Fetva Meclisi
Soru
Salgın nedeniyle ciddi ekonomik sıkıntı yaşayan insanlar var, bu şartlar altında sosyal çevresinde gerçekten tüm gerekli kapıları çalıp maddi destek aramış lakin bulamamış kişinin en zaruri ihtiyaçlarını giderebilmesi adına bankalara yönelmesi doğru mudur? Yani bankadan ihtiyaç kredisi çekmek “açlık ve yokluk durumunda hayatta kalacak kadar domuz eti yemek helal” durumuna benzetilme düşüncesi sağlıklı mıdır?
Cevap
Benzer fetvalar
Değerli kardeşim, memleketimiz ve bütün dünya çetin bir fırtınanın içinde can ve mal derdine düşmüştür. Allah Teâlâ akıbetimizi hayır etsin. Bütün insanlığı kötü sonlardan muhafaza buyursun, gelişmelerden ibret almayı hepimize nasip etsin. Piyasada büyük bir para daralması olduğu ve daha da artarak devam edeceği muhakkaktır. Bunun sonucu olarak da bankalar üzerinden çare arayışları olacaktır. Faiz, Allah’ın en büyük haramlarından biridir. Normal piyasa şartlarında kuruşu için bile ruhsat verilemez. Mevcut olağan üstü ve ulusal hatta evrensel durum karşısında devlet bankalarının vatandaşları rahatlatmak için vereceği kredilerin caiz olması ile alakalı olarak şunu söyleyebiliriz: a- Böyle büyük ve yaygın bir afetle bağlantılı konuda DİN İŞLERİ YÜKSEK KURULU’nun vereceği fetva ile amel eden biiznillah vebale girmez. Sıkışmış olanlar kurulun kararlarını izleyebilir. b- Bizim şahsi kanaatimiz ise AÇ VE AÇIK denecek düzeye düşmeden faizli bir kurumun kapısında olmak caiz değildir. Dinimiz mesela domuz etini de haram etmiştir ama ölümle burun buruna gelene bir ruhsat vermektedir. Bu da ona benziyor zannederiz. Herkes kendi durumunu ve zaruretin oluşup oluşmadığını takdir etmelidir. Birbirimizin vebali ile ahirete gitmenin anlamı yoktur.
Tarihte yaygınlığı açısından bir benzeri görüldüğünü zannetmediğimiz büyük ve yaygın bir bela ile yüz yüzeyiz. Sonrası ne olacağı da belli değildir. Bir kira meselesini konuşuyoruz ama biiznillah afetin sağlık bölümü düzeldikten sonra ekonomik ve sosyal olarak ortaya çıkacak muhtemel afet neler getirecek, altından nasıl çıkılacak bilemiyoruz. Büyük uluslararası oluşumlar hatta devletler çökebilir, yeni bir dünya düzenine gidilebilir. Dileriz Rabbimizden ümmetimizin hayrına olan sonuçlara yürümüş olalım. Bu borçlar konusunda, devletin üreteceği çözümün şart olduğu kanaatindeyiz. Şahıslar olarak çözüm üretmemiz zor gibi durmaktadır. Devlet bir kural belirler, o kurala herkes razı olur. İdeal olan budur. Borç konusu bu olaydan önce de gevşek tutulan bir konuydu. Bankalardan başka kimsenin alacağını vaktinde tahsil edebildiği söylenemezdi. Şimdiki durum ise ödeyebilecek olanların durumunu dahi riske atmış görünmektedir. Biz şunu bilir ve söyleriz: Ahirete iman edenler için bir insana borçlu olmak ve ahirete gitmek büyük bir risktir. Kişi mezara konsa bile borcuna karşı rehin kalacağını bizzat Peygamber aleyhisselam efendimiz haber vermiştir. O kadar ki, önüne getirilen cenazelerin borcu olup olmadığını sorarak cenaze namazlarını kılmıştır. Borcu bulunduğunu öğrendiği cenazenin namazını kılmayıp “arkadaşınızın namazını kılın” dediği olmuştur. Borç bizim için bu kadar önemli bir sorundur. Elbette bugün yaşanan bu büyük afet üzerinden bir değerlendirme yapılacaktır ama herkesin yine de kalbine danışması gerekir. Ortada bir ahiret endişesi vardır. Borç vermek, bilhassa böyle zamanlarda insanların ihtiyaçlarına borçla da olsa yardım etmek büyük bir fazilettir. Dinimizin ibadet dediği şeylerdendir. Bu da unutulmamalıdır. Öte yandan, alacaklının zora düşmüş borçluya kolaylık sağlaması, süresini uzatması dinimizin bize “sevap kazanma yollarından” biri olarak gösterdiği bir ibadettir. Herkes imanı kadar bu yolu yürüyecektir şüphesiz. Malın insandan değerli olduğu bir dünyada bunu gerçekleştirmek ancak Allah’ın lütfettiği kullarından olabilenlerin işi olsa gerek. Durum ne olursa olsun, borç bir haktır. Nakit alınan borç, bir ticaretin bedeli olan borç veya kira gibi anlaşmalardan kaynaklanan borç hangisi olursa olsun borç dinimizin boynumuzdaki en ağır yüklerden biri olarak bize gösterdiği bir sorumluluktur. Bu bir iman testine dönüşürse herkes imanı kadar başaracak demektir. Bir yandan da borçluların mevcut durumu suiistimal etmeleri gerçeği vardır ki, iyinin kötüden ayırt edilmesi çok zor bir karışıklık olacak bu. Allah’a sığınır ve akıbetimizin hayır olmasını dileriz.
Evet, büyük bir felaket geçirdik. O felaketin büyüklüğü kadar da dert getirdi ardından. Allah yardımcımız olsun. Ölen kardeşlerimize rahmet etsin. Hastalarımıza şifalar versin. Yakınlarını kaybeden kardeşlerimize sabır versin. Âmîn. Böyle büyük bir felaketin ardından dört noktadan sarsılmamaya dikkat etmemiz gerekiyor: Allah’a imanımız ve dinimiz üzerinden şeytan ve ona yataklık edenler bizi eritmeye çalışabilirler. Başımıza bu kadar büyük bir felaket geldikten sonra bir de “Bu kader miydi değil miydi?” türünden, şu andaki acıya bir çare olmayacak tartışmalara çekilmemiz ne depremle vurulmuş kardeşlerimize ne de onları ekranlarda izleyenlere bir fayda sağlamayacaktır. Sadece boş konuşmalara dalıp imanımızı ve dinimizi daha zayıf bir noktaya çekecektir. Bu da bile bile zarara girmektir. Bir kere olayın şokundan kurtulmuş değiliz. Yapmamız gereken çok acil işlerimiz var. Böyle konularla ne vakit ne de enerji israf edemeyiz. Psikolojimiz bizi ayakta tutan en önemli kaynağımızdır. Şehirleri harap eden böyle büyük bir felaketin önünde direnebilecek insan maneviyatı neredeyse yoktur diyebiliriz. Depremden öncesinde de gergindik zaten. Sürekli deprem izleyerek, konuşarak, tartışarak, yorumlayarak kendi yaramızı kanatıp duruyoruz. Biraz kendimize ve beynimize acıyıp dinlensek daha iyi olur. Evet, acının içindeki kardeşlerimiz ölümlerden ölüm beğenecekleri bir fırtınanın içindedirler ama insan en acılıdan ise acılıyı tercih edebileceği bir mantık üzerinde yaşamalıdır. Birbirimize merhametimiz olmalıdır. Boşboğazlığımız, her söze inanıyor olmamız, kör kuyuya kör taş atmamız asla Müslümanca değildir. Böyle zor zamanlarda ekmek ve su kadar belki de daha fazla morale ve manevi desteğe ihtiyacımız vardır. Din ve mal üzerinden hatta namus üzerinden ortaya atılan şayialarla meşgul olunması bir seviyesizliktir. Birbirimize moral kaynağı olmak borcumuzdur. Ekonomimiz yani mal bağlantılarımız bir depremle olduğu gibi gidebiliyor veya gitme noktasına gelebiliyor. Rızkın Allah’tan olduğuna iman ediyoruz ama rızık yollarını açmak da bizim görevimizdir. Bu nedenle birbirimizin ekonomik ihtiyaçlarına karşı daha ciddi olmak ve her şeyimiz gitmiş olsa dahi “canımız sağ kaldı ya” diyebilmeliyiz. Ekonomiyi her şey görmek, bu felakette sağ kalanla ölen arasında hiç fark yokmuş gibi zannetmek olmaz mı? Ve çok önemli bir nokta da şudur: Milyonlarca insanın himayesinde olduğu bir devleti sokak ağzı ile yıpratmak, değersizleştirmek insanın kendi bastığı dalı kesmesi olur. Evet, devletin de yetersiz olabileceği an ve durumlar olabilir ama bir vatandaşın bir isteği gerçekleşmedi diye devleti bitirmek çok insafsızca ve anlamsız bir iştir. Devletin de neticede bizim gibi insanlardan oluştuğunu, biz ne isek devletimizin de o olacağını düşünememek yanlıştır. Dilerim Allah Teâlâ böyle felaketlerle bizi bir daha yüzleştirmez ve bize basiretli işler yapmayı nasip eder. İbret alınmayan her felaket yenisini çağıran bir işaret olur maazallah. Allah milletimize rahmet etsin. Akıbetimizi hayır etsin. Âmîn.
Ateşle benzini bir araya getirmekten ne kadar risk doğacaksa sizinki en az o kadar riskli olacaktır. Yardım da yapmayın, bankayı da ihya etmeyin. Allah'a emanet olun.
Şu dünyada her ne gerçekleşirse onun karşısında muhakkak mü'min farklıdır. Zira mü'min olayları iki boyutuyla yaşar. Bir boyutunda bu dünya vardır ki onda diğerleri ile aynıdır. Bir de ahiret boyutu vardır. O boyutu başkalarından farklı olarak hisseder ve yaşar. Buna dünyanın akıbetini ahirette görme boyutu da diyebiliriz. Hiçbir mü'min, Peygamber aleyhisselamın beyanı ile ayağına batan bir dikenden bile istifade etmeden bu dünyadan gitmez biiznillah. Her ne kadar mü'min de kâfir gibi bu dünyanın olaylarında canını, malını ve yakınlarını korumak için tedbirler alsa da sonuç olarak bu fark kaybolmaz. Biz mü'minler olarak farklıyız. Bu farkımızı şu noktalarda izleyebiliriz: Bakışımız farklıdır. Onlar belayı sadece bir virüse yaslayıp onun üzerinden konuşur ve plan yaparlar. Biz ise virüsü onlar gibi bir kaynak görmekle beraber, bizi yaratıp bize hükmeden Rabbimizin bizden ne murat ettiğini de düşünürüz. Bela büyüdükçe bizim de imanımız büyür. Sabrımız büyür. Akidemiz güçlenir biiznillah. Biz ilaç üzerinden tedavi, karantina üzerinden korunma yaparız. Bunu onlar da yapar ama bizim bir de bizi yaratan Rabbimize itimadımız vardır. Onun bizi koruyacağını hesap ederiz. Böylece hastalık gelmeden hasta olacak acizliğe düşmeyiz. Bizim dışımızdakiler doktora ve ilaca dayanır. Doktoru kaybettiğinde umudu biter. Bizde ise ölürken bile aciz ve pasif kalmak yoktur. Umudumuz sonsuzdur. Dünyanın yıkılışını izlerken bile elimizdeki fidanı dikmeye çalışan bir anlayışımız vardır. Biz de hasta oluruz onlar da hasta olur. Onlar iyileşir veya ölür dosyaları kapanır. Bizde öyle olmaz. Hastalıkta çektiklerimiz bize sevap olarak yazılır. Zarar üzerinden bile kâr etmiş gibi oluruz. İyileşirsek de şükrederek kazanmış oluruz biiznillah. Sabır bizim kazanç kaynağımız olmuş olur. Çünkü sabrımız Allah içindir ve Allah iledir. Sağlık ve afiyetimiz üzerinden geçirdiğimiz bu süreci kendimize ders durumuna getirir ve kazanırız. Onlar ise konuyu sadece ekonomi üzerinden değerlendirirler. Bu da aramızdaki kapanmaz farklı bir açıdır. Belalar bizde yardımlaşmayı ve kardeşliği öne çıkarır. Onlarda ise bencilliği ve canını kurtarmayı güçlendirir. Bu da büyük bir farktır. Ölenimizin şehit olduğu, kalanımızın günahlarından tevbe edip Rabbine yöneldiği bir dünyada kim bizim gibi olabilir, kim iman etmenin tarif edilemez lezzetine ulaşabilir? Ne büyük nimettir iman, ne üstün meziyettir mü'min olmak! Elhamdülillah. Yerler gökler dolusu elhamdülillah.
Selamünaleyküm. Siz mesul olmazsınız ama bereketsizlik sizi de vurur.
banka konusundaki diğer fetvalar
Biz de kullanılabilir biliyoruz ama ayrıntısına vakıf değiliz.
Öyle bir camiye CAMİ denmesi için şahit gerekir zannederiz ama siz yine de cami düşmanı gibi durmayın karşısında. Ayrıntıyı bilmeyenler için bir cami düşmanlığı, bölücülük zannedilebilir. Orada aktif görev almanız da benimseme niteliğinde olacağı için ortada kalın, zorunlu durumlarda bulunun orada. Allah Teâlâ yardımcımız olsun.
Tasadduk ederek o vebalden kurtulmak olmaz. İstiğfar edin ve girip çıkmaya mesafe koyun.
Paranın faiz olan bölümünü kullanmayarak iyi yapmış olursunuz. Onu ihtiyaç sahibi birine vermeniz doğru olur. Allah yardımcınız olsun.
Zorunluluk olarak önünüzde duruyorsa sürdüreceksiniz, bunda mesele yoktur. Ayrıntısında ise sadece faiz sorunu yoktur, fıkıh açısından helallik konusunda mütereddit olduğumuz bir meseledir BES meselesi.
Adınızın kâğıt üzerinde de olsa harama alet edilmesine izin vermemelisiniz. İsminizi sildirin. Faiz, bu asrın belasıdır. Hepimizin imtihanı durumundadır. Takatımızın yettiği kadar ondan uzak durmaya çalışacağız.