Fetva Meclisi
Soru
Hz. Rabia tanıdığımız üzere evlenmemiş ve yılın çoğunu oruçla geçirmiş birisi. İslam’da bir kadının evlenmemesi ve sünnete uygun olmayan bir şekilde yılın tamamını oruçlu geçirmiş olması ne kadar doğrudur? Efendimiz aleyhisselamın yemek yemeyip hep oruç tutmak isteyen, eşiyle ilişkiye girmekten kendini imtina eden ve hiç uyumayıp sürekli ibadet etmek isteyen kimselere karşı uyarısına baktığımız zaman bu tutumun yanlış olduğunu anlayamaz mıyız?
Cevap
Benzer fetvalar
İnsanların neyi neden yaptıklarını esasen sadece Allah Teâlâ bilir. Biz zahire göre yani dışarıdan görülen şekline göre karar veririz. Oruç tutuyor olması bir insan için iman işaretidir biiznillah. Orucun dışındaki hayatını yanlış çizgide değerlendirmesi ise orucunun yok sayılma nedeni olmaz yeter ki açık bir imandan çıkma noktasında olmasın. Bugün orucun bu şekilde hafif tutulması, iftarının kendisinden daha önemli olması ya da ahkâmının önemsenmemesi bir imtihan meselesidir maalesef. Oruç esasen imanla bağlantısı bakımından namazın aynısıdır. Sağlığa faydası var veya yok oruç ibadettir. Bütün ibadetler gibi emredeni Allah olduğu için yapılır. Allah’a iman gereği olarak yapıldığı için de ihlas ve ihsan üzere yapılması istenir. Prensip olarak tamamını yapamadığımız şeyin yapabildiğimiz kadarını ihmal etmemiz doğru olmaz diye düşünmeliyiz. Bir yandan oruç tutmaya ve tutulması için çalışmaya diğer yandan da orucun kalitesini yükseltmeye gayret edeceğiz. Böylece bir imtihan olan hayatımızı değerlendirmiş olacağız.
Kesinlikle yersiz ve değersiz bir bakışla düşünüyorsunuz. Kadınların kıskanıyor, özeniyor ve önemsiyor olmaları onların yaratılışı ile alakalıdır. Dinimiz de onların kıskanıyor, eşini önemsiyor olmalarını kınamamıştır. Abartıya kaçmış, hastalık düzeyinde bir kıskanma söz konusu ise onun için tedavi olma yönünde tavsiyede bulunuruz ama bunun dışında kadının kıskanıyor oluşu bu hayatın tabii olayları arasındadır. İşi iftira etme, zulmetme, görevlerini ihmal etme gibi bir noktaya taşıdı ise ortada tedavi gerektiren bir durum vardır, bunu istisna tutarız. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin eşleri annelerimizden bize intikal eden bilgiler arasında sözünü ettiğimiz kıskanmanın gayet açık örnekleri vardır ve bu örnekler üzerinden Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz onları azarlamamış aksine tabii görüp sabrettiği örnekleri de çıkmaktadır. Kadınların bünyelerine göre gayet normal olan bu mizaç hayatın sürmesi yönünde de önemli bir katkı sağlamaktadır. Netice olarak da erkek ve kadın birbirlerinin imtihanı olarak yaratıldılar. Kadının cinsellik, kendisini geliştirme gibi ihtiyaçları için gerekli bir farklılığı kötülük olarak yorumlayamayız. O da zaman zaman kıskanmanın kendisini ezdiğini hisseder ama yapabileceği bir şey yoktur. Ölçüleri aşmayıp sabrederek ecir kazanacaktır. Evet, psikolojik hatta psikiyatrik bir seviyede sorun da olabilir bu mizaçta. O durumda buna hastalık olarak bakarız; kalp ritim bozukluğu nasıl tedavi ediliyorsa bu da tedavi edilir. Abartılı bir kıskanma beraberinde aklı hırpalamayı da getirmiş olabilir. Dengeli düşünme ve yaşama bozulabilir. Kadın kendi kendini yiyen bir sinir makinesine dönüşebilir. Sindirim sistemi bile bu yüzden bozulmuş olabilir. Yalnız kalma, uyuyamama gibi sonuçlar çıkabilir. Daha da ağır bir muhtemel sonuç olarak din ile irtibatında hatta itikadında sarsılmalar oluşabilir. Bunların tamamını abartı sonucu oluşan hastalık olarak görür ve tedavi yönünü tercih ederiz. Çok garip bir ihtimal olarak da kadının sırf bu kıskançlığı sebebiyle eşini zina etmekle de itham edebilir ki Hanefi mezhebi fukahası bu ithamı fıkıhta belirlenmiş ölçüleriyle ispat edememesi durumunda kazf cezasına müstahak olacağını söylemişlerdir. Özet olarak şunu söyleyebiliriz: Bu hayatı imtihan için yaşıyoruz. Evlilik de imtihanımızın bir boyutudur. Eşlerin birbirlerine bakışları, etkileri imtihanımızın ayrıntılarıdır. Kadınların kıskanma yönleri de o ayrıntının bir damarıdır neticede. Allah’a sığınmak, sabırla ve sebat ile yol almak gerekir. Allah yardımcımız olsun. Âmîn.
Selamünaleyküm. Zikrettiğiniz hadis, Müslim'de 761 nolu hadistir. Ancak siz, metnini verdiğiniz hadisten başka bir hadisin tercümesini zikretmişsiniz. O hadis de Müslim'de 763 nolu hadistir. Mesele şudur: kadın ay başı veya loğusa olduğunda namaz kılmaz, oruç tutamaz. Namazları daha sonra kaza etmesi gerekmez, orucu ise kaza eder. Annemizin verdiği bilgi budur.
İnsandaki cinsel şehvetin en önemli hazırlayıcı etkenlerinden biri alınan gıdalardır. Oruç bu alınan gıdaları disiplin altına tutmaya katkı vermesi içindir. Yoksa oruç cinsel şehveti kökten kaldırmaz. Cinsel şehveti gıda ile kökten kaldırmanın riski insanın sıhhatinin tehlikeyi girmesi olarak sonuçlanabilir. Gençler için tavsiye edilen oruç, mesela hafta iki gün Pazartesi ve Perşembe günleri oruç tutmak gibi bir oruçtur. Sürekli oruç tavsiye edilmez, edilmemiştir de. Bu zamanda oruçtan daha önce 'göz koruması/kulak koruması' eylemi yapmak gerekir. Gözü şehveti çıldırtan salgının içine bıraktıktan sonra ne oruç ne de hac kurtarıcı olmaz. Şehveti yataklık eden sebeplerle mücadele etmek gerekiyor.
Samimi bir tevbe edin. Tekrar böyle bir cürete teşebbüs etmeyeceğinize dair Allah'a söz verin. Allah'a verilen bir söze nasıl sadık kalınacaksa öyle sadık kalın. Sonra da siz ve eşiniz, hiç ara vermeden ALTMIŞ BİR GÜN oruç tutun. Sadece aybaşı olduğu günlerde eşiniz ara verecek. Onun dışında hiç ara vermeyeceksiniz. Kış günlerinde oruç kolaydır, o mevsimde tutabilirsiniz. Bu ayıbınızı da kimseye anlatmayın.
Kur'an ve Sünnet esas alındığında RABITA'nın olmadığını söyleyebiliriz. Yorum yapıp ayrıntı getirerek Rabıtaya delil oluşturulabilir. Ama bir namaz gibi, bir oruç gibi delil bulmak mümkün değildir. En iyi ihtimalle söylenebilecek söz şudur: Salih kimseler olduklarına inandığımız bazı büyük şahsiyetlerin kanaatlerine dayanılarak böyle bir uygulama ortaya konmaktadır. Bu da olsa olsa içtihadî bir mesele kabul edilebilir. Dolayısıyla içtihada dayalı bir mesele bütün ulemaya, dine mal edilemez. Bunun karşılığında Rabıtayı şirk olarak vasıflandırmak da zor benimsenebilir bir tepkidir. Zira şirk, Allah Teala'ya karşı işlenebilecek en ağır suçlardandır. Şirkten daha ağır bir suç yoktur. Müslümanlardan bir Müslüman'ın kastı olmadan ihdas ettiği bir şeyi böyle ağır bir kavramla vasıflandırmak doğru olmasa gerek. Biz, Allah'ın kullarını dışlamaktan zevk alamayız. Rabıtayı kabul etmek veya etmemek açısından bakmadan, mü'minlerden bir grubu şirkle itham etmeyi konuşuyorum. Yapılan şey yanlışsa bile şirkle itham ondan daha aşağı kalır bir hata olmaz. Bizim, meşgul olacağımız kadar dış sorunumuz vardır. Onlara yönelelim.
evlilik konusundaki diğer fetvalar
Böyle bir zorunluluk yoktur. O ifadeler bizim Müslüman toplumumuzun oluşturduğu bir örf durumundadır. Hayırlı ve bereketli olsun.
İki yabancı olan kadın erkek arasında yabancılığı ve sınırları sadece NİKAH kaldırır. Nikahtan önce hiçbir şey sınırları kaldırmaz. Nişan sadece ölçülü bir şekilde görüşmeye fırsat verir, gerisi ateşle oynamaktır maazallah!
Kız veya kadının bir erkeğe ‘benimle evlenir misin?’ demesinin ve bunun neticesinde evlilik oluşmasının dinen bir sakıncası yoktur. Yaşadığımız toplumun ve erkeğiyle kadınıyla insanlığın geldiği durumun geneline bakıldığında ise bunu tavsiye etmek çok zor görülmektedir. Bir başka sakınca da genç bir kızın, bir erkeğin iyi olduğuna karar verecek birikimi nasıl oluşturduğu meselesidir, gençler ‘iyi’ dedikleri çok kişileri daha sonra kötüden de kötü görebilmektedirler. Ailelerin aşılmadığı bir ilişki başlangıcı en güzelidir.
Öyle bir hüküm yoktur, evlenebilir. Yalnız tevbe etmiş olması gerekir. Tevbe edip günahından kurtulduktan sonra evlenebilir.
Mehir unutulmuş olsa nikâh yine nikâhtır. Çevrenizdeki kullanılan mehir miktarlarından bir ortalama yaparak mehir talep etmenizde sakınca olmaz. Aranızda nasıl anlaşabilirseniz o muteberdir.
Şeytanın en büyük silahlarından biri, insanı geçmişi ile meşgul edip geleceğini batırmasıdır. Tevbe etti iseniz, tevbenizde samimi iseniz, şimdiki hayatınızı ibadetle dolduruyorsanız doğru yoldasınız demektir. Şeytanın fısıltılarına alet olmayın. Geçmişin bataklığında dolaşacak yerde mevcut gününüzün baharında dolaşın. İbadet edin. Kur'an okuyun, o size huzur getirir.