Fetva Meclisi
Soru
Cemaatle namaz kılarken, imamın sesli okuduğu bir namazda imam kıraatte hata yaptı. Ben de sesli şekilde düzeltmeye çalıştım ancak imam, kendi sesinden dolayı benim sesimi duymadı. Namazımız kabul olur mu?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm.Namaz içinde hatırlasa idiniz sehiv secdesi yapardınız, şu anda namazınızı tamamdır, bir şey yapmanız gerekmez.
Selamünaleyküm. Namazın kabulünde sıkıntı olmaz. Sehiv secdesi yapar.
Selamünaleyküm. Namaz kılmakla kıldırmak arasında namaz olarak fark yoktur. Şeytan sizi sevap kaçırmaya sevk etmesin; cemaat olup kılın, çekinmeyin. Cemaatle kılınmasa da namaz namazdır ama siz cemaat olun. Daha bereketli bir namaz eda edersiniz. Dua ediniz bize.
Selamünaleyküm. Fatiha'nın sadece üç ayeti sessiz okununca namaza zarar vermez. Diğer okumanızdan dolayı da namaza zarar gelmez.
Takke ile namaz kılmak namazın farzlarından değil bu ümmetin yerleşik kültüründendir. O kültür de muhteremdir. Namazın cemaatle kılınması ise şeriatımızın temel esaslarındandır. Cemaat olma uğruna baştaki takke değil başlar bile verildi asırlardan beri. Kıraati yerinde biri ise başının açık olması ne onun ne sizin namazınızın kabul olmasına etki eden bir durum değildir. Allah Teâlâ kabul buyursun.
Hayır, bu durumun namazın kabul olmasına engeli yoktur. Allah Teâlâ mübarek etsin.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Büyük büyük isimlerin etrafında mini mini işlerdir bunlar. İhlaslı ve yürekten bir Fatiha suresi ile dağlar yerinden oynar ama bu taktikler melekleri hareketlendirmez. Allah yardımcımız olsun. Elbette denize düşen köpüğe sarılır fakat işin ölçüsünü de kaçırmamak gerekiyor. Biz doğrusunu yapmaya çalışalım. İyi halde iken Yasin'e sarılalım ki, halimizi kaybedince Yasin işe yarasın. Selam ve dua ederim.
Tirmizi'nin ve diğer muhaddislerin rivayet ettiği bir hadiste Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, Allah Teala'nın verdiği nimetin izini kulunun üzerinde görmekten razı olacağını bildirmektedir. Eğer Allah Teala, bir kuluna orta halli bir araç edinecek kadar nimet verdiyse onun üzerinde o nimet görülmelidir. Lüks bir araç edinecek kadar nimet verdiği kulu da lüks araç edinmelidir. Uygun olan budur. Şu ayrıntıyı da kaydetmemizde yarar olacaktır: Zekât ve benzeri hakların çıkarıldığı bir malı konuşuyoruz. Farz olan ödemeleri yapılmamış veya kul hakkı ile elde edilmiş mesela işçinin haklarından kısılarak kazanılmış bir malı gündem bile yapamayız. Bu bir. İkinci olarak da mubahlar, kulun dilediği gibi kullanabileceği alanlardır. Kul, mubahtan ötürü hesap vermez. Ama ölçüsü şaşırılmış bir mubah mubah olmaktan çıkar. Bugün Müslümanlar olarak içine düştüğümüz çıkmazların başında mubah azmanlığı gelmektedir. Hakkı verildikten ve azdırmadıktan sonra hiç bir nimet Müslüman'a çok değildir. Müslüman, lüks villada otursun ama evini dininin hizmetine açsın. Ensar evi yapsın onu. Evinde ilim halkaları kurulsun. Müslüman'ın yazlığı olsun, kışlığı olsun ama gittiği yeri şeriatı ile gitsin. En lüks araçlardan birine binsin binmesine de, o araçla cihad edebilsin, o aracı binsin; araç onu binmesin. Allah yardımcımız olsun, elimizi, ayağımızı korusun.
En doğrusu ve en kurtarıcısı, namazın borcundan kurtulmaktır. Üç kerahet vakti dışında nerede ve ne zaman olursa olsun, bir vakit, bir günlük gibi ayrıntılara girmeden kaza etmek ve kurtulmak gerekir. İlla bir günlük diye bir engelimiz yoktur. Fırsat buldukça ardı ardına bir günlük, bir haftalık da kılabileceği gibi bir vakit de kılabilir. Önemli olan şudur: İnsan kaç vakit sabah namazı, kaç vakit öğlen namazı borcu olduğunu hesaplayıp o borçlardan sayı olarak kurtulmaya çalışmalıdır. Tabii, sünnet namazların kaza edilmediğini biliyoruz.
Cemaatle kılınan bir namazda, imamla imama uyanın kıldığı namazların aynı olması gerekiyor. Siz yatsı namazına niyet ederken imamınız teravihe niyet etmiş. Buna göre aradaki niyet farkından dolayı sizin kıldığınız namaz olmamıştır. O namazı yeniden kılınız. Allah amellerimizi kabul buyursun.
Keffaret, başlanmış bir orucu kasten kesmeye verilen cezadır. Hiç niyet edilmemiş bir oruç için sadece o günün kazası tutulur. Ancak bu şu demek değildir: 'Oruca niyet etme, cezadan da kurtul!' Böyle bir düşünce ağır bir hatadır. Gerçekte ise durum şudur: Müslüman, başladığı bir orucu bozduğunda hata işlemiştir. Bu hatanın affolması için de altmış gün peş peşe oruç tutar. İnşaallah hatası da affolunur. Ama hiç oruca niyet etmeyenin yaptığı işin anlamı, Ramazanın azametini yok saymaktır ki, onun için altmış gün keffaret tutarak kurtulma emeli yoktur. O altmış gün oruç tutmaktan daha büyük istiğfarlar etmeli, kurumayan gözyaşları akıtmalıdır. Meselenin özeti budur. Allah Teala nefislerimize uymaktan hepimizi muhafaza buyursun.
Haccın farz olması, bir iki yıl ertelenmesine mani değildir. Yeter ki bu erteleme ihmal ve gereksiz görme gibi bir nedene dayanmasın. Allah'a emanet olunuz.