Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Şirket ortakları nasıl zekât verirler?
Cevap
Benzer fetvalar
Hisse/pay senedi, şirket sermayesindeki belli bir payı temsil eden ve bu miktar üzerinden sahibine ortaklık hakkı veren bir menkul kıymettir. Bir şirketin hissesine sahip olan kimse, dolaylı olarak o şirketin aynî malları, nakit/finansal varlıkları, hak ve borçları gibi tüm varlıkları yanında bu varlıkların kârına ve zararına ortak olur. Buna göre -payları borsada işlem görsün veya görmesin- bir şirkette hisse sahibi olan kimse, şirkete ait nakit ve nakit hükmünde olan (altın, çek vb.) varlıklar, tahsili umulan ticarî alacaklar, hammadde, mamul veya yarı mamul cinsinden ticarî mallar, satış amaçlı elde bulundurulan menkul ya da gayrimenkuller ve finansal yatırım varlıklarından borcu dışında payına düşen miktar, tek başına ya da zekâta tabi diğer mallarıyla birlikte nisap miktarına ulaşır ve üzerinden de bir yıl geçerse % 2,5 oranında zekât vermesi gerekir. Şirketin zekâta tâbî varlıklarından kendi hissesine düşen miktar konusunda bilgisi bulunmayan hisse sahibi ise araştırma yapar ve araştırma sonucunda oluşan zann-ı galibine göre zekâtını verir. Diğer taraftan borsa üzerinden ticaret (alıp satarak kazanç sağlama) amaçlı satın alınan pay senetleri, zekât açısından ticaret malı gibi değerlendirilir ve değeri üzerinden % 2,5 oranında zekâta tabî olur.
Selamünaleyküm. İnşaat bir maldır. Her mal gibi inşaatın da yapılırken ve bittikten sonra bir değeri vardır. Nitekim inşaat, kullanıma hazır durumda iken satıldığı gibi yapım aşamasında da o anki değeri üzerinden satılmaktadır. Bu da inşaatın her an bir değeri bulunduğunu ve hesaplanabileceğini göstermektedir. İnşaat işi yapan bir Müslüman, elindeki inşaat halindeki malın değerini maliyeti üzerinden hesaplar. Bitmiş inşaat da maliyeti üzerinden hesaplanır ve elde ne kadar mal bulunduğu anlaşılır. Elindeki malın ona maliyeti mesela çimento satan bir nalburun elindeki malın maliyetini hesaplayıp zekâtını vermesi gibi bir durumdur. Bu eğer bir şirket şeklinde ise, şirketteki ortaklığı oranında malı hesaplanmış olur. Böylece kaç paranın ya da ne kadar malın zekâtını vereceğini bilir. Zekât verebilecek kadar elde nakit bulunmaması ya da kardeşinizin durumunda olduğu gibi hissesinin veya inşaatın durumu hakkında bilgi kısırlığı varsa sonradan bilgi netleşmesi ile beraber geçmiş toptan ödenmek üzere zekât bir iki yıl geciktirilebilir.
Zekâtın farz olması için kişinin Müslüman, akıl baliğ; yıllık borcu ve temel ihtiyaçlarından fazla “nisap miktarı” hakikaten ya da hükmen artıcı nitelikte mala/paraya sahip olması gerekir. Ayrıca söz konusu malın/paranın üzerinden, edinme anından itibaren bir kamerî yılın geçmesi ve bu birikimin yıl sonunda nisap miktarının altına düşmemesi gerekir. Kişinin maaş ve ücret gibi gelirinin olması tek başına zekât mükellefiyeti doğurmaz; asıl olan yukarıda belirtilen şartların gerçekleşmesidir. Bu gelirlerin zekâtı, zekât yılı başında malik olunmayan ancak yıl içerisinde edinilen mallar (mâl-i müstefâd) kapsamında değerlendirilir. Söz konusu malların zekat yılının (havl) ne zaman başlayacağı konusunda içtihat farklılıkları bulunmaktadır. Hanefî mezhebine göre zekât yılı içerisinde sonradan elde edilen gelirler, yıl hesabı itibarıyla zekâta tabi mevcut mallara dahil edilir ve onlarla birlikte zekâtı verilir. (Serahsî, el-Mebsût, 3/31-32; Merğînânî, el-Hidâye, 1/100-101) Şâfiî mezhebine göre ise sene içerisinde hayvanın yavrulaması ve ticaret malının artması gibi durumlarda oluşan fazlalık, yıl hesabı açısından mevcut malla beraber değerlendirilirken; miras, hibe vb. yollarla müstakil olarak elde edilen mal/para ise mevcut birikime dahil edilmez, her mal/para kendi kamerî yılını tamamladığında zekâtı verilir. (Nevevî, Ravza, 2/269-270; Nevevî, el-Mecmû’, 5/365) Din İşleri Yüksek Kurulu, zekât yılı içerisinde sonradan elde edilen gelirlerin yıl şartı bakımından mevcut mallara/paralara dâhil edilerek zekâtının verileceği görüşündedir. Buna göre maaş ve ücret gibi gelirlerin zekât durumu şu şekildedir:
Allah Teâlâ işinize bereket, kalbinize huzur versin. Şöyle yapın: Kendinize bir zekât günü belirleyin. Bugün kameri aylardan birinin günü olsun. Mesela Ramazan ayının dokuzu gibi. Her sene o gün geldiğinde; a- Kasanızdaki, bankadaki, cebinizdeki nakitleri, altınları (altın tek başına olduğunda kendi gramı üzerinden hesaplanır, burada değerini para olarak ilave edebilirsiniz.), elinizdeki çekleri (günü ne olursa olsun) toplayın, b- Dükkanınızda satılmak üzere bekleyen yedek parçaları fatura değeri üzerinden hesaplayın, c- a ve b kalemlerini birleştirin. Bu birleşim sizin zekât hesabı yapılacak olan mal varlığınızdır. d- SATMAK İÇİN BEKLETTİĞİNİZ arsa veya gayrimenkuller varsa onların da piyasa değerini c kalemine ilave edersiniz. İkinci olarak da; a- Önünüze gelmiş ödenecek faturalar, kesilmiş çekler, bir yolla ortaya çıkmış borçlar varsa bunları hesaplayın. b- Bu hesabı bir önceki toplamdan düşün. Geriye kalan değer yani elinizde borçlar düştükten sonraki net kalan 81 gram altın veya onun piyasa değeri kadar ediyorsa sizin bu sene zekât vermeniz gerekir. Daha aşağı düştü ise zekât vermeniz gerekmez. Zekât vermeniz gerekiyorsa eldeki net kalanın yüzde iki buçuğunu vereceksiniz. Onu hemen vermeniz gerekir ama elde nakit sıkıntısı varsa birkaç gün ertelemenizde sakınca olmaz. Allah yardımcınız olsun. Anlaşılmayan bir nokta varsa tekrar yazabilirsiniz.
Ticari bir mal olduğunda araziler de zekât malıdır, para gibi onların da zekâtı verilmelidir. Arazilerin zekâtı ile alakalı olarak şu ayrıntılara dikkat etmeliyiz: Arazilerin de nisaba yani zekâtın gerekli olması için şart olan ölçüye ulaşması gerekir. Nisab 81 gram altın veya onun değeridir. Yani elimizdeki arazinin o günkü değerinin 81 altın tutarında olması gerekir. Bu rakam ve daha fazlası arazinin değeri olunca arazimiz nisaba ulaşmış demektir ve zekâtı verilir. Arazi için zekât farz olunca verilecek miktar değerinin % 2,5 kadarıdır. Zekâtın arazi için farz olmasında yıl şartı vardır. Tıpkı parada olduğu gibi üzerinden yıl geçince zekât farz olur. Yıl için de hicri yıl geçerlidir. Bu da üç yüz elli beş gündür. Araziye bir ticari meta olarak sahip olduğu günden itibaren bir yıl sayar ve sonunda zekâtını verir. Arazinin ekonomik değerini, zekât farz olduğu günkü piyasa üzerinden değerlendirir. Üzerinde yapılanma devam eden (inşaat, ifraz gibi…) arazilerin zekâtı, zekât farz olan günün yani yıl sonunun piyasası o hâliyle ne ise ona göre hesap yapılır. Arazinin zekâtını nakit olarak vermekte zorlanan yani elinde nakit bulunmayan, o gün ne kadar zekât vermesi gerektiğini hesaplar ve kendisini zekâta borçlu sayar, ilk fırsatta zekâtını aynı rakamlarla verir. Arazi zekâtı verecek olan nakit çıkarmakta zorlanıyorsa veya arazinin kendisini zekât olarak vermek fakir açısından daha yararlı oluyorsa arazinin kendisinden de zekât verebilir. Piyasa fiyatı üzerinden araziyi değerlendirdikten sonra üzerine farz olan zekâta karşılık gelecek kadar arazi parçasının tapusunu fakire verir. Zekât farzı da yerini bulmuş olur. Arazide ortak olanlar, hisselerinin piyasa değeri kadarının zekâtını verirler.
Altın ticareti yapan bir kimse zekâtını sahip olduğu altın ve elde ettiği gelirin toplamı üzerinden verir. Ayarları veya ağırlıkları ne olursa olsun altın ticareti yapan kimsenin elinde bulunan altınların toplamı 24 ayardan 80,18 gram altın değerine ulaştığında, kırkta bir (% 2,5) oranında zekât verilmesi gerekir. Zekât yıllık bir ibadet olduğu için zekât verme zamanı bir kameri yıl üzerinden hesaplanır. Söz gelimi, geçen yılın zekâtı 15 Ramazan’da hesaplanmışsa, yeni yılın zekâtı 15 Ramazan’da elde mevcut altın esas alınarak hesaplanır. Yıl içinde altın miktarında meydana gelen artışlar ve eksilmeler dikkate alınmaz. Ticaret için olan ziynetlerin zekâtı, sırf maden değerleri üzerinden değil; işçilik, kullanılan kıymetli taşlar vb. şeyler dâhil güncel maliyet değeri üzerinden hesaplanır. Kuyumcu olmayanlar için ise bozdurma fiyatı üzerinden zekât verilir.
ZEKAT ve SADAKA konusundaki diğer fetvalar
Vergi bir vatandaşlık görevidir; zekât ise dinî bir yükümlülüktür. Ayrıca zekât ile vergi; mükellefiyet, temel gaye, oran, miktar ve harcanacağı yerler (et-Tevbe, 9/6) bakımından birbirinden farklıdır. Bu itibarla, devlete ödenen vergiler zekât yerine geçmez. Zekâtın ayrıca verilmesi gerekir. (Karadâvî, Fıkhu’z-zekât, 2/1118; İslâm Ticaret Hukukunun Günümüzdeki Meseleleri, 996)
Tabiatta kendiliğinden yetişen kamış, ot ve benzeri şeyler için öşür gerekmez. (Serahsî, el-Mebsût, 3/2; İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-kadîr, 2/249) İnsanlar tarafından kazanç elde etmek üzere yetiştirilen kavak ve kamış gibi ürünlerden ise zekât (öşür) gerekir.
Öşrü verilen tarım ürünleri, üreticisi tarafından paraya dönüştürülmedikçe ürün olarak ambarda ne kadar kalırsa kalsın yeniden öşre tâbi olmaz. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/268, 298) Ancak öşrü verilen bir ürün satılır ve paraya dönüştürülürse bu para nakit türü diğer zekât malları ile birlikte değerlendirilir.
Sözlükte onda bir anlamına gelen öşür, dinî bir kavram olarak, tarım ürünlerinden verilen zekât demektir. Tarım ürünlerinin zekâta tâbi oluşu Kur’ân ile sabittir. Yüce Allah, “Ey iman edenler! Kazandıklarınızın iyilerinden ve rızık olarak yerden size çıkardıklarımızdan infâk edin.” (el-Bakara, 2/267); “Çardaklı ve çardaksız (üzüm) bahçeleri, ürünleri çeşit çeşit hurmaları, ekinleri, birbirine benzer ve benzemez biçimde zeytin ve narları yaratan O’dur. Her biri meyve verdiği zaman meyvesinden yiyin. Devşirilip toplandığı gün de hakkını (zekât ve sadakasını) verin, fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri sevmez.” (el-En'âm, 6/141) buyurmaktadır. Bu ürünlerin zekâtlarının oranı bizzat Hz. Peygamber (s.a.s.) tarafından belirlenmiştir. Bir hadis-i şerifte, “Yağmur ve nehir sularıyla sulanan toprak mahsullerinde onda bir; kova ile (masraf edilerek) sulananlarda ise yirmide bir öşür gerekir.” (Buhârî, Zekât, 55 [1483]) buyrulmuştur.
Üretim araçları zekâta tâbi değildir. Ancak bunlarla elde edilen ürün veya gelirler, tek başına ya da diğer birikimlerle birlikte nisap miktarına ulaşır ve üzerinden bir yıl geçerse kırkta bir (%2,5) oranında zekâta tâbi olur.