Fetva Meclisi
Soru
Ramazanda o güne niyet etmeyip o günkü orucu tutmamanın hükmü kazayı mı gerektirir yoksa 61 gün tutmayı mı?
Cevap
Benzer fetvalar
Tutulmayan orucun yerine KAZA yapılır. KAZA, tutulamayanı eksik veya fazla yapmadan aynıyla tutmaktır. Bir güne bir gün iki güne iki gün şeklinde. Eğer oruca niyetlendikten sonra caiz olmayacak bir şekilde yeme içme veya cima yoluyla oruç bozulursa bu bozmanın cezası olarak KEFFARET devreye girer. KEFFARET altmış gün peş peşe oruç tutmaktır. İlave olarak da kaç günün orucu bozulmuşsa o da ilave edilir. Ramazan gününün orucuna hiç niyet etmemek, günü oruçsuz geçirmek ise keffareti gerektirmez. Çünkü keffaret, sözkonusu günahın cezasına katlanıp ondan kurtulmaktır. Hiç niyet etmeme kabalığını keffaretin kaldırması mümkün değildir. Onu yıllarca süren göz yaşları ve büyük bir tevbe paklayabilir. Sonra da tutmadığı kadar orucu kaza eder. Allah Teala nefislerimize uymaktan bizi muhafaza buyursun.
Selamünaleyküm. Kefaret, sadece Ramazan ayı günlerinde oruç bozan içindir. Ramazan Ayı dışında hangi oruç olursa olsun böyle bir ceza yoktur. O bozulan günü kaza etmek yeterlidir. İstiğfar etmeyi de unutmamak gerekir.
Böyle bir gerekçe ile oruca niyet etmemek olamaz. İş yoğunluğu oruca mani değildir. Evet, niyet etmezseniz kefaret değil kaza etmeniz gerekir ama büyük bir günaha girersiniz, hayatınızın bereketini giderirsiniz maazallah.
a- İbadetin aslı niyettir. Niyet edilmedikçe ibadet olmaz. b- ..se,..sa ile niyet olmaz. Kalben 'karar verdim, kesin' denen şey niyettir. c- Oruca imsak vaktinden önce niyet edilmesi esas olan uygulamadır. d- Ramazan orucu, sabit bir gün için adanmış adak orucu ve nafile oruçlar için KUŞLUK VAKTİNE KADAR niyet edilebilir. e- Kuşluk vaktine kadar niyet edebilmek için imsak vaktinden sonra orucu bozacak bir şey yapmamış olmak gerekir. f- Ramazan orucunun kazası, keffaret oruçları, bozulan bir orucun kazası oruçlarında ise İMSAK VAKTİNE KADAR niyet etmek şarttır. g- Ramazan günü oruca niyet etmediği için gündüz yemek yiyen kebair (büyük) bir günah işler. Keffaret ise gerekmez. Çünkü keffaret, başlanmış bir ibadetin bozulmasına yönelik bir cezadır. O kişinin büyük bir tevbe ile Allah'a yönelmesi gerekir.
Ramazan ayında oruç tutmak farzdır. Müslüman olanın bu farzı yerine getirmesi gerekir. Bir Müslüman özrü olmadığı hâlde, Ramazan ayında oruca niyet etmeyerek yiyip içerse tutmadığı günlerin orucunu gününe gün kaza etmesi gerekir, kefaret lazım gelmez. Çünkü kefaret, oruç tutmamanın değil, başlanan orucu bozmanın cezasıdır. Hiç niyet etmediği için, kefaret gibi bir ceza ile karşılaşmıyorsa da samimi bir tevbe etmedikçe kendisini Allah’ın azabına müstahak hâle getirecek bir suç işlemiş olmaktadır. Hem tevbe etmeli hem de acilen tutmadığı günler kadar kaza orucu tutmalıdır.
Eğer, bayılma ve benzeri orucu bozmayı mübah kılacak düzeyde bir sıkıntıdan dolayı bozdu iseniz bu oruçları sadece kaza etmeniz yeterli olurdu. Kazaları da tutmuşsunuz. Ağır bir zorunluluk nedeni ile değilse bozmalarınız keffaret tutmanız gerekir. Buna göre: • Bu hatanız için tevbe edin. Allah’ın affını dileyin. • Ard arda ALTMIŞ GÜN hiç ara vermeden oruç tutun. İnşaallah bu kadarı yeterlidir. Allah Teâlâ mağfiret etsin, kabul buyursun.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Sattığınız bir daireyi satın alanın parasının kaynağını araştırmanız gerekmez. Meseleyi takva açısında ele alacak olursanız o başka. Allah'a emanet olunuz.
Cemaatle kılınan bir namazda, imamla imama uyanın kıldığı namazların aynı olması gerekiyor. Siz yatsı namazına niyet ederken imamınız teravihe niyet etmiş. Buna göre aradaki niyet farkından dolayı sizin kıldığınız namaz olmamıştır. O namazı yeniden kılınız. Allah amellerimizi kabul buyursun.
Âlimler, göze damlatılan ilacın orucu bozup bozmayacağı konusunda ihtilaf etmişlerdir. Bozmayacağını söyleyenlerin görüşü daha ağır basmaktadır. Eğer zaruri bir tedavi görüyorsanız ilacınızı damlatın. Kaza etmeniz de gerekmez. Geciktirilebilir bir tedavi ise oruçlu olmadığınız saatlere erteleyin ilacı kullanmayı; kalbiniz rahat etsin. Herhalukârda inşaallah göz damlasının oruca zararı yoktur. Geçmiş olsun.
Tirmizi'nin ve diğer muhaddislerin rivayet ettiği bir hadiste Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, Allah Teala'nın verdiği nimetin izini kulunun üzerinde görmekten razı olacağını bildirmektedir. Eğer Allah Teala, bir kuluna orta halli bir araç edinecek kadar nimet verdiyse onun üzerinde o nimet görülmelidir. Lüks bir araç edinecek kadar nimet verdiği kulu da lüks araç edinmelidir. Uygun olan budur. Şu ayrıntıyı da kaydetmemizde yarar olacaktır: Zekât ve benzeri hakların çıkarıldığı bir malı konuşuyoruz. Farz olan ödemeleri yapılmamış veya kul hakkı ile elde edilmiş mesela işçinin haklarından kısılarak kazanılmış bir malı gündem bile yapamayız. Bu bir. İkinci olarak da mubahlar, kulun dilediği gibi kullanabileceği alanlardır. Kul, mubahtan ötürü hesap vermez. Ama ölçüsü şaşırılmış bir mubah mubah olmaktan çıkar. Bugün Müslümanlar olarak içine düştüğümüz çıkmazların başında mubah azmanlığı gelmektedir. Hakkı verildikten ve azdırmadıktan sonra hiç bir nimet Müslüman'a çok değildir. Müslüman, lüks villada otursun ama evini dininin hizmetine açsın. Ensar evi yapsın onu. Evinde ilim halkaları kurulsun. Müslüman'ın yazlığı olsun, kışlığı olsun ama gittiği yeri şeriatı ile gitsin. En lüks araçlardan birine binsin binmesine de, o araçla cihad edebilsin, o aracı binsin; araç onu binmesin. Allah yardımcımız olsun, elimizi, ayağımızı korusun.
Ramazan ayında oruçlu iken eşi sert mizaçlı bir kadının dilinin ucuyla yemeğin tuzuna bakması orucu bozmaz denmiştir. Yine de orucun ve Ramazanın azametini zedeleyecek gevşekliklerden uzak durmaya gayret edelim.
Büyük büyük isimlerin etrafında mini mini işlerdir bunlar. İhlaslı ve yürekten bir Fatiha suresi ile dağlar yerinden oynar ama bu taktikler melekleri hareketlendirmez. Allah yardımcımız olsun. Elbette denize düşen köpüğe sarılır fakat işin ölçüsünü de kaçırmamak gerekiyor. Biz doğrusunu yapmaya çalışalım. İyi halde iken Yasin'e sarılalım ki, halimizi kaybedince Yasin işe yarasın. Selam ve dua ederim.