. Geride kalan vârisleri onun adına zekâtı verirlerse bu borçtan kurtulacağı ümit edilir. Bir malda zekât borcu doğduktan sonra mal çalınma, kaybolma, gasp gibi istem dışı bir yolla telef olsa; mükellef ödeme gücüne sahip olsun veya olmasın, Hanefîlere göre o malın zekât sorumluluğu ortadan kalkar. Mal bulunmayınca, zekât da gerekmez. Diğer fakihlere göre ise zekât sorumluluğu devam eder. Mükellefin onu ödemesi gerekir. Ancak bağış veya satış yoluyla elden çıkartılmış olan malın zekâtının verilmesi gerektiği ittifakla kabul edilmiştir. (bk. İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/266; Bilmen, İlmihâl, 321-322)
ZEKAT ve SADAKA konusundaki diğer fetvalar
Şirketler, hükmî şahıs niteliğinde olduklarından, şirketlerin kendisi değil de ortaklardan her birinin hissesi, tek başına veya varsa diğer mallarıyla birlikte nisap miktarına ulaşırsa zekâta tâbi olur. Buna göre, aslî ihtiyaçlarından fazla, nisap miktarı (80.18 gr. altın veya değeri) mala sahip olan kimsenin, bu malın üzerinden bir yıl geçmesi hâlinde zekâtını vermesi gerekir. Sanayi sektöründe faaliyet gösteren şirketlerin; duran varlıkları (üretim aletleri, makine vb.) zekâttan muaftır. Bir yıllık borçlar, malzeme, işçilik, üretim, pazarlama, yönetim, finansman vb. giderlerin maliyet hesapları yapılıp çıkarıldıktan sonra dönen varlıklar (yarı mamul ve üretilmiş mallar, hammaddeler, nakit para, çek vs.) net kâr ile birlikte kırkta bir (%2,5) oranında zekâta tâbidir. (Zühaylî, el-Fıkhuî-İslâmî, 3/1947-1948) Dolayısıyla böyle bir şirketin ortağı olan kişinin, şirketin büro, alet vb. duran varlıkları dışındaki dönen varlığından kendi hissesine düşen miktarın nisaba ulaşması ve üzerinden bir yıl geçmesi hâlinde zekâtını vermesi gerekir. Ticaret alanında çalışan şirketlerde de durum aynıdır. Hisse sahiplerinin, zekâtın verilmesini şirket yönetimine bırakması hâlinde, yönetim, hisse sahiplerine vekâleten onların payının zekâtını verebilir. Bu durumda, gerçek şahıslar mallarının zekâtını nasıl hesaplayıp veriyorlarsa, şirket yönetimi de o şekilde verir. Şirket, hisselerin zekâtını vermemişse, hissedarların kendi hisselerinin zekâtını vermeleri gerekir. Kamerî yıl esasına göre senede bir envanter/bilanço çıkarılır. Dönen varlıklar, nakitler, çekler ve alacaklar değer olarak toplanır. Varsa borçlar çıkarıldıktan sonra geride kalan tüm meblağın %2,5’i zekât olarak verilir.
Öşrü verilen tarım ürünleri, üreticisi tarafından paraya dönüştürülmedikçe ürün olarak ambarda ne kadar kalırsa kalsın yeniden öşre tâbi olmaz. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/268, 298) Ancak öşrü verilen bir ürün satılır ve paraya dönüştürülürse bu para nakit türü diğer zekât malları ile birlikte değerlendirilir.
Hisse/pay senedi, şirket sermayesindeki belli bir payı temsil eden ve bu miktar üzerinden sahibine ortaklık hakkı veren bir menkul kıymettir. Bir şirketin hissesine sahip olan kimse, dolaylı olarak o şirketin aynî malları, nakit/finansal varlıkları, hak ve borçları gibi tüm varlıkları yanında bu varlıkların kârına ve zararına ortak olur. Buna göre -payları borsada işlem görsün veya görmesin- bir şirkette hisse sahibi olan kimse, şirkete ait nakit ve nakit hükmünde olan (altın, çek vb.) varlıklar, tahsili umulan ticarî alacaklar, hammadde, mamul veya yarı mamul cinsinden ticarî mallar, satış amaçlı elde bulundurulan menkul ya da gayrimenkuller ve finansal yatırım varlıklarından borcu dışında payına düşen miktar, tek başına ya da zekâta tabi diğer mallarıyla birlikte nisap miktarına ulaşır ve üzerinden de bir yıl geçerse % 2,5 oranında zekât vermesi gerekir. Şirketin zekâta tâbî varlıklarından kendi hissesine düşen miktar konusunda bilgisi bulunmayan hisse sahibi ise araştırma yapar ve araştırma sonucunda oluşan zann-ı galibine göre zekâtını verir. Diğer taraftan borsa üzerinden ticaret (alıp satarak kazanç sağlama) amaçlı satın alınan pay senetleri, zekât açısından ticaret malı gibi değerlendirilir ve değeri üzerinden % 2,5 oranında zekâta tabî olur.
Üretim araçları zekâta tâbi değildir. Ancak bunlarla elde edilen ürün veya gelirler, tek başına ya da diğer birikimlerle birlikte nisap miktarına ulaşır ve üzerinden bir yıl geçerse kırkta bir (%2,5) oranında zekâta tâbi olur.
Hayvanların zekâtı, kendi cinsinden verilebileceği gibi değerleri üzerinden para olarak da verilebilir. (bk. Kâsânî, Bedâ’i, 2/41) Ancak fakirin yararına olanı tercih etmek daha uygundur.
Tabiatta kendiliğinden yetişen kamış, ot ve benzeri şeyler için öşür gerekmez. (Serahsî, el-Mebsût, 3/2; İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-kadîr, 2/249) İnsanlar tarafından kazanç elde etmek üzere yetiştirilen kavak ve kamış gibi ürünlerden ise zekât (öşür) gerekir.